46 yıldır ölmeyen bir önder: İbrahim Kaypakkaya

0
785

Doğan Baran

“1971 devrimciliği” veya “71 devrimci çıkışı” olarak bilinen geleneğin, ardılı solun niteliksel gelişiminde oldukça büyük önemi vardır. THKP-C, THKO ve TKP-ML olarak kendilerini isimlendiren bu gruplar, kısa zamanda yenilgiye uğramış olsalar da; cüret ve kararlılıklarıyla sürekli yaşayan bir ilham kaynağı oluşturdular.

18 Mayıs, bu gruplardan TKP-ML’nin lideri İbrahim Kaypakkaya’nın işkencede katledildiği tarihtir.

İbrahim Kaypakkaya, 1949 yılında, yoksul ailenin çocuğu olarak Çorum’un Alaca ilçesinde, Karakaya köyünde dünyaya gelmiştir. Hasanoğlan öğretmen okulunu başarıyla bitirdiği bilinir. Ardından yükseköğrenimi için İstanbul Çapa’da bulunan Fen Fakültesi’ne kaydolur. Burada devrimci düşünceler ile yakınlaşır. (1)

1966-67 öğrenim dönemi içerisinde gelişen Milli Demokratik Devrim-Sosyalist Devrim tartışmaları içerisinde kendini ilkin Türkiye İşçi Partisi’nin Sosyalist Devrim tespitine yakın görse de 68 yılı başında bu görüşlerini değiştirir ve MDD çizgisine ikna olur. MDD çizgisinde meydana gelen Aralık 1969-Ocak 1970 ayrışmasında Doğu Perinçek’lerin başında olduğu ve kısa zaman sonra o gruba “revizyonizm” eleştirisini yönelteceği Proleter Devrimci Aydınlık kanadında yer alır.

1970 yılında Perinçek ile görüş ayrılıkları gelişmeye başlar. İbrahim Kaypakkaya’nın aklında, PDA’nın düzenleyeceği “Sosyalist Kurultay”da bir parti örgütlenmesi kararı alıp gerilla mücadelesinin başlatılması fikri vardır. 1971 yılında Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi (TİİKP) içerisinde ayrılık daha da netleşse de o sırada grubun Merkez Komite’sinin yakalanması ile Kaypakkaya MK yedek üyeliğine getirilmiştir. 22 yaşında Doğu Anadolu Bölge Komitesi (DABK) faaliyetlerinde gizli çalışma için görevlendirilir. (2)

Kaypakkaya, 29 Ağustos 1971’de “Yoldaşlar” başlığı ile MK’ye hitaben kaleme aldığı yazısında TİİKP ile görüş farklılıklarını daha da temellendirir. Bu anlamda 7 Aralık’ta yazdığı “Bir Köylük Bölgedeki Yönetici Yoldaşlara Mektup”, grup içerisindeki militan kadrolara bir kopuş çağrısı şeklinde okunabilir.

26 Mart 1972’de Aydın Söke’de düzenlenen ve Perinçek’in de bulunduğu toplantı, TİİKP’den net bir kopuştur. Bu kopuşun ideolojik ve pratik düzeyde tüm yönleri, daha sonra Haziran 72’de kaleme alınacak, “Şafak Revizyonizmi ile Aramızdaki Ayrılıkların Kökeni ve Gelişmesi, TİİKP Revizyonizminin Genel Eleştirisi” yazısında ayrıntılandırılacaktır.

İbrahim Kaypakkaya, bir grup arkadaşı ile birlikte 24 Haziran 72’de TKP-ML’yi kurar. 24 Ocak 73’te Dersim Çemişkezek’te bulunan Vartinik’in Mirik mezrasında kaldıkları köy basılır. Yoldaşı Ali Haydar Yıldız çatışarak ölür. Kaypakkaya yaralı şekilde çatışma alanından çıkmayı başarsa da 5 gün sonra sığındığı evde ihbar sonucu yakalanır. Yaralı şekilde Diyarbakır’a kadar yürütülerek getirilir. Günlerce süren eziyette ayakları donarak kangren olmuştur. Parmakları kesilir. Diyarbakır’da bu halde çok zorlu işkencelerden geçirilir. Vücudu paramparça edilir. 18 Mayıs’ta ise katledilir.

