SEÇİMLER YAKLAŞIRKEN GELİŞEN DURUM, OLANAKLAR VE OLASILIKLAR

0
519

* 29 Mayıs’tan beri tutsak olan arkadaşımızın 13 Haziran’da kaleme aldığı yazı elimize yeni ulaştı. Güncelliğini ve önemimi koruduğu için yayınlıyoruz.

24 Haziran’a çok az bir süre kaldı. Gerek AKP-MHP ittifakı, gerekse de Millet İttifakı ve HDP yoğun tempoda. Televizyon programları, mitingler, buluşmalar, basın toplantıları, ziyaretler derken toplum da iyice politize olmuş; aday ve partilere dönük yaklaşımları ise yavaş yavaş netleşir halde. AKP iktidarının MHP eliyle seçimleri öne alma çabası, çok açık şekilde hem kötüye giden ekonominin seçimlere dönük etkisinin engellenmesi, hem de rakiplerini deyim yerindeyse ”gafil avlama” gayesini taşıyordu. Bu yüzden MHP’li devlet Bahçeli’nin ”Seçimleri öne alalım.” önerisi AKP tarafından derhal olumlu görülüp kabul edilmişti. Böylelikle 24 Haziran, erken seçim tarihi olarak belirlenmişti. Bunda Başkanlık ve parlamento seçimlerinin mevcut iktidar açısından olumsuz olacağı öngörülen yerel seçimlerden etkilenmemesi isteğinin de yattığı söyleniyordu.

”CUMHUR İTTİFAKI”

Bu ittifak AKP-MHP ortaklığına dayanırken yanlarına BBP’yi de almaları ile üçlü bir görüntü kazanmıştı. İttifak oluşturulurken BBP cephesinden milletvekili adaylarının belirlenmesi ve sıralanması konusunda çatlak daha baştan oluşmuştu. Bununla birlikte MHP lideri Bahçeli’nin ittifak öncesi AKP ve Erdoğan’a sert ifadelerde bulunurken bir anda hiçbir şey yokmuş gibi müttefik haline gelmesi, MHP içerisinde de çeşitli tartışmalar yaratmış ve bir kısım MHP yöneticisi ile birlikte tabandan İYİ Parti’ye bir kayma yaratmıştı.

”MİLLET İTTİFAKI”

Cumhur İttifakı’nın en önemli kozu zamanda yarattığı darlıktı. Bahçeli’nin erken seçim çağrısı öncesi belli ki AKP ve MHP kendi anlaşmalarını çoktan oluşturmuş, rakiplerini ise hazırlıksız yakalayacağını zannetmişti. Geliştirilen bu hamle, düşünülenin aksine kısa zaman sonra bir ittifak daha oluşmasını sağladı. ”Millet” ismini alan bu ortaklaşmayı ise CHP, İYİ Parti ile birlikte Saadet Partisi ve Demokrat Parti oluşturuyordu. Millet ittifakına dönük en önemli eleştiri ise HDP’nin ittifak dışı bırakılması durumuydu. Gerek toplumun çeşitli kesimlerinde, gerekse de HDP kanadında bu durum rahatsızlık şeklinde ifade edilmişti. Özellikle CHP; ittifakını İYİ Parti, Saadet ve Demokrat Parti ile kurduğu için eleştiriliyordu.

”SEÇİM ÇALIŞMALARI VE DEĞİŞEN DENGELER”

