2016 Yılı ve İç Savaş Süreci

0
135

AKP’nin 7 Haziran seçimi saymayıp 1 Kasımda kendisini zorla seçtirdikten sonraki süreçte Rusya ile arayı bozmamaya çalışacağını öngörmüştük. Öngörümüzün tersi çıktı. Rusya soğukkanlı davranmasaydı belki de Erdoğan Türkiye’yi Rusya ile silahlı savaşa sokacaktı. Şimdi Türkiye’de devleti ve toplumu şahsi egemenliği altına almış bir diktatör ve onun iktidar hesaplarına göre gelişmekte olan bir süreç var.

ABD ve AB’nin Türkiye’ye armağanı

ABD Başkanı Clinton 21nci yüzyılda Türkiye’nin merkezi rol oynama şansı yakaladığını söylemişti.  Türkiye’den istenen; Ilımlı İslam sistemine geçmesi, Kürt meselesini ABD’nin görüşü doğrultusunda çözmesi ve gerek bölgede gerekse Avrupa ve Asya’da ABD’nin dediklerini yapmasıydı. ABD İslam’ı Rusya’ya, Çin’e ve İran’a karşı kullanmak istiyordu.

Sovyetler Birliği dağılmış, dünya alt üst olmuştu.  O zamanın yöneticileri Türkiye yöneticileri de Türkiye’nin büyük fırsat yakaladığını düşünüyorlardı. Bulgaristan, Romanya, Irak gibi Türkiye’nin çevresindeki komşuları- İran hariç- hızla çökmekteydiler. Türkiye burjuvazisine Ortadoğu’da, Balkanlarda, Kafkaslarda, Orta Asya ve Afrika’da büyük etkinlik alanı açılmıştı. Ancak  İslamı Rusya’nın ve Çin’in önünü kesmek için kullanmak isteyen ABD Türkiye yöneticilerine o zamanki sistem yerine Ilımlı İslam modelini öneriyorlardı. ABD ayrıca Türkiye oligarşisini kullanarak Kürt meselesini de kendi çıkarları doğrultusunda çözmeyi amaçlıyordu.  Kürtleri Ortadoğu’daki petrol ve doğal gaz kaynaklarının başına memur etmek istiyorlardı.

Özal ABD planına gönüllüydü ama Türkiye’nin o zamanki yöneticileri ABD’nin önerdiği Ilımlı İslam modeli ve Kürt çözümünün Türkiye’yi dağıtacağını düşünüyorlardı. Onlar da Amerikancıydı ama aynı zamanda ABD’nin niyetlerinden kuşkulandıkları için bir yandan ABD ile bağı koparmaksızın diğer yandan Rusya, Çin ve İran’ın oluşturmaya çalıştığı Avrasya İttifakı ile de temas içinde olmak istediler. Amaçları ABD’yi bir parça dengelemekti.

Özal ABD’nin Ortadoğu planlarını gayretle uygulamaya çalıştıysa da gücü yetmedi ve daha ölmeden önce tasfiye edilmişti.

ABD, planlarını uygulamak için Irak’ı işgal ederek yola başlayacağını dünyaya ilan etti. Bu amaçla Türkiye’de önemli tasfiyeler yaptı. Ecevit ve Erbakan tasfiye edildiler. Ordu üst yönetimi ABD’nin müdahelesiyle yeniden düzenledi. Sonunda seçim görünümlü bir hükümet darbesi ile  AKP iktidara getirildi. Zaten AKP’nin kurulmasının yolunu da ABD açmıştı. Yeni-liberalizmin sözcülerinden Cengiz Çandar bu süreci şu yazılarında ifade ediyor: (“24 saat önce, 10 yıl sonra, 10 gün kala…” Cengiz Çandar, 27 Mart 2009, Hürriyet; “Turgut Özal’ın Dış Politikası: Türkiye’ye 21. Yüzyıl Perspektifleri “, Cengiz Çandar : https://www.tarihtarih.com/?Syf=26&Syz=354897).

