12 Eylül’den AKP diktasına varan süreçte Türkiye solu

0
661

“Kemalizm”, Ergenekon”, “Derin Devlet” derken Şeriat’a gidiyoruz başlıklı yazımda AKP’nin ülkeyi parti ve kişi diktatörlüğüne ve din devletine götürmesine niye engel olamadığımızı tartışıyordum. Konuyu 12 Eylül askeri darbesi ile birlikte ele alarak sürdüreceğim. Türkiye, emperyalist güçlerin operasyon alanıdır ve gerek 12 Eylül Darbesi gerekse AKP iktidarı Türkiye solunun zaaflarına ışık tutuyor.

12 Eylül cuntasından  AKP diktasına

Bugünkü AKP iktidarı, bundan 40 yıl önce yapılan askeri darbenin eseridir. 

12 Eylül 1980 askeri darbesi ABD emperyalizminin güdümünde gerçekleşti. AKP iktidarı da aynı yoldan kuruldu. İkisi de ABD emperyalizmi tarafından tayin edildiler. 12 Eylül darbesi ilk faşist Amerikancı darbe değildi ama kendisinden önceki 12 Mart 1971 askeri faşist darbesinden çok daha derin etkiler yarattı. 12 Mart darbesi; sol hareketi bölmek ve etkisizleştirmek amacıyla 1971 devrimci çıkışlarını gerçekleştiren Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Mahir Çayan, İbrahim Kaypakkaya gibi lider kadroları öldürdü. Orduda ve bürokrasideki sol güçleri de tasfiye etti. 12 Mart darbesinin aldığı tedbirler sol hareketin yıldırılmasına, bölünme ve parçalanma sürecine sokulmasına yetmişti. Ancak kitle hareketi darbeden sonra gelişerek çok daha büyük boyutlara ulaştı. 12 Eylül askeri faşist darbesi rejimi kurtarmak için daha geniş çaplı ve daha derin önlemler alacaktı. 

12 Eylül darbesi devrimci hareketin yaygınlığına uygun olarak daha çok sayıda devrimci öldürdü ve astı. Çok daha fazla insan hapse atıldı. Devrimci örgütlerin lider kadroları genelde 10 sene içeride tutulmadan serbest bırakılmadılar. Darbe kitlelerin sendika, dernek gibi örgütlenmesini dağıttı ve güçlü kitlesel örgütlenmelerin önüne engeller koydu. 12 Eylül öncesinde ordu ve bürokrasinin üst kesimlerinde muhalif güç yoktu fakat özellikle orduda genç subay ve astsubaylar arasında 12 Mart öncesinden daha yaygın, daha örgütlü bir devrimci birikim gelişmişti. Bu kesim tasfiye edildi. Darbe devrimci hareketin kitle tabanını zayıflatmak amacıyla toplumda bireyciliği ve dinciliği geliştirdi. Dincilik 1990 sonrası reel sosyalizmin çöküşünün ardından solun daha çok zayıflaması yüzünden, fazlasıyla gelişme olanakları buldu. AKP iktidarı halka 12 Eylül darbecilerinden daha fazla zarar verdi, daha uzun sürdü ve ülkemizi çok daha geriye götürdü. AKP ordu ve bürokraside çok daha ileri düzeyde tasfiye yaptı. Bu tasfiye uzun yollar Gülen Cemaati ile el ele yapıldı. Daha sonra 15 Temmuz Gülenci askeri darbe girişimi bahane edilerek devlet baştan aşağıya dinci esaslara uygun yeniden yapılandırıldı. Basının yüzde 95’inden fazlası iktidarın hizmetine sokuldu. Demokrasi ve laiklikten yana güçlerin sindirilmesi için bekçilik milis gücü yanında yeni baskı aygıtları kuruldu. Mafya ve dinci çeteler iktidarın iç savaş kuvveti olarak hizmete alındı. 15 Temmuz 2016 darbe girişimi döneminde de görüldüğü gibi Suriye’deki dinci çeteler de AKP’nin iç savaş güçleri arasında yer alıyor.

Olanakları değerlendiremediğimiz için bu duruma geldik

Devrimci hareketler olarak genelde kendimizi çok abartıyoruz. Mücadeleye devam etmek için gerçekliğimizi görmeye ihtiyacımız var. Türkiye solu 1971 askeri cuntasına karşı o dönemin koşullarına ölçüsünde etkili bir direniş ortaya koyabilmişti. Ancak devrimci hareket 1980 cuntası karşısında etkili bir direniş geliştiremedi ve halk hareketinin askeri darbe karşısında ağır bir yenilgi almasına engel olamadı. Türkiye solu halkın AKP iktidarı tarafından teslim alınmasına karşı mücadelede ise çok daha etkisiz ve başarısız kaldı.

