18 Dakika’da Emre Kongar’ın Düşündürdükleri

0
1047

Hamza YALÇIN

Daha önce bir kitabını (Türkiye’nin Toplumsal Yapısı) ve bazı makalelerini okumuştum. Demokrat, yurtsever ve değerli bir yazar olduğu anlaşılıyordu. Onu televizyonda (Tele1) seyrettikçe insan olarak özgün yanını görebildim ve etkilendim. Merdan Yanardağ’la birlikte kanalın en popüler programlarından 18 Dakika’yı hazırlayıp sunuyorlar. Özellikle korona dönemindeki tutumlarını gördükten sonra yazmaya karar verdim.

Emre Kongar’ın gösterişsizce ortaya koyduğu bilgisi, analiz ve hitabet yeteneği ve güçlü hafızası üzerinde durmayacağım. Beni bu özelliklerden daha çok etkileyen, insanın insanlığıdır. İnsanlar hakkında kolayca olumlu kanaatlere varan yanımı ihtiyat payı notu düşerek söyleyeyim, programlarda gördüğüm Emre Kongar’da beni en çok etkileyen onun rekabetçilikten uzak ve alçak gönüllü yanıdır. Kendimi alçak gönüllü, dayanışmacı, iddialı ve başarılı insan ilişkilerinin aşığı biliyorum. 18 Dakika programında Emre Kongar’ın rolünü çok beğendim.

Merdan Yanardağ bir süredir hastanede korona tedavisi görüyor. Korona ağır derecede etki yaptığı için 18 Dakika programlarına katılamıyor. Bu yıl 80 yaşını dolduracak olan Emre Kongar bir süredir programı arslanlar gibi tek başına götürdü. Her programı hem kendisi hem de Merdan Yanardağ adına sundu. Her programda Tele1’in merkezindeki insanı -Merdan Yanardağ’ı- öne çıkardı. Aynı zamanda Cumhuriyet Gazetesi’ne köşe yazıları yazıyordu. Bir ara kendisi de koronaya yakalanmıştı. Hastalığı ağır yaşamamış ve programına hastaneden hazırlanarak katılmayı sürdürmüştü. Emre Kongar’ın bu işte parayı gözetmediğini sanıyorum. “Paraya ihtiyacı mı var ki”, diye itiraz edilebilir. Kapitalist sistemde herkesin paraya ihtiyacı olduğu kabul edilir ve dahası, para karşılığı yapılmayan iş değersiz görülür. Ucunda şahsi beklenti olmayan işlere özenen insan sayısı azdır. İnsanların servete ve paraya “ihtiyaçları” ne yazık ki kapitalizmden daha eskidir. İlahiyatçı İhsan Eliaçık; İslam peygamberi Muhammed’in “Herkes ihtiyacından fazlasını halk yararına zekat vermelidir” deyince ümmetinden nasıl tecrit olduğunu anlatır. İsterseniz çevrenizde sosyalist geçinen insanlardan halk yararına bir faaliyet için katkı isteyip deneyebilirsiniz.

Marks’ın “En küçük toplum birimi birey değil iki insandır” görüşünü çok beğeniyorum. Bu görüş tarafsız kabul edilen bilimin dahi bireycilik üzerinde yükseldiği burjuva toplumunda çok garipseniyor. Sosyalistler bir yandan “Kurtulmak yok tek başına / ya hep beraber ya da hiç birimiz!” dizelerini tekrarlıyorken diğer yandan “hep beraber”e insan ilişkilerinden değil de etkisinde bulundukları bireycilik nedeniyle “otonom bireyler” olarak gitmeye çalışıyorlar. Otonom birey bir efsanedir ve bireycilik burjuva toplumunun insanı içine soktuğu deli gömleğidir. Marks yukarıdaki görüşü bir zamanlar taraftarı olduğu Alman filozofu Feurbach’tan almıştı. Bu görüşün ve Marks’ın meta çözümlemesinin ve başka şeyler yanında belki biraz sosyal psikoloji okumanın da yardımıyla “en küçük devrimci birim kadro değil yoldaşlık ilişkisi olmalıdır” sonucuna vardım.