Ailesine “oğlun intihar etti” denilir, cenazesi teslim edilir. Baba Ali Kaypakkaya, “oğlumu döve döve öldürdünüz” dediğinde ise “sus yoksa sen de başına iş alırsın” diye tehdit edilir. İbrahim Kaypakkaya’nın başı ve ayakları kesilmiştir, kasık bölgesi paramparça edilmiştir, vücudu delikler ve kesikler ile doludur, morarmamış ve yara açılmamış neredeyse tek bir yeri kalmamıştır. Tabuta konulacak halde olmadığından babası önce bir poşete doldurur bedenini. Sonra tabuta yerleştirir ve oğlunu taşıması için 5 liraya Diyarbakır’lı bir hamal ile anlaşır. Hamal’ın cenazeyi taşıdıktan sonra kim olduğunu sorduğu, babasının ise “oğlumdur, solcuydu, işkencede öldürüldü” demesi üzerine de ağlayarak parayı kabul etmediği bilinir. (3)

İdeolojik Görüşleri

Kaypakkaya’nın “Şafak Revizyonizmi” şeklinde isimlendirdiği Perinçek grubuna eleştiri ve ayrışma metinleri, aynı zamanda onun özgün görüşlerini de yansıtmaktadır.

Mao Zedung düşüncesinin Türkiye’de temel alınması gerektiğini savunan İbrahim Kaypakkaya, yine “Şafak Revizyonizmi ile Aramızdaki Ayrılıkların Kökeni ve Gelişmesi, TİİKP Revizyonizminin Genel Eleştirisi” yazısında şöyle der: “(Mao için yazıyor) …yarı-sömürge, yarı-feodal ülkelerin şartlarına uygulayarak şu sonuçlara varmıştır: Bu ülkelerde feodalizme karşı yürütülen mücadeleyle, emperyalizme karşı yürütülen mücadele birbirine kopmaz bağlarla bağlıdır. Demokratik halk devriminin özü toprak devrimidir. Toprak devrimi, proletarya önderliğinde halk savaşı yoluyla başarıya ulaşır. Halk savaşı, özünde bir köylü savaşıdır. Proletarya partisi, yoksul ve orta köylülere dayanarak köylük bölgelerde silahlı mücadeleye girişmeli, buralarda kurtarılmış alanlar yaratmalı, bu kurtarılmış alanlar uzun süreli savaş içinde genişletilerek buralardan büyük şehirler kuşatılmalı ve en sonunda büyük şehirleri de zapt etmek suretiyle ülke çapında siyasi iktidar ele geçirilmelidir. Proletarya partisi ve halk ordusu, bu uzun süreli savaş içinde adım adım inşa edilmelidir. Yine bu uzun süreli savaş içinde, feodalizme, emperyalizme ve komprador kapitalizme karşı, bütün halk sınıflarının, işçi sınıfının, köylülerin, şehir küçük-burjuvazisinin ve milli burjuvazinin birleşik cephesi gerçekleştirilmelidir. Bu birleşik cephe, işçi sınıfı önderliğinde, işçi-köylü temel ittifakı üzerine kurulabilir. Halk savaşının başarıya ulaşmasıyla ülke çapında kurulacak iktidar, bir burjuva diktatörlüğü değil, proletarya önderliğinde halk diktatörlüğüdür. Demokratik halk diktatörlüğü gerçekleştikten sonra, önderliği elinde tutan proletarya, yoksul ve aşağı-orta köylülerle birleşerek, durmaksızın proletarya diktatörlüğünü gerçekleştirmeli ve sosyalizmin inşaasına girişmelidir. Mao Zedung Düşüncesi’nin, Çin Devrimi deneyinin öğrettikleri, en genel çizgileriyle bunlardır.” (4)

Kaypakkaya, Çin’de Mao’nun, ülkesinin özgün şartlarına uygun şekilde geliştirmeye çalıştığı görüşlerini görüldüğü üzere evrenselleştirmiş ve yarı-sömürge ile yarı-feodal olarak tahlil ettiği Türkiye topraklarında da aynı stratejinin geçerli olacağını uygun görmüştür.

O, yaşadığı topraklarda baş çelişkinin feodalizm ile köylülük arasında sürdüğünü; demokratik devrimin özünün toprak devrimi olduğunu; devrimin temel gücünün ise köylülüğe dayanacağını savunmuştur. Köylük alanlarda ekonomik bakımdan kendi kendisine yetebilecek alanların yaratılabileceğine inanarak “Kızıl siyasi iktidarlar” (bu görüşü “kurtarılmış bölge” şeklinde niteleyenler de var) kurulması gerektiğini öne sürer. Demokratik halk iktidarının “işçi sınıfı, köylülük, küçük burjuvazi ve milli burjuvazinin devrimci kanadı”nın iktidarı olacağını söyler. Bu sınıf ve zümreler arasındaki çelişkilerin uzlaşmaz olmadığını ve bu nedenle de devrimden sonra barışçı yollar ile çözülebileceğini vurgular.