Sosyalist hareket Türkiye’nin en yurtsever gücüdür. Devrimci hareket zayıfsa ülkemiz ve halkımız savunmasız demektir. 12 Eylül’den bugüne ülkemiz çok daha kötü duruma düştüyse bunun en önemli sebebi, sol hareketin bölünüp parçalanarak zayıflatılmış, ülkesine ve halkına öncülük edemez duruma gelmiş olmasıdır. 

Türkiye solu 12 Eylül rejimine karşı, dönemin halk muhalefetinin potansiyeline uygun bir güçle direnebilmiş olsaydı Türkiye’de devrim olabilirdi. Türkiye solu, ülkeyi dinci diktaya götüren AKP iktidarına karşı direnebilmiş olsaydı büyük bir inisiyatif kazanarak ülke çapında çok önemli bir politik güç konumuna yükselirdi. O zaman CHP tabanı da Kürt hareketi de bizimle olurdu. Türkiye solu etkili bir güç haline gelebilmiş olsaydı hiç değilse egemen güçler Suriye’de savaş çıkartamazlardı, IŞİD ve El Nusra gibi örgütler ortaya çıkamazdı, Türkiye’de parti ve kişi diktası kurulamazdı, ülkemiz şeriata ve etnik bölünmeye doğru sürüklenemezdi. Türkiye solu ülkesine sahip çıkamadığı için Arap ve Kürt halklarına karşı Irak’ta, Suriye’de ve Libya’da ağır suçlar işlenebildi. 

Türkiye hem 12 Eylül askeri darbesi döneminde hem de bugünkü dönemde sol hareketin örgütüsüzlüğünün ve dağınıklığının kurbanı oldu. Mücadeleyi yürütebilecek güçlü örgütler kuramadık. Sol hareket içinde gelişen grupçu kendini beğenmişliği ve rekabetçiliği aşamadık. Güçlerimizi birleştireceğimiz, birbirimizden güç alacağımız dayanışmacı bir sol yaratamadık. Bu eksiklikler aşılamadığı sürece halkımızın kötü kaderi değişmeyecek. Dün 12 Eylül askeri cuntasının kurduğu rejimi bugün AKP yıktı. Ama her şey daha kötü hale geldi. Yarın AKP rakip burjuva güçler tarafından yıkıldığında eğer Türkiye solu örgütlü, birlik halinde ve aktif  değilse hiç bir şeyin daha iyi olmasını bekleyemeyiz.

Türkiye solu aradan geçen süre boyunca maalesef başka niteliksel kayıplara da uğradı. Sol hareketin yurtsever ve anti-emperyalist perspektifi zayıfladı. Sol hareket üzerinde geliştiği, içinden yetiştiği, nefes aldığı, beslendiği yurtsever, halkçı ve aydınlanmacı geleneğe sırt çevirdi. ABD emperyalizmi Türkiye solunun 1960’lı ve 70’li yıllarda yurtseverlik bayrağını dalgalandırarak halkın devrimci potansiyelini açığa çıkarmasından çok rahatsızdı. Kimi örgütler Kemalizm’den arınma adına kimileri ise güçlenen Kürt ulusal hareketine özenerek ülkesine ve halkına ezilen ulus milliyetçiliğinin gözüyle bakmaya başladılar. Bu yüzden ağır yanılgıya düşerek AKP iktidarına yer yer destek olma tutumuna düştüler. Sol güçler halkına yabancılaştıkça halk da sağcı güçlerin etkisine girdi.

Aradan geçen zamanda sol örgütlerin çoğu kendilerini biricik devrimci görmeyi sürdürürken diğer sol güçleri daha çok küçümsedi. Sol hareket içinde propagandacılık ve hamaset arttı. Bir kısım sol çareyi Kürt ulusal hareketinin çevresinde kümelenmekte görerek, Türkiye solunun bağımsızlığını yitirmesine katkıda bulundu. Solun, bağımsız temelde birliği yolunda alternatif yaratma çabaları ise grupçuluğa karşı etkili mücadele edilemediği için başarıya ulaşamadı. 

