12 Eylül’e Borçlu Olanlar

0
126

Baykal Erdoğan’a “Madem askeri darbelere karşısın gel de şu 12 Eylül Askeri Darbesi’nin sorumlularının yargılanmasının önünü açalım” dedi. Erdoğan’ın verdiği cevap çok ilginçti: “Sulu şakalar yapmayın!” Baykal; “Ciddi diyorum, konuyu görüşelim” deyince ortalık karıştı ve tartışmanın seyri değişti.
Hürriyet yazarlarından Bekir Coşkun (25 Haziran) ile Ertuğrul Özkök’ün (25 ve 26 Haziran) yazıları konuyu tartışmak için epeyce ipucu sunuyor.
Bekir Coşkun “Darbe” başlıklı yazısında 12 Eylül Darbesi’ni hangi hukuk ile yargılayacağız, diye soruyor. 12 Eylül’ün Anayasası ile mi? 12 Eylül Anayasası ortadan kalkarsa ne hükümet, ne cumhurbaşkanı ne de partiler kalır, diyor. 12 Eylül Darbesi’nin sorumlularını yargılama hususundaki en önemli güçlük olarak ise bugünün aktörlerinin hepsinin varlıklarını 12 Eylül Darbesi’ne borçlu olmalarını görüyor.
Bugünün aktörleri bir insan silme operasyonu sonucu ortaya çıkıyor. 12 Eylül sendikaları, üniversiteleri ve sivil toplum örgütlerini, kadın ve gençlik kolları ile kökleri olan siyasi partileri yokederek sinmiş bir halk ve gençlik yaratırken ortalık tarikatlara, A. Gül ve Erdoğan gibi insanlara kaldı, diyor. Böylece son araştırmalardan birine göre gençliğin Abdullah Gül’ü örnek almasına da bir açıklama getirilmiş oluyor.
Aynı Gazete’nin Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, aynı gün aynı konuyu hem de varlığını 12 Eylül’e borçlu olduğunu yazarak tartışıyor. Özkök konuya balıklama dalıyor: “Yine aynı teraneler, aynı dolduruşa getirmeler tedavüle sokuluyor. Neymiş, 12 Eylül’ün hesabı sorulacakmış. Yani niyetleri Evren Paşa’yı bu yaşında hapse attırmak. Sayın Başbakan, lütfen bu dolduruşlara gelmeyin” diye yazıyor.
Özkök kendi hayatını darbecilere borçlu olduğunu ifade ederken 12 Eylül’de başkalarının da öldüğünü hatırlıyor. O ölümlere “çok üzüldüm, kahroldum” diye yazıyor. Niye ve nasıl üzülüp kahrolduğu yazısından anlaşılamıyor.
Özkök’ün yazısını okumuş olmalı ki, Evren sabahın yedisinde onu arıyor. Beraberce Baykal’ın önerisini konuşuyorlar. Evren; “beni halk yargılayabilir” demeye getiriyor ve eğer halk onun yargılanmasını isterse bunu alnına sürülen bir leke olarak algılayıp intihar edeceğini de belirtiyor. Evren mesajını generallere verirken, 12 Eylül Darbesi’ni TSK’nin bütün mensuplarının uyguladığını belirtiyor ve bir de Anayasa’da 12 Eylül darbecilerilerinin yargılanamayacağı yolundaki hükmünü hatırlatıyor.
Yukarıda ifade ettiğimiz gibi birbirine karşıt görüşler ileri süren iki Hürriyet yazarı ile Evren’in demeci birbirini tamamlıyor. Bugünün aktörleri varlıklarını 12 Eylül’e borçludurlar. Son günlerde gerek yolsuzluklar konusunda gerek Kürt meselesinde gerekse de darbe konusunda olumlu tutumlar içinde gördüğümüz Baykal da yakın zamana kadarki tutumlarıyla tas tamam 12 Eylül’ün ürünüydü. CHP; 12 Eylül tarafından öylesine yeniden örgütlenmişti ki, yakın zamana kadar MHP’den ayırdedilemez hale gelmişti. Baykal bu politikaların sadık uygulayıcısı olmuştu.