Kaypakkaya’nın döneminin devrimci eğilimlerinden en önemli farkı, Türkiye Cumhuriyeti tarihi (Kemalizm tahlili) ve ulusal sorun hakkında ileri sürdüğü görüşleridir. Yukarıda da adını geçirdiğimiz “Bir Köylük Bölgedeki Yönetici Yoldaşlara Mektup” ile “Yoldaşlar” şeklinde başlayan yazılarında, Kürt sorununun milli bir sorun olduğunu ve Kürt halkının emekçi bir sınıf olarak ezilmekten başka bir halk olarak da ezildiğini vurgulamıştır. (5)

Yine “Şafak Revizyonizmi ile Aramızdaki Ayrılıkların Kökeni ve Gelişmesi, TİİKP Revizyonizminin Genel Eleştirisi” başlıklı yazısında ifade edeceği ve onun hareketinin genel stratejisini yansıtacağı meşhur 11 ilkeyi şu şekilde sıralamıştır: “1- Köylük bölgelerdeki faaliyet esas, şehirlerdeki faaliyet talidir. 2- Silahlı mücadele esas, diğer mücadele biçimleri talidir. 3- İllegal faaliyet esas, legal faaliyet talidir. 4- Ülke çapında düşman bizden güçlü olduğu müddetçe stratejik savunma esastır. 5- Stratejik savunma içinde taktik saldırılar esas, taktik savunma talidir. 6- Bu dönemde köylerde, silahlı mücadele içinde gerilla mücadelesi esas, diğer mücadele biçimleri talidir. 7- Şehirlerde (büyük şehirlerde), stratejik savunma döneminde, kuvvet biriktirmek ve fırsat kollamak esas, ayaklanmalar düzenlemek talidir. 8- Örgütlenmede parti örgütlenmesi esas, diğer örgütlenmeler talidir. 9- Diğer örgütlenmeler içinde silahlı mücadele örgütleri esastır. 10- Kendi kuvvetlerimize dayanmak esas, müttefiklere dayanmak talidir. 11- Ülkemizde silahlı mücadele şartları vardır.” (6)

Ç. Can, Eylül 2004’te çıkan “Dünya, Türkiye ve Sosyalizm” kitabında Çin devrimi hakkında, “Çin devrimi tıpkı Yugoslavya devrimi gibi hem Sovyetler Birliği’nin katkılarıyla hem de SB’ne ve Stalin’e rağmen gerçekleşmiş bir devrimdi. Çin’de kırları temel alan halk savaşı çizgisi Mao tarafından geliştirildi. Mao Çin gibi bir azgelişmiş ülkede Rusya örneğini izlemeye son verip Çin’e özgü yolu tuttu. Komintern’in Çin devrimcilerine dayattığı ulusal cephe politikası izlenmiş olsaydı Çin komünistleri büyük olasılıkla Çan Kay Şek milliyetçileri tarafından katledilirdi.” değerlendirmesinde bulunurken Lenin’in de dikkatini çektiği “somut koşulların somut tahlili”, yani konjonktürün değerlendirilmesi/analizi meselesine tekrar dikkat çekmeye çalışır. (7)

Mao da Lenin gibi, kendi ülkesini, kendi topraklarını ve şartlarını düşünen bir analiz yapmaya çalışmıştı. Başarısının nedeni de, belirtildiği gibi bundan ötürüydü. İbrahim Kaypakkaya’nın ne yazık ki kendisine temel aldığı Mao gibi davranabildiği söylenemez. Fakat 20’lerinin başında bir devrimci önderin, ki 60’lı-70’li yılların Türkiye’sinin olanaksızlıkları da dikkate alınır ise “en doğru”sunu yazması zaten beklenmemelidir.

Kaypakkaya’nın görüşleri bugün aşıldı. Hatta o dönemin Türkiye tahlili dahi tartışmalıdır. Ama bizi bugün ilgilendirmesi gereken, onun ideolojik anlamda ne denli tutarlı veyahut tutarsız olduğu olamaz. Kaypakkaya’yı bu düzlemde tartışmak o çizgiden öğrenmeyi reddetmek demektir. Tartışmamız gereken asıl nokta ise, aradan 46 yıl geçmesine rağmen Kaypakkaya’yı neden hala unutmadığımız ve ondan ne öğrenebileceğimizdir.