Özellikle sokak, iktidarın hiç de muhalefetten beklediği gibi sinmiş, bölünmüş veya parçalı bir görüntü yansıtmıyordu. Millet İttifakı dışında kalan HDP, muhalefet tarafından belli biçimlerde sahipleniliyordu. İnce’nin Demirtaş ziyareti, ardından Karamollaoğlu ve Akşener’in, Demirtaş’ın da eşit şartlarda, dışarıda seçim çalışmalarını yürütmesi gerektiğini vurgulaması bu açıdan olumlu bir hava yarattı, denebilir. AKP’nin ve MHP’nin çabalarının aksine Millet İttifakı bu hataya düşmedi. Siyasetini HDP’nin tecrit edilmesi üzerinden kurmadı. Bunda elbette sokağın da rolü etkiliydi. Özellikle HDP’nin çalışmalarına dönük engelleme çabaları, yönetici ve adaylarının bir çoğunun tutukluluğu ve üstüne üstlük gelişen saldırılar, şiddet ve baskılar gerilemesinin aksine, sokaktaki muhalefetin de HDP’yi sahiplenmesine ve duygusal dayanışma içinde olmasına yaradı. İYİ Parti’nin kuruluşu sırasında maruz kaldığı saldırılar, nasıl ki gelişmesini sağladıysa, HDP’nin maruz kaldığı saldırılar da, hem toplumun HDP ile duygusal bağını arttırırken, hem de Millet İttifakına dolaylı bir biçimde de olsa HDP’nin de bir biçimiyle dahil olmasını, dirsek teması halinde bulunmasını sağladı. Yani kısacası AKP-MHP-BBP dışındaki tüm muhalefet sokakta-meydanlarda birleşiyordu.

”İKTİDARIN VE MUHALEFETİN YÜZÜ”

Şu zamana kadar izlenebildiği kadarıyla iktidarın yüzü asık, huzursuz; muhalefet ise coşkulu ve güleç. Başkanlık seçimlerinde Erdoğan’ı zorlayacak adayın Muharrem İnce olacağı net. İnce, verdiği demeçlerde çalışmalarına başladığı sırada seçimlerin ikinci tura kalacağını düşündüğünü fakat son zamanlarda ise ilk turda bu işi bitirebilecek coşku hissettiğini ifade ediyor. İnce çok hareketli, 100’ün üzerinde miting hedefi koymuş, tek tek gerçekleştiriyor. Gündüz halkın içinde geziyor, akşam saatlerinde ve kimi zaman da gece düzenlediği mitinglerde de coşku hat safhada gözüküyor. Topluma yüksek moral verebiliyor. Katıldığı televizyon programlarında etkili ve programı yönlendiren taraf olduğu görülüyor. Erdoğan’ı zorladığı hissediliyor. O, Erdoğan’ı değil, Erdoğan onu konuşuyor. O, Erdoğan’a değil, Erdoğan ona cevap yetiştiriyor. Uzun zamandır böyle bir lider pek görünmüyordu. Liderler genellikle Erdoğan’ın söylediklerine laf yetiştirmeye, kendini ifade etme-açıklama derdine düşerlerdi. İnce’nin ise çok açık şekilde bunun tam tersi bir performans sergilediği; aksine, Erdoğan’ın kendisini aklamaya gayret ettiği bir durum söz konusu. Bunu, kimileri, ”İnce Erdoğan’ın paçasından yakaladı!” şeklinde değerlendiriyor. Seçim sonuçları ne olur bilinmez ama şu an İnce’nin yarattığı enerjiyle, muhalefetin psikolojik olarak üstün olduğu açıkça görülüyor. Muhalefet liderlerinin genel özelliği yüzlerinin gülmesi, coşkuları, rahatlıkları. Erdoğan ise sinirli, gergin, eski rahatlığından uzak. Bahçeli ile Erdoğan arasında gerginlikler yaşandığı da çok bariz. AKP’nin son süreçte, MHP’yi, ”olsa da olur, olmasa da…” şeklinde değerlendirdiği açık. Bahçeli, azarlanan üvey evlat halinde. Bahçeli ve MHP de bu durumdan rahatsız. İttifakın üçüncü grubu BBP’nin ise ne adı var ne de sanı. AKP-MHP-BBP ittifakının gerginliği ve huzursuzluğuna karşın CHP-İYİ Parti-Saadet Partisi ve HDP kitlesinde ise coşkusu hakim.