ABD ve AB Erdoğan’ın Gülen grubu ile birlikte iktidara yerleşmesi için ona güçlü bir şekilde destek oldular. Ordu üst yönetimi de Erdoğan ile Gülen iktidarına destek oldu. Böylece Erdoğan yeni liberalizmle dinciliğin bir sentezini kurmayı başardı ve Türkiye tarihinin en büyük yolsuzluk ve ahlaksızlık düzeni kurulmuş oldu. ABD ve AB bu sistemi İslam alemine model olarak sundu.

Dinci cephede bölünme ve halk muhalefeti

Türkiye halkının önemli bir kesimi mevcut iktidardan rahatsızdı. Bu rahatsızlık, tasfiye edilmiş olan eski devlet yöneticilerinin yol açmasıyla Cumhuriyet Mitingleri olarak kendisini ortaya koydu. Milyonlarca insan Türkiye’nin çok çeşitli yerlerinde iktidara karşı eylemlere katıldılar. Ancak ordu üst yönetimi Erdoğan’ın yanında yer aldı. Erdoğan ardından ABD ile AB öncülüğünde eski rejime karşı saldırıya geçti. Ergenekon operasyonları denen uygulamalar eski devletim kalıntılarını tasfiye etmek amacıyla tezgahlandılar. Türkiye solunun önemli bir kesimi Ergenekon operasyonları konusunda yanıldı ve zaman zaman AKP-Gülen iktidarının destekçisi durumuna düştü. Fakat Türkiye halkının sola yakın kesimi iktidardan rahatsızdı.

Eski devlet anlayışı tasfiye edildikten sonra dinciler birbirlerine düştü. Eski devlet anlayışının kitle muhalefeti üzerindeki etkisi kırılınca solun önü açıldı. Tek tek işçi direnişleri , 1 Mayıslar şeklinde yükselen hareket Gezi Direnişi’yle doruğa çıktı. Ancak Gezi direnişi Türkiye solunun kendi içinde birlik kuramamış olması nedeniyle iktidar tarafından kolayca safdışı edilebildi.

 

Öcalan AKP’yi iktidarda kendisinin tuttuğunu, Gezi’den de kendisinin kurtadığını söyledi. Bu görüş bir ölçüde doğrudur. AKP yıktığı devlet anlayışıyla mücadele için Kürt ulusal hareketiyle çatışmaktan kaçınmayı tercih etti. Bu tercihini Çözüm Süreci diye adlandırdı. Çözüm Süreci bir aldatmacaydı ama Kürt ulusal hareketi süreçten yararlanarak örgütlenmesini geliştirdi ve güçlendi. Diğer yandan ise AKP iktidarı yerleşik hale geldi.

 

ABD planları aslında Saddam’ı devirme noktasından ileriye gidemedi. Irak’taki direniş ABD’nin prestijini olağanüstü sarstı. Saddam düşünce yerine Şiiler geldi. Onlar da ABD yerine İran ile yakın durdular. ABD’nin elinde bir tek Kürtler kaldı. Onlar bile ABD’ye kendilerini tam teslim etmemeye önem vererek durumdan yararlanma yolunu seçtiler.

Irak’tan sonra Libya rejimi devrildi. Sonra emperyalist güçler Suriye üzerinde yoğunlaştılar. Ancak bu kez kötü çuvalladılar. Suriye İran ve Rusya’nın da desteğini alarak sıkı direndi. ABD’nin hevesleri sönmeye başlamışken Erdoğan mezhepçiliği yüzünden kendisinden istenenin ilerisine geçecekti. İŞİD, El Nusra gibi örgütler büyük ölçüde Türkiye’nin mezhepçi politikalarının sonucunda gelişme olanağı buldular. Öyle ki süreç ABD’yi ve Avrupa’yı dahi rahatsız edecek haller aldı. Bunun üzerine ABD ve AB Erdoğan’a uzak durmaya başladılar. Erdoğan’ın destek yitirmesi Gezi Direnişi için elverişli bir durum yaratacaktı.