Ondan Öğreneceklerimiz

Odak, Kaypakkaya’nın Türkiye Cumhuriyeti tarihi ve ulusal sorun konusundaki görüşlerini her ne kadar Mao’nun Çin özgünlüğündeki görüşlerinin ülkemize kopye edilmiş hali olarak görmüş olsa da döneminin en özgün görüşleri olduğunu “Marksist Hareketimizin Geçmişi Üzerine” adlı yazıda ifade etmişti. Kaypakkaya Kemalizm ve Kürt sorunu noktasında THKP-C ve THKO eğilimlerinden köklü bir şekilde ayrılmaktadır. (8)

71 devrimci önderliklerinin görüşleri ve ülke tahlilleri, belki birçokları tarafından “ham hayalci” görülebilir. Aslında onlardaki ortak özellik de tam itirazların geliştiği bu noktadır. Onlar Che’nin “Gerçekçi ol, imkansızı iste” sözünü şiar edinmiş devrimcilerdir.

Örneğin İbrahim Kaypakkaya’nın Şubat 1972 DABK kararı bu anlamda ilginç tespitler ile doludur. Kaypakkaya bu yazısında, Dünya’da ve Türkiye’de devrimin objektif şartlarının elverişliliğinden, kitlelerin gerici şiddete karşı devrimci şiddet noktasında büyük eğilimlerinin olduğundan, işçi sınıfı ve yoksul köylülerin büyük çoğunluğunun kendi kurtuluşlarını silahlı mücadele gördüklerinden bahseder ve şunları yazar: “Savaşmak, başarısızlığa uğramak, gene savaşmak yeniden başarısızlığa uğramak, zafere ulaşana kadar böyle davranmak, işte halkın mantığı budur… Bu Marksist bir kanundur. Rus halkının devrimi bu kanunu izlemiştir ve Çin halkının devrimi de bu kanunu izlemektedir.” (9)

Burada yazılanların Marksist bir kanun olup olmadığı elbette tartışmalıdır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi Kaypakkaya’nın görüşleri ve yazılarından öğrenmenin yolu, onun birebir ne dediğini tartışmaktan değil, döneminin devrimciliğinin ruhunu kavramaktan geçer. Yoksa saplanıp kalacağımız nokta, hiçbir zaman gerçek anlamda o ruhu kavramaya ve yakalamaya yetmez.

Kaypakkaya’nın işkencede direnişi, kendisinin “ser verip sır vermeyen önder” olarak anılmasını sağlamıştır. Ona yapılanlar, eğer görülmek istenir ise, bugün IŞİD çetelerinin kullandığı yöntemlerin bundan on yıllar önce dahi topraklarımızdaki insanlık düşmanları tarafından uygulandığının kanıtıdır.

Kaypakkaya çizgisi de, dönemin öteki devrimci hareketleri gibi bir dayanışma çizgisidir. THKO ve THKP-C önderliklerinin yok edilmesi sonrası mücadeleyi geliştirmeye çalışan TKP-ML grubunun ilk eylemi, Nurhak dağlarında Sinan Cemgilleri ihbar eden muhtarın cezalandırılması olmuştur.

Bugün, devrimciliğin “boş hayaller” olarak görüldüğü, bireyciliğin propagandasının yapıldığı ve toplumun bu yolla günden güne insanlığından uzaklaştırıldığı bir ortamda devrimcilik yeniden 71 ruhunu canlandırmak ile mümkündür. İhtiyacımız olan tam da Che’lerin, Denizlerin, Mahirlerin, İbrahimlerin devrimci idealleri ve kararlılıklarıdır.

Notlar:

(1) Kırmızı Gül Buz İçinde, Belgesel (https://www.youtube.com/watch?v=7rV_QO7pJ_c )
(2) Mustafa Şener, Türkiye Solunda Üç Tarz-ı Siyaset, Yordam Kitap, s.226
(3) Murat Bjeduğ, 43 Yıl Önce Bugün İşkence Altında Öldürülen İbrahim Kaypakkaya Üzerine…, (https://t24.com.tr/yazarlar/murat-bjedug/43-yil-once-bugun-iskence-altinda-oldurulen-ibrahim-kaypakkaya-uzerine,14586 )
(4) İbrahim Kaypakkaya, Seçme Yazılar, Umut Yayımcılık, s.220
(5) Garbis Altınoğlu, Bir İbrahim Kaypakkaya Değerlendirmesi, Teori ve Politika Dergisi (http://www.teorivepolitika.net/index.php/arsiv/item/210-bir-ibrahim-kaypakkaya-degerlendirmesi)
(6) İbrahim Kaypakkaya, Seçme Yazılar, Umut Yayımcılık, s.241-242
(7) Ç. Can, Dünya Türkiye ve Sosyalizm, Odak Kitap, s.422
(8) Marksist Hareketimizin Geçmişi Üzerine, Seçme Yazılar 1, Yaşam Yayıncılık, s.84
(9) İbrahim Kaypakkaya, Seçme Yazılar, Umut Yayımcılık, s.253

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.