”SEÇİM VAATLERİ”

Dolar kısa zaman önce neredeyse 5 Lirayı görmüştü. Birkaç gün içerisinde 4.30’lardan, 4.90’lara ulaşmıştı. Euro 6 Lira’ya dayanmıştı. Uzmanlar % 12- % 13’ün üzerindeki enflasyonun haneye yansıyan reel durumunun %30’lar olduğu açıklamasında bulunuyordu. Türkiye’de turizm zaten epey zamandır yerlerdeyken, üretimden uzak, kof bir sektör olan inşaatın da son bir-iki senedir deyim yerindeyse durma noktasına gelmesi; büyük inşaat projelerinin ve konut yapımının durdurulmasının da çok ciddi etkileri söz konusu idi. Ekonomi, ithalat ve tüketim temelinde seyrediyordu. Alınması gereken önlemlere Erdoğan’ın çeşitli nedenlerle ”ayak diretmesi”, Merkez Bankası’nın işleyişine müdehalede bulunması mevcut sermayeyi korkutuyor, oluşan yük, halkın sırtına biniyordu. Gazetelerde, Türkiye ekonomisine duyulan güvenin azaldığı yazıyordu. Yabancı şirketlerin Türkiye yatırımlarının bir kısmını ”Ne olur ne olmaz!” diyerek Singapur-Tayland gibi ülkelere aktararak önlemler geliştirdiği duyuluyordu. Ne yabancı ülkeler ile, ne de komşularımız ile aramız iyi. ”Sıfır sorun”dan, ”Sıfır iletişim” noktasına geldik. İlişkileri daralmış, kırılgan bir noktadayız. OHAL gibi gerekçelerle ülkedeki temel insan hakları askıya alınmış durumda. Ülke, baskı ve yasaklamalar açısından üçüncü dünya ülkeleri ile yarışır pozisyonda. Bu süreçte seçim vaatleri ise hayli konuşuluyor. AKP ve Erdoğan’ın hayata geçirdiği OHAL uygulamasını, yine seçim vaadi olarak kaldıracağını söylemesi ilginç ve bir o kadar da komik bir görüntü oluşturdu. Bozulan ekonomiyi düzeltmek için iktidarda olmaları gerektiğini söylüyorlardı. Millet Kıraathanelerinde bedava çay ve kek çok konuşulur oldu. Erdoğan bir süredir mitinglerde muhalefete laf yetiştirir halde. Yaptığı gaflar ise fazlaca dikkat çekiyor. Mitinglerde öne sürdüğü iddialar hemen ardından çürütülüyor. Son dönemdeki ”Birinci köprüyü komünistler satmaya çalışıyordu, Özal direndi!” iddiası hayli ilginçti. Konuşmanın hemen ardından ilgili video izletildi. Videoda Erdoğan’ın iddiasının aksine, köprüyü özelleştireceğim diyenin, ”Bal gibi satarım!” diyenin Özal’ın kendisi olduğu görüldü. ”Satamazsın, sattırmam!” diyen ise Halkçı Parti Genel Başkanı idi. Köprü krizinin hemen öncesindeki prompter krizi de Erdoğan’ın hayli sıkıştığını gösteriyordu. Muhalefet baştan beri Erdoğan’ın belirlediği mecrada siyaseti reddetti. Bu açıdan söylemlerini cesaretli ve güvenli bir şekilde belirledi. Örneğin Kürt sorunundaki çözüm ile ilgili, anadilde eğitim ile ilgili söylemler bu cesaretin sonucudur. Öyle ki sağcı bir geçmişle bilinen Akşener dahi bu konuda söylemini yumuşattı. İnce, ”Seçilirsem Şam’a büyükelçi atayacağım!” dedi. Akşener, ”Hemen Esad ile görüşeceğim!” dedi. OHAL konusunda hepsi de ”Derhal kalkacak!” diyor. HDP ve Demirtaş’ın yadsınmadığı bir kampanya süreci söz konusu. Erdoğan’ın ve Bahçeli’nin ısrarlı