ABD EMPERYALİZMİNDEN KURTULUYOR MUYUZ?

0
451

Hamza Yalçın

2011 yılına kadar ABD’nin BOP Eşbaşkanı olarak hareket eden Erdoğan ABD arabası son durağa vardıktan bu yana ABD’yi Avrasya ile dengeleyerek yol almaya ve iktidarını uzatmaya çalışıyor. İçeride kendisini bir tek MHP ittifakıyla sınırlandırmak istemeyen Erdoğan bir yandan da Türkiye İttifakı adı altında CHP ve İYİP ile görüşmeye çalışıyor. Erdoğan aynı zamanda yeniden Çözüm Süreci imasıyla bir süredir Kürt hareketi ve Öcalan ile görüşüyor. 

Gidiş, Erdoğan’ın yakın zaman içinde iktidardan indirilmesiyle de iktidarını kalıcılaştırmasıyla da sonuçlanabilir.  Halkımız ve Türkiye solu için büyük olanaklar ve büyük risklerin yol ayrımındayız.

ABD Dimyat’a Pirince Giderken…

Erdoğan Avrasyacılar adı verilen, orduda yoğunlaşmış olan ve ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’ne (BOP, Erbakan ona derin bir öngörüyle Büyük İsrail Projesi adını vermişti)  mesafeli olan güçleri iktidardan uzaklaştırmak için ABD operasyonu ile başa getirildi. BOP Eşbaşkanı olduğunu söyleyen Erdoğan ABD’nin istediği yönde davranarak Irak’ın işgaline, Libya’nın yerle bir edilmesine, Barzani rejiminin kurulmasına destek verdi. Eğer 1 Mart tezkeresi (2003)reddedilmiş olmasaydı o zaman Türkiye de büyük olasılıkla o süreçte işgal edilen ülkelerden birisi olacaktı. Erdoğan Tezkere’nin red edilmesinin ABD emperyalistlerinde yarattığı tepkiyi kullanarak BOP karşıtlarını devletten temizledi. Orduyu ve yargıyı, Cemaat’in alabildiğine örgütlenmesine açtı. Erbakan’ın geliştirdiği ve inanılmaz bir yükseliş içindeki Milli Görüş’ün adeta kökünü kazıyarak Batılıların dönemsel taleplerin daha uygun bir dincilik geliştirdi. Irak’ta, Mısır’da, Libya’da ve Suriye’de yaşananlar İsrail’in önünü açıyordu. ABD egemenliğindeki güçler de bunların karşılığında Erdoğan’ın iktidarda kalmasına ve rakiplerini saf dışı etmesine kuvvetle destek oldular. Üstelik Erdoğan algı operasyonu sayesinde dünya kamuoyu önünde İsrail’e karşı müslüman alemin güçlü savunucusu olarak nam saldı. Hatta Erdoğan’ın kışkırttığı iç savaş yüzünden ülkeleri yıkılan Suriyeli göçmenler bile Erdoğan’ı büyük kurtarıcı gördüler. 

Yukarıda olanlar Erdoğan ile ABD arasında daha önceden varılmış olan anlaşmaya uygun gerçekleşti. Erdoğan İsrail’in önünü açacak ve İslamı ABD’nin amaçlarına daha uygun bir şekilde yorumlayacak, onlar da Erdoğan’ı iktidadara getirecek ve onu her bakımdan destekleyeceklerdi. ABD Ilımlı İslam sayesinde Rusya ve Çin’e de büyük zararlar vermeyi planlıyordu. Evet, Erdoğan tarihin gördüğü en büyük karşı devrimci tertiplerden biri sonucunda iktidara geldi.

Ancak Erdoğan’ın Ilımlı İslamı Suriye önlerinde büyük bir başarısızlığa uğradı. Suriye rejiminin yıkılmasında başarısız kalan Erdoğan’ın artık çöpe atılması gerekiyordu. ABD son kullanım tarihi geçmiş işbirlikçilerini çöpe atıyordu ve üstelik Erdoğan aynı zamanda elinde fazla güç toplamıştı.  ABD Erdoğan’ı Cemaat eliyle saf dışı etmek istedi. Böylece Erdoğan ile Cemaat arasındaki iktidar kavgası şiddetlenecekti. 

