A. Çağrı Gökçek Yazdı: Afrin işgali ne anlama geliyor?

0
476

Alican Çağrı Gökçek

Afrin operasyonu neye hizmet ediyor? Türkiye, Afrin’e neden saldırdı? Bunlara benzer soruları Türkiye’nin Afrin’e dönük işgal girişimi süresince çokça sormuşuzdur. Elbette sıradan vatandaşlar olarak bu sorulara kesin cevaplar üretmemiz pek kolay olamaz. Ancak, operasyonun ilk günlerinden bu yana gelinen nokta bizlere bazı göstergeler sunabilir. Kimilerine göre Erdoğan ve AKP, Suriye’de aktif bir oyun kurucu rolüne sahip. Ancak, işin aslının böyle olmadığını söylemek gerekiyor.

Hepimizin takip ettiği gibi Erdoğan, birtakım sudan gerekçelerle uzun bir müddettir Afrin’e saldırı planları yapıyordu. Bunun için ise hem ABD’nin hem de Rusya’nın bu girişime ikna edilmesi gerekiyordu. Anlaşılan o ki Afrin’e giriş esnasında Türkiye, Suriye sahasındaki iki büyük emperyalist güce ikna edici sözler verebilmiş. Verilen sözler ve alınan onaylar eşliğinde TSK ve ÖSO, 21 Ocak’ta Afrin’e saldırıya geçti.

Operasyonun ilk günden beri Erdoğan’ın saltanatını güçlendirmek için hazırlandığını, Türk ve Kürt halklarının kardeşliğini hedeflediğini ve bu suça ortak olanların halkların geleceğine dinamit döşemeye çalıştığını ifade etmeye çalıştık. Erdoğan’ın yargısı da boş durmadı ve savaşa hayır diyen insanları gözaltına aldı, tutukladı. Erdoğan, ‘Savaş bir halk sağlığı sorunudur.’ Diyen Türk Tabipleri Birliği yöneticilerini hedef göstermeye çalıştı. Erdoğan, TTB’ye sahip çıkanları vatan haini ilan etti. Daha geçenlerde kürsüye çıkardığı küçük bir çocuğa şehit muamelesi yapmıştı. Öyle ki bütün bu pervasızlığın barındırdığı anlam şudur: Erdoğan, Afrin’deki işgalci pozisyonunu içeride devrimcileri ve muhalifleri susturma operasyonuna dönüştürmeye çalıştı.

Afrin’de TSK, dinci çeteleri kullanıyor. Erdoğan, bu terör grupları için ‘milli’ benzetmesi yapmıştı. ÖSO bayrağı altında rejime muhalif olma süsü verilen bu radikal İslamcıların sivil insanları katlettiği ortaya çıktı. Erdoğan, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana Esad’ın karşısında bu dinci çeteleri destekledi. Onları silahlandırdı, eğitti ve Suriye’de birçok katliamda pay sahibi oldu. Erdoğan, Afrin’de de savaş suçlarına yenilerini ekledi. Erdoğan’ın bütün bu pisliklerinden sıyrılabilmesi için saltanatını güçlendirmesi gerekiyordu. Türkiye’ye Afrin meselesinin bir ‘millet’ meselesi olduğunu yutturmaya çalıştı. Öyle ki başta CHP olmak üzere bazı düzen içi muhalifleri bu tuzağa düşürdü. Kuvvetle muhtemel işin içinde TSK olduğu için ve karşı tarafta YPG var diyerek bu işgal girişiminin destekleyicisi olundu. Ancak, ne TSK ne de ÖSO ‘milli’ kuvvetlerimizdir. Onlar, Erdoğan’ın ve egemenlerin çıkarı doğrultusunda Afrin’de ve Suriye’de halkların barışı ve kardeşliği için savaşan insanları hedef alan yapılardır. TSK milli ordumuz olsaydı bugün ABD emperyalizminin ülkede ve bölgede söz sahibi olmasına itiraz eden milyonların sesi olurdu. ÖSO’dan söz etmeye dahi gerek yok. Onun ne olduğu besbelli.

Erdoğan, son süreçte ABD ve Rusya arasındaki rekabetten fayda sağlayıp Suriye sahasında yerini güçlendirmeye çalışıyor. Türkiye, Afrin işgalini meşru kılabilmek için de her iki gücün arasındaki rekabetin yol açtığı boşluğu kullandı. İşgalin 2 ayı doluyorken PYD ile Şam arasındaki görüşmeler, Türkiye’nin aleyhine ilerliyor. Ayrıca, 24 Şubat’ta BMGK’dan çıkan ateşkes kararının ardından AB’den de Türkiye’ye ‘Afrin’den çıkın.’ mesajı iletildi. Her iki kararın ortak noktası Türkiye’nin Suriye’de çözümü zorlaştırdığı ve yeni insani sorunların kapısını araladığı şeklindeydi. Afrin’de sivil kayıpların olduğuna dair ciddi iddialar var.

Afrin hamlesi baştan Erdoğan ve AKP’nin siyaseten rahatlama hamlesiydi. Geldiğimiz noktada AKP, dışarıda genişlemek şöyle dursun elinde olanı da kaybetme riskiyle karşı karşıya geldi. Türkiye’nin hamlesi sahada YPG ve Suriye’yi taktiksel ortaklığa sürükledi. Esad’ın Afrin’e destek kuvvetler göndermesi elbette Rusya’nın müdahil olduğu bir sürecin ürünüydü.