Umut devrimci örgütlenme ve solda birliktir

AKP rejimi iktidarını içeride ve dışarıda siyasal İslam’a dayanarak sürdürmeye çalışıyor. AKP’nin siyasal İslamına Yeni-Osmanlıcılık adı verilmektedir. Siyasal İslam yükselişte değil hem dünyada hem ülkemizde düşüştedir. Suriye’de başlatılan iç savaş Suriye’nin ele geçirilmesi yerine ülkenin bazı kuzey bölgelerini işgale dönüşünce savaşın finansmanı özel ekonomik yük oluşturdu. Suriye’de sayısı yüz bin civarında olduğu tahmin edilen ve çoğu dincilerden oluşan askeri güçlere maaş ödeniyor. Devletin askeri güçleri yanında, Suriye’den taşınan bir kısım cihatçı çete ile Libya’daki iç savaşa da fiili taraf olundu. Savaş harcamalarının finansmanının Libya petrollerinden karşılanamayacağı görülüyor. Libya’dan getirilen çok sayıda insanın Türkiye’de eğitildiği bildirilmektedir. AKP, şimdi Osmanlı bakiyesi söylemiyle bazı Kuzey Afrika ülkelerinde de çok aktif görünüyor. Ama hayaller Balkanlar’da da Ortadoğu’da da Kuzey Afrika’da da çöküyor. Türkiye’de halk desteği giderek azalan rejim bir yandan uluslararası dinciliğin liderliğine oynarken aynı zamanda milliyetçiliği sömürmek amacıyla Doğu Akdeniz’deki petrol ve doğalgaz enerji kaynakları üzerinde Yunanistan, Mısır, Fransa ve AB ile dalaş içindedir. Mavi Vatan veya kıta sahanlığı mücadelesi adı verilen bu dalaşın asıl amacı ulusal çıkarları koruyor imajı yaratmaktır. Gerçeklik ise Türkiye’nin sürekli kaybediyor olmasıdır. Dış ilişkilerde yaşanan patırtı-gürültü muhalefetin baskı altında tutulmasına yardımcı oluyor.

CHP’nin içinde olduğu burjuva muhalefet dinci iktidarla karşı karşıya gelecek cesarete sahip olmadığı için sürekli kuvvetten düştü. HDP dinci iktidarla mücadelesini ezilen ulus milliyetçiliği temelinde yürüttüğü için politikasını Kürt ulusal hareketinin etkisini artırmaya yoğunlaştırdı. Bu amaçla liberallerle bir kısım Türkiye solunun yan yana getirilmesi, Türkiye solunun yurtsever ve aydınlanmacı geleneğinden uzaklaşmasına yol açtı. HDP çok önemli bir demokratik güçtür ama ondan Türkiye devrimciliğini ayağa kaldırması beklenemez. Türkiye solu, bağımsız tutumuyla kendi içinde birleşerek ayağa kalkarsa HDP de CHP de birer olanaktır. 

Türkiye ekonomisiyle, toplum yaşantısıyla başaşağı giderken halkta umutsuzluk ve tedirginlik gelişiyor. 19 yıldır süren AKP iktidarında işsiz sayısı işçilerin sayısını aşmış durumdadır. Gençliğin büyük kısmı, geleceğini yurt dışında arıyor. Gene de işçi direnişleri, kadın hareketleri, çevre hareketleri, meslek örgütlerinin direnişleri anlamındaki mücadeleler sürüyor. Türkiye dünyada eşitliğe en çok özlem duyan ve özgürlük mücadelesinde yoldaşlığa dünyada en yatkın gençlik kitlesine sahip ülkelerden biridir. Türkiye’de kadınlar militan devrimci mücadelenin en önünde giden kitlesidir. Halkın tercihi laiklik ve demokrasiden yanadır. AKP’ye karşı mücadelede milyonlarca insan bu duyarlılıkla 2007 yılında Cumhuriyet Mitingleri çağrısını önemsedi ve İstanbul, Ankara ve İzmir’de sokağa, eyleme çıktı. 2013 Haziran Direnişi’nde kitle hareketinin ışıltısı dünyayı kapladı. Türkiye’de temel sorun sol hareketin içindedir. Yoksa halk, gücünü boşa tüketen direnişlere bile ilgi gösteriyor. Yeter ki birileri kendisini göstersin ve “Ben teslim olmadım, direniyorum!” desin. Halk mücadele edecek ve güvenecek örgüt arıyor. Devrimci iradesi zayıflamış, enerjisi azalmış yorgun sosyalistler olumsuzluklara yoğunlaştıkları için halkın mücadeleden çok uzaklaştığı sonucuna varıyorlar. Halktaki ve çevresindeki mücadele potansiyelini görmek örgüte ve mücadeleye yakın olmakla doğru orantılıdır. 

Türkiye solu 1980 askeri darbesi karşısındaki başarısızlıkla ortaya çıkan ve AKP iktidarı karşısındaki çaresizlikle büsbütün belirginleşen örgüt adına 50 yıllık örgütsüzlüğü ve devrimcilik adına grupçuluğu sorgulamalıdır. Çare örgüt adına kendi kendini abartan ve sol hareketin paydasını geliştirmeyip dikkatini kendi grubunun payına yoğunlaştıran grupçu örgütler değil gerçek devrimci örgütler kurmaktır. Çare grupçu rekabetçilik değil, solda devrimci dayanışma ve birliktir. Çare devrimci örgütlülükle, devrimci düşünce ve eylemle işçi sınıfına, gençliğe, kadınlara, aydınlara gidebilmektedir. Çare Türkiye solu olarak kendi içimizde bağımsız bir tutumla birleşerek Kürt hareketiyle bağlar kurabilmektedir. 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.