ötekileştirme çabalarına rağmen Millet İttifakı, HDP ve Demirtaş’ı ittifakın resmi olmayan müttefiki pozisyonunda tutuyor. HDP ve Demirtaş’ın da Millet İttifakı’na karşı tutumu benzer yönde. Tüm bu yaklaşımlar; AKP-MHP çizgisinin aksine, toplumda artık farklı bir yaklaşımın, duygu birliğinin ortak tutumun gelişmesine yol açıyor. Muhalefetin tutum ve söylemi, özellikle son süreçte toplumun da özlemini duyduğu demokrasi ve özgürlükleri destekler yönde. Millet İttifakı bileşenleri de, HDP de toplumu ekonomik olarak rahatlatan, sosyal refahın kuruculuğuna talip bir yaklaşım içerisinde gibi görünüyorlar. ”SONUÇ” Gerek yazılı basında, gerekse de TV programlarında görülen, AKP-MHP ittifakının karşısında bir bütün olarak CHP’sinden HDP’sine; İYİ Parti’sinden Saadet Partisi’ne tüm muhalefetin toplumda yeniden bir umut yarattığıdır. AKP ve Erdoğan çözümsüz kalmış halde; yorgunluk durumu hakim. Bu, net olarak görülse de, henüz kesin bir şekilde ”24 Haziran AKP’nin sonudur!” denilemiyor. Fakat yeniden yeşeren umut, tekrardan gelişen heyecan bile belli bir olumluluk durumu yaratıyor. İYİ Parti’nin, MHP seçmeninin ciddi bir kesimini kendi tarafına çektiği kesin. Geçen seçimlerde Saadet Partisi’ne, ”Barajı geçemez…” diyerek oy vermeyip, boş oy da kullanmamak için AKP’ye oy veren bir kısım seçmenin, bu seçimlerde tekrardan Saadet Partisi’ne oy kullanacağı ifade ediliyor. AKP’nin son birkaç senedir yönetememezlik krizinin ve Erdoğan’ın sürekli yükselen saldırgan tutumunun kendi kitlesinde de farklı eğilimler-arayışlar oluşturduğu iddia ediliyor. Bu söylem pek olasılık dışı değil. Cumhur İttifakı içerisinde AKP-MHP tartışmaları ise birlik tutumuna zarar vererek, olumsuz bir görüntü çiziyor. Mevcut durumda seçimlere dönük nicel tahminler ne denli gerçekleşir bilinmez. Anket şirketleri de, gazeteler ve TV programları da, düzenlenen mitingler de muhalefetin oylarını arttıracağı yönünde bir görünüm çiziyor. Yine de seçim olgusu Türkiye’de en tartışmalı şeylerden birisi olduğundan; kesin bir sonuç ifade etmek, net bir tahminde bulunmak zor. İçinde bulunduğumuz süreçte gelişen siyasal atmosfer, seçimlerin muhalefet açısından kaybedilmesi durumunda bile, başlı başına bir kazanım olduğunu da bize gösteriyor. Ekonomi de, yaşam da mevcut halde yönetilemiyor. Toplumda yeniden Gezi sürecindeki coşkuya benzer bir heyecan olduğu hissediliyor. Araştırmalarda gençlerin AKP’den uzaklaştığı yazılıyor. Türkiye’de aydınlık ve demokratik değerlere halkın büyük bir coşku ile yaklaştığı görülüyor. Türkiye devrimci hareketinin işte bu coşkuyla temas kurması gerekir. Bu aydınlık ve ilerici eğilimlere ilgiyle yaklaşan kesimlerle birlikte hareket etmesi, bu enerjiyi devrimci amaçlarıyla buluşturması; bu eğilimin içinde örgütlenmesi gerekir.

13.06.2018

Doğan Baran

Kandıra T Tipi Cezaevi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.