Toplumda birey nasıl bir gerçeklikse devrimci mücadelede kadro da bir gerçekliktir. Fakat her ikisinin de burjuva toplumunda abartıldığını ve devrimci mücadeleye alternatif insan ilişkileri ve yoldaşlık ilişkileri geliştirmek temelinde bakılması gerektiğini düşünüyorum.

Hayran olduğum insan ilişkileri arasında Deniz Gezmiş-Cihan Alptekin, Marks-Engels, Fidel-Raul-Che var. Bu ilişkilerde Cihan, Engels, Raul ve Che bir başka dikkatimi çekiyor. Din alanına gidersek Muhammed’in en büyük şansı ve başarısını Ali gibi arkadaşlar edinmiş olması görüyorum. Mütevazı pratiğimden bakarsam Kara Harp Okulu’ndaki çalışmalarımızda başarı kazanmamızın en önemli sebebini Ömer Yazgan ile arkadaşlığımız olarak görüyorum.

Emre Kongar sonuçta burjuva dünyaya ait bir insandır, diye itiraz edilecektir. Hatta Emre Kongar’ın örnek gösterilmesinden hareketle Kemalist olduğumu “kanıtlayacak” sevgisiz ve saygısız insanlar dahi çıkabilir. Evet Emre Kongar bir devrimci değil burjuva demokratı bir Atatürkçüdür. Hatta onun hakkındaki kanaatim sadece fırsat buldukça programında seyrettiklerime dayanıyor. İnsanlarla ortak pratiğe girmeden onları kolay anlayabilen bir insan da değilim. Emre Kongar’ın 18 Dakika programında görebildiğim rolünü sadece toplumdaki ilişkilerle değil bugün sol örgütler içindeki ilişkilerle karşılaştırdığımda dahi ilgi çekici buluyorum.

Burjuva toplumunda insan ilişkileri piyasa ilişkilerinin etkisi altındadır. Çıkarcılık ve rekabetçilik insanca ilişkilerin gelişmesine büyük zararlar vermektedir. Yabancılaşmanın etkisindeki insanlar piyasada alıcı ve satıcı iki tüccar karşı karşıya gelmiş gibi birbirini mümkün olduğu kadar ucuza almaya kendini de mümkün olduğu kadar pahalıya satmaya çalışır. Karşılaşma kolaylıkla bir pazarlık ve güç mücadelesine dönüşebilmektedir. Bazen sokağa çıkar, topu topu iki-üç insan görürsünüz, eve boks veya güreş maçı yapmış gibi yorgun-argın dönersiniz. İnsanlar birbirine kendi değerlerini ispat etmek için birbirlerini egemenlik altına almaya, değersizleştirmeye çalışırlar. Birbirini aşağıya çeken, zayıflatan, ezen ve üzerine asit dökercesine eriten ilişkiler insanları birbirinden uzaklaştırmaktadır.

Mücadeleci, dayanışmacı ve güvenilir tutumlarıyla birbirini cömertçe destekleyen ve yücelten insanlar da vardır. Birbirini güçlendiren, yücelten ilişkiler, insanlar arasında güven bağları yaratır. Mücadele güven bağları yaratarak gelişir.