Ancak Baykal’ın önerisi ne niyetle yapılmış olursa olsun Ergenekon operasyonlarını teşhir etmek için olanak sağlıyor: Maksat darbeleri engellemek ise işe gerçek ve somut bir darbe ile başlayalım. Erdoğan ise; “sululuk yapmayalım” diyor.
Varlığımı 12 Eylül’e borçluyum, diyenlerin başını Özkök çekti. Ona hemen eski MHP’li Agah Oktay Güner katıldı. Hem de 12 Eylül Darbesi döneminde hapse atılmış olduğu halde. Zaten lideri Alpaslan Türkeş de o dönemde: Fikirlerimiz iktidarda, biz hapisteyiz, demişti. İşte 12 Eylül CHP, DSP gibi partileri de kendi çizgisine yani Türkeş’in hapishanede iken “fikirlerimiz iktidarda” dediği MHP çizgisine sokmuştu.
Baykal’ın daveti gene de çok önemlidir. Bu davet darbeciliğe karşı mücadele adı altında özel hesaplar yürüten sözde demokratları sap gibi ortaya çıkaracak nitelik taşıyor. Bugün sözde darbeciliğe karşı mücadelenin başını çekenler kimler?
Zaman Gazetesi ve Fethullah Gülen. Başbakan Erdoğan. Taraf Gazetesi yazarlarından Ahmet Altan ve Yasemin Çongar. Hatta listeyi uzatmak mümkün: Büyük demokrat generallerimizden Genelkurmay eski başkanı Hilmi Özkök. Hatta sonraki başkan Büyükanıt. Şimdiki başkan Başbuğ. Hepsi de Ergenekon operasyonlarına karşı demokratlığın savuncusu rolündeler. Hangisi bugünkü konumunu 12 Eylül’e borçlu değil ki?
12 Eylül olmasaydı Gülen’in önü açılır mıydı? Gülen 12 Eylül Darbesi ile önünün açıldığını biliyordu. Çünkü Darbe sola karşıydı. Erbakan ve yakın arkadaşları içeri alınmıştı ama daha sonra AKP’yi oluşturacak kadrolara dokunulmadı. Erdoğan ve Gül gibi kadrolar yükselme olanaklarını artırdılar. Gülen ise özellikle Özal dönemi ile birlikte inanılmaz olanaklara kavuşmuştu.
Gülen hem 12 Eylül 1980 hem de 28 Şubat 1997 darbelerine destek çıkmıştı, çünkü her iki darbe de onun önünü açıyordu. Gülen özellikle 28 Şubat Darbesi sayesinde Erbakan’dan kurtulacaktı. 28 Şubat Darbesi bugün 28 Şubat darbecilerine karşı kahraman geçinen Erdoğan ve Gül’ün başına devlet kuşu gibi konmuştu. Darbe Erbakan’a siyaseti yasakladı ve Erdoğanların önünü açtı.
Çok önemli bir şey daha var. O da Taraf yazarı liberallerin 12 Eylül Darbesi ile ilgili durumları. Darbe solu yasakladığında sol adına ortalık liberallere kalmıştı. Bunlar arasında Murat Belge ile Ahmet Altan bir hayli aktif oldular. Herkes yasaklanırken onlar serbest kaldı. Ayrıca sol adına neredeyse tek onlar kaldı. Bu da yetmedi, solun onların mesajlarına duyarlı hale gelmesi için psikolojik ortamı, askeri darbe hazırladı. Yılgınlık ve umutsuzluk yaratılmadan solun onları dinlemesi zordu.
Bugün askeri darbeye en çok onlar karşı görünüyor. Hatta devrimcileri Ergenekoncu gibi göstermeye çalışıyorlar.
Evren ve diğer 12 Eylül savunucuları askeri darbeyi insanların hayatını kurtardı, diye savunuyorlar. Sağ-Sol çatışması denen sürecin bir tarafını MHP oluşturuyordu. Karşı tarafta ise devrimciler vardı. Türkeş askeri darbeyi “fikirlerimiz iktidarda biz içerideyiz” diye tanımlamıştı. Yani faşist terör ile 12 Eylül darbecileri aynı amaca hizmet ediyorlar, aynı fikirlerle hareket ediyorlardı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here