Cemaat Gezi Direnişinin ürünlerini derlemek için 17 ve 25 Aralık tarihlerinde AKP iktidarının bazı yolsuzluklarını açığa vurdu. Ancak Erdoğan gayet insiyatifli davranarak iktidardan düşürülmesini önledi. Ayrıca bir yandan Kürt ulusal hareketiyle arasını bozmamaya çalışırken diğer yandan da Cemmat’in Ergenekon, Balyoz, Karargah gibi operasyonlarından zarar görenleri tahliye ettirerek Cemaat’e karşı saldırıya geçti.

Cemaat da tasfiye edilince iktidar karşısında tek etkili muhalefet gücü olarak Kürt ulusal hareketi kaldı.

Sovyetler Birliği’nin ve reel-sosyalizmin çökmesinin ardından Türkiye solunda bir güçsüzlük eğilimi gelişti. Türkiye solu dayanacak güç aramaya başladı. O güç Kürt ulusal hareketi oldu. Kürt ulusal hareketi ise Marksist ideolojiyi esas alma iddiasından vazgeçip sosyal demokrasi çizgisine yöneldi. Sovyetler Birliği dağıldığı için de ABD önderliğindeki sistem ile uzlaşma arayışına yöneldi. Kürt ulusal hareketi bu sayede gücünü korudu ve artırdı. Yaslanacak güç arayan Türkiye sol hareketleri Kürt ulusal hareketinin yeni yönelimlerini sorun etmedi.

Kürt ulusal hareketi Türkiye halkıyla ve dünya kamuoyu ile ilişkilerinde Türkiye solundan faydalanmaya ve bu amaçla Türkiye solunu denetim altına almaya büyük önem verdi. Türkiye solu ayrıca Kürt ulusal hareketi içindeki milliyetçi kesimlerin denetlenmesinde de rol oynadı. Kürt ulusal hareketi büyüdükçe Türkiye solunda kendisine yakın sol grupları desteklerken önderliğini tanımaya yanaşmayanları da gözden   düşürmeye, bölmeye ve yer yer de ezmeye çalıştı. Kötülemelerden biz de nasibimizi aldık.

Hareketimiz askeri darbelere karşı mücadele adı altında gündeme getirilen Ergenekon operasyonlarının içyüzünü açığa vurdu ve Gülen Cemaatinin ahlak infazlarına açıkça karşı çıktı. Bu yüzden Cemaat’in hedefindeki ilk sol gruplar arasına girdik. Polis operasyonlarına ve bizi içten tasfiye hareketlerine maruz kaldık.

 

Biz bir yandan Kürt ulusal hareketiyle iyi ilişkiler içinde olmaya çalışırken diğer yandan ise Kürt ulusal hareketinin Türkiye solunu peşine takmaya  çalışmasına eleştirici yaklaştık ve  Türkiye solunun bağımsızlığını savunduk. Türkiye Kürt ulusal hareketi etrafında değil kendi içinde birleşmelidir, dedik. Kürt ulusal hareketine bağlanmış Türkiye solunun Türkiye’deki halkçı yurtsever gelenekten kopacağını belirttik. Türkiye solunun bağımsızlığı ve kendi içindeki birliğine hizmet edebilmek, sonradan Haziran Hareketi adını alacak olan birliğe girdik.

 

Hareketimiz bugüne kadar güçlü bir pratik ortaya koyamadı. Buna rağmen özgün devrimci düşünceler geliştirmeyi başardık ve onları hayata geçirmek için ısrarlı bir pratik ortaya koyduk. Bu anlamda Direnişçi sıfatımıza layık olabildik. Özellikle Fethullahçıların üst üste saldırılarla üzerimize gelmelerinden sonra toparlanmakta zorlandık. Tam o saldırılar döneminde içimizdeki yılgınlık tasfiyecilik Hareketimizin kaynaklarını zayıflatacak şekilde bize yeni darbeler vurdu. Bir süredir yeniden inisiyatif kazanmak için çalışmaktayız.