Emre Kongar’da çalışma arkadaşlarını cömertçe öne çıkaran bir yan görüyor ve ilişkilerimizde buna çok ihtiyacımız olduğuna inanıyorum. Günümüzde muhalif ve adaletten, özgürlükten yana faaliyetler genellikle varolma-yok olma sınırında binbir zorlukla sürdürülüyor. İnsanlar çok çabuk ümitsizliğe kapılıyor ve birbirlerinden çok kolay vazgeçiyorlar. Emre Kongar’ın bir programında yer aldığı Tele1 faaliyetinin, devrimci hareketlerle karşılaştırılamazsa da, önemli sıkıntılar yaşamış olduğunu tahmin ediyorum. Emre Kongar’ın içinde yer aldığı faaliyeti titizce ele alan, zor zamanlarda ortada bırakmayan; faaliyetin esenliği için daha aktif konumdaki arkadaşını özellikle koruyan, savunan ve destekleyen tutumunu beğeniyorum. Emre Kongar’ın bu tutumu eleştirisiz bir şekilde yapmadığını, program içinde yanlış bulduğu yerlerde sözünü söylediğini görüyor ve ilişkilerimizde bu eleştirici tutuma ihtiyacımız olduğuna inanıyorum. Merdan Yanardağ’la tartışmasını güç mücadelesine ve polemiğe dönüştürmekten kaçınmasını taktir ediyorum. Birbirimizle ilişkilerimizde bu yapıcı tutuma ihtiyacımız var. Merdan Yanardağ hasta düştüğünden beri Emre Kongar programın her girişinde hastanedeki arkadaşının durumunu anlatıyor. Kendisini arkadaşından ayrı görmüyor, sürekli kendisini arkadaşında görüyor. Emre Kongar programda bütün çalışma arkadaşlarını ve kurumu da onore etmekten uzak durmuyor. Programa baktığımda, aldığı işe titizlikle hazırlanan, çalışmasını her şart altında yürütmeye kararlı, çalışma arkadaşlarıyla ilişkilerinde olumlu hava yaratan, komplekssiz ve sorumluluk duygusu taşıyan bir ekip insanı görüyor ve beğeniyorum. Emre Kongar çalışmasını hemen yarın bırakacak olsa bile benim gözümde çok prestij edindi.

O, burjuva toplumuyla sınırlı bir insan ise biz sosyalist olarak daha iyisini yapmalıyız!

“Tele1 sonuçta CHP’nin solundaki bir yayındır, burjuva toplumunun kolayca etkisine girecektir”, diye itiraz edilebilir. Söz konusu yayının merkezi çizgisinde bugüne kadar sosyalistlere açıktan ya da alttan alta düşmanlık görmedim. Türkiye’nin ilerici birikimine sosyalizme açık bir tutumla sahip çıkmasını beğendim. Sosyalistlerle CHP’lileri, Kemalistleri ve HDP’lileri birbirlerini güçlendirecek şekilde bir araya getirme çabalarının olumlu rol oynadığını gördüm. Bunlar bizim tartışmalarımıza da uygun düşmektedir.

Modern dünyanın en uzun karanlık dönemlerinden birinden geçiyoruz. İnsanların bencillik dünyasına hapsedildiği on yıllardır faşizme karşı mücadelenin zorluklarını yaşıyoruz. 1980 yılında Amerikancı askeri cunta ülkemizin üzerinden silindir gibi geçerken can veya gelecek telaşına düşmeyip direndik. 1990 küresel karşı-devrimden bu yana dünya her gün ezilenlerin başına yıkılıyor ve ezilenler sürekli örgütsüzleştiriliyor, sol kesim çil yavrusu gibi dağılıyorken bundan “Örgütlülük bu dönemde daha çok gereklidir” sonucu çıkardık. Ümitsizliğin, teslimiyetin kol gezdiği ve insanların çıkara, itibara yönlendirildiği bu karanlık dönemde en ümitsiz görünen mücadeleye kilitlenmiş fedakar ve dürüst insanlar olarak el ele yürüyoruz. 20-25 yıldır kesintisiz hapiste yatmakta olan arkadaşlarımız var. Onlar bizim parçamızdır. Güven veren sağlam ilişkileri nerede görsek etkilenmemiz normaldir. İnsanlara sevgiyle, tarihsel bilinçle, kendimize güvenle bakıyoruz. Biliyoruz ki insanların en derindeki özellikleri sevgiye, güvene ve dayanışmaya açıktır. Devrimci saflarda çeşitli geleneklerden pırıl pırıl insanları görüyor ve onları kendimizden biliyoruz. Biliyoruz ki yüce gönüllü, dayanışmacı, mücadeleci insanlar toplumda çoktur. İçinde bulunduğumuz sömürücü sistemden arınmak, güçlenmek ve devrimcileşmek için o insanları arıyor ve o ilişkileri geliştirmeye çalışıyoruz. Onun için güzel örnekleri yüksek saygıyla, ilgiyle ve sempatiyle karşılıyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.