Şam hükümeti ve PYD arasında görüşmelerin devam ettiği ancak ilk etapta zannedilenin aksine net bir anlaşmanın olmadığı ifade ediliyor. Türkiye’nin de bu net olmayan tablodan istifade ederek Afrin işgalini sürdürmeye çalıştığını gözlemliyoruz. Erdoğan’ın bu işgali özellikle iç politika malzemesi yapmak istediğini tahmin etmek hiç zor değil. Bundan ötürü de Afrin’deki ömrünü uzatabildiği kadar uzatmaya çalışacağını ve mümkünse oradaki varlığını bir şekilde kalıcılaştırmak istediğini de söylemek gerekiyor.

İşte bu ortamda TSK ve ÖSO, 18 Mart günü Afrin merkezine girdi. Türk medyasında bu durum cömertçe kullanıldı. AKP’ye göre Afrin kurtarıldı. Ancak, bölgeden gelen haberlere göre PYD’nin Afrin’de sivil katliamlarını önlemek adına ilçe merkezinden çekilme kararı aldığı açıklandı.

18 Mart tarihinden sonra savaş yeni bir boyut kazandı. Artık TSK ve ÖSO, Afrin’de işgalci diyebiliriz. İlçe merkezinde çeşitli yerlere Türkiye ve ÖSO bayrakları asıldı. Erdoğan işgal saldırısının ilk günlerinde yaptığı bir konuşmada ‘Tüm dünyaya ilan ediyorum. Ülkemizin hiç kimsenin bir karış toprağında gözü yoktur. Bizdeki Suriyeli kardeşlerimiz kendi evlerine dönme imkanı bulacak.’ Demişti. Günler ilerleyip Afrin merkezine TSK ve ÖSO güçleri yaklaşırken Erdoğan ağzındaki baklayı da çıkarıverdi ve Afrin’i fethetmek istediklerini söyledi.

Afrin direnişi Kürtler için 18 Mart’tan sonra daha meşru bir zemin kazanmış oldu. AKP’nin Afrin merkezinin ele geçirilmesinde kullandığı dile bakılırsa aslında bunun bir psikolojik savaş olduğunu söylemek güç olmaz. Nitekim Türkiye, operasyonun ilk gününden bu yana muazzam bir bilgi kirliliğine başvurdu. Özellikle Afrin’e saldırılarda yaşamını yitiren savaşçıların sayısı hususunda oldukça cömert davrandı. 18 Mart tarihinde (Afrin merkezinin ele geçirildiğinin iddia edildiği gün) TV’lerde yer alan sayı 3603’tü. Bu sayı 2 aylık bir süre için oldukça yüksek duruyor. Sivil kayıpların olduğu sürekli halktan gizlendi. ÖSO’cuların katliam çağrısı yaptığı videolar dikkatlerden kaçırılmaya çalışıldı. Bütün bu sürecin tek aktörü AKP ve Türkiye devleti olamaz. Aksine Afrin halkının yerinden yurdundan edilme operasyonunu emperyalist Rusya ve ABD de onayladı. Suriye’yi 7 yıldır kana bulayan emperyalistler bugün de Afrin’de TSK ve ÖSO üzerinden Afrin halkına saldırmaya devam ediyor.

Afrin manevrası sadece Erdoğan ve AKP iktidarının Suriye’deki çıkar ilişkilerinin bir ürünü değildi. Afrin sayesinde AKP’nin eğittiği ve donattığı çeteler bir kez daha sahaya sürüldü. Türkiye’de olası bir iç savaş için AKP’nin kendi milislerini inşa ettiği sıkça söyleniyor. Bugün sözde ‘milli’ olduğu öne sürülen ÖSO’cu çetelerin yarın bu ülkenin devrimcilerini ve demokratlarını hedef almayacağını kimse garanti edemez. Türkiye’yi yönetenler kendi düzenlerini muhafaza edebilmek için sıkıştıkları her anda şovenizme başvurarak ezilenleri birbirine düşman kılmayı hesap ediyorlar. Afrin saldırısında içeriye dönük hesapların arasında diktatörlük rejimine karşı Türk ve Kürt yurtseverlerinin eylem birliğinin önüne geçmek yer alıyor. Özellikle 2019 sürecinde ve sonrasında AKP, ezilen Türk ve Kürt emekçilerinin birliğinden korkuyor.

AKP iktidarı başına geleceği bugünden hesap ederek harekete geçti. AKP için Türk ve Kürt emekçilerinin birliği siyasi manada ölüm demektir. 7 Haziran sürecinde kısmen böyle bir ortaklık sağlandığında AKP’nin ne duruma düştüğünü ve o durumdan nasıl çıktığını bir hatırlayalım. O günlerde AKP, savaştan ve kandan beslenen bir siyasi çizgi izliyordu. Türkiye’de bir dizi katliam yaşandı. Aşırı dinci ve milliyetçi bir hava estirildi. Bugün ise özellikle 16 Nisan referandumunda yakalanan hava ve 2019 seçimlerinin garanti görülmemesi sebebiyle yine şövenizm tohumları ekiliyor. Televizyonlarda fetih nutukları çekilip dinci güruhun ruhu okşanıyor. Bütün bunların AKP açısından olsa olsa geçici çözümler olduğunu söylemek lazım.

Afrin’de önümüzdeki günlerde çok ciddi bir direniş öngörmek yanlış olmaz. O direniş boy verdiğinde ise Türkiye’yi ve Erdoğan’ı çok zor günlerin beklediğini söylemek gerekiyor. Bugüne kadar YPG kuvvetleri hiçbir destek almadan öz gücüyle TSK ve ÖSO’ya karşı savaştı. Bugünden sonra da öyle olacak. Ancak, TSK ve ÖSO için aynı şey geçerli değil. Bugüne değin emperyalistlerden aldığı icazetle sahaya inen Türkiye, yarın emperyalistlerin desteği olmadığında ne yapacak? İşte bu sorunun cevabı Rojava ve Suriye halklarının direnişinde yatıyor. Bekleyelim ve görelim…

19.03.2018

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.