İç savaş süreci

Şimdi başta iktidar hastası bir insan var. Bu insan iktidarda kalmaya mahkum. İktidardan düştü müydü en iyi ihtimalle ömür boyu hapse mahkum olacak. İktidarın olanaklarını acımasızca kullanıyor o. 7 Haziran seçim sonuçlarına göre o etkisizliğe ve gitmeye mahkum edilmişti.  seçim sonuçlarını kabul etmeyerek Suruç ve Ankara’da halkın bağrında bombalar patlattı ve iç savaş başlattı.

Rusya önce ABD’nin IŞİD planını bozdu. ABD, IŞİD’i kullanarak Kürt ulusal hareketini kendi iradesi altında geliştirmeye çalışmaktaydı. Rusya Kürt sorununda aktif davranarak ABD’nin bu planına engel olacak görünüyor.

Erdoğan içeride terörü ve Kürt ulusal hareketiyle savaşı özellikle başkanlık sistemi için gündeme getirdi. Türkiye’nin iç ve dış politikası Erdoğan’ın saltanatı için ayarlanıyor. Kürt ulusal hareketiyle savaş bir yumuşamaya dönüşmek zorundadır, çünkü Kürt ulusal hareketi “çözüm süreci” döneminde ve özellikle Suriye ve Irak’taki karışıklıklarda gücünü alabildiğine artırdı. Kürt ulusal hareketinin ABD ile girdiği ittifak ona Türkiye’ye karşı da koruma sağladı. O bu sayede hem Batı ile karşı karşıya değil hem de Türkiye onun üzerine yok etme amaçlı gelemez. Rusya da şimdi onunla bağlarını geliştirmeye çalışıyor. AKP iktidarının Kürt ulusal harekeyle savaşı bir çözüme ulaşmak zorundadır.  Süreç Kürt ulusal hareketinin lehine gelişmektedir.

Türkiye cephesinde dinci baskı ve terör arttı.

Erdoğan, iktidarı için hem Türklüğü hem Osmanlıcılığı hem de dini kullanıyor. Rejimin en önemli silahı ise yeni-liberalizmdir. Yeni liberalizm özellikle laik, Alevi ve geleneksel sol kesimleri örgütsüzleştiriyor, onları kolektif mücadeleden ve dayanışmadan uzaklaştırıyor.   Böylece milliyetçiliğin, dinciliğin ve Osmanlıcılığın etkisi alabildiğine artıyor. Uzun süredir yazdığımız gibi Kürt ulusal hareketi fiilen bir devlettir ve devletleşme yolunda ilerlemektedir. Türkiye solu Kürt ulusal hareketi ile ilişkilerini bu gerçeği dikkate alarak geliştirmelidir.

 

Erdoğan eski devleti yıkmış ama yenisini kuramamıştı. Şimdi o Kürt ulusal hareketine karşı bir iç savaş başlatarak yeni rejimi kurmanın koşullarını yaratmaktadır. Dışarıda Şiiliğe ve Aleviliğe karşı Suudilerle ve ABD ile birlikte kurulan Sünnici cephe ve İsrail ile güçlendirilen ilişkiler de yeni rejimi kurmanın dış koşuları olarak kullanılmaktadır. Ancak ne ABD’nin hatta ne de Suudi Arabistan gibi dincilerin Erdoğan’a destekleri istikrarlı destekler değildir. ABD, AB ve İsrail Erdoğan’ı özellikle Kürt sorunu konusundaki planlarını hayata geçirmek için kullanıyor. Erdoğan da iktidarda kalmak için onları kullanıyor. Süreç Türkiye toplumun geniş kesimlerini kapsayacak bir iç savaş yönünde gelişmektedir. Kürt ulusal hareketi bu süreçe Türkiye solunun ittifakıdır

8 Ocak 2016

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here