Erdoğan çöpe atılmaya karşı direndi. Uluslararası sistem onun direnmesine olanak sağlıyordu. ABD ve Batı sistemi gücünün çoktan sınırlarına gelmiş ve gerilemeye başlamıştı. Bu süreci dikkate alan Erdoğan öncesi egemenler ABD’yi Rusya ve Avrasya ile dengelemeye çalışıyorlardı. Rusya, hem Suriye’deki rejimin yıkılmasını önlüyor hem de ABD’nin has adamını kendi tarafına çekmeye başlıyordu. Böylece Erdoğan’ın iktidara gelişiyle birlikte ara verilen Türkiye ve Rusya egemenleri arasındaki yakınlaşma yeniden başlıyordu.

Erdoğan iktidardan düşmemek için adım adım Rusya’ya yanaştı. Daha 15 Temmuz 2016 öncesinden Rusya Erdoğan’a kol kanat germekteydi. Her önemli aşamada ya Erdoğan Rusya’ya gidiyor ya Rusya Türkiye’ye geliyor. Örnekler:

– 15 Temmuz’un bir gün öncesinden Putin’in özel danışmanı Alexandr Dugin Türkiye’dedir. Dugin darbe girişimini Erdoğan’a 14 Temmuz’da haber verdiklerini söylemiştir. 
– 15 Temmuz darbe girişimi sonrası 9 Ağustos tarihinde Erdoğan Rusya’ya gitmiştir.
– Erdoğan 3 Mayıs’ta 16 Nisan 2017 referandumun hemen sonrasında Rusya’ya gitmiştir. 
– 3-4 Nisan 2018’de ise Putin Türkiye’dedir. Kısa zaman sonra 18 Nisa’nda 24 Haziran 2018 için erken seçim kararı alınacaktır. 
– 8 Nisan 2019’de yani 31 Mart seçimleri sonrasında Erdoğan ilk ziyareti gene Rusya’ya yapmıştır. 

Ulusal Kanal’ın sıkça görüştüğü Dugin (25 Ekim 2016) Erdoğan’ın ayakta kalmak İçin Rusya’ya Rusya’nın da ABD’nin bölgedeki operasyonlarını engellemek için Erdoğan’a ihtiyacı olduğunu söylemektedir. Dugin’in Rusya uçağının düşürülmesi (24 Kasım 2015) krizinde de Putin ile Erdoğan arasında arabuluculuk yaptığı belirtiliyor. 

Erdoğan uzun  süre Cemaat ile birlikte kıyasıya ezmiş olduğu ulusalcıları kendi hizmetine alarak, yani onlarla bir olup bu sefer Cemaati ezdi. Bir süre sonra Erdoğan Avrasyacılardan daha Avrasyacı bir konuma gelecekti. ABD Dimyat’a Prince giderken evdeki bulgurdan oldu. 


Erdoğan “Derin Devlet”in Hizmetine mi Girdi?

Cemaatçıların ve liberallerin etkisinde kalmış olan bir kısım sol Erdoğan’ın “derin devlet”e teslim olduğunu iddia ediyor. Liberaller tarafından manipüle edilmeye alışmış bir kısım sol güçler ne yazık ki bu iddiaları kolayca benimsiyor. Bu iddianın çok az bir kısmı doğrudur. Gerçekte kimse Erdoğan’dan daha kanlı bir derin devlet kuramadı. Ortadoğu o derin devlet tarafından mahvedildi. IŞİD canavarı o derin devletin eliyle yaratıldı. Hem de bu feci gelişmeler, liberallerin ve onun peşine takılan İlerici güçlerin demokrasi ve özgürlükler adına Erdoğan’a dolaylı dolaysız yardımlarıyla sağlandı.

Erdoğan’ın derin devlete teslim olduğu söyleminin arkasında, liberallerin o kirli sürecin sorumluluğunu kabul etmeme ve hatta Erdoğan’la yeniden aşk yaşama özlemleri yatıyor. Bu iddianın arkasında “çözüm süreci” adı verilen ve hem Türkiye’nin hem de Ortadoğu’nun başına büyük belalar getirmiş olan ittifakın yeniden başlatılmasının yolunu yapmak özlemi de görülüyor. 

Şimdi Erdoğan son birimine kadar örgütlenmesi için Cemaat’e teslim ettiği orduyu tümüyle tasfiye ederek kendi ordusunu kuruyor. Askerlik süresi kısaltılıyor. Bedelli askerlik sürekli hale getiriliyor. Ordunun toplum üzerindeki etkisini daha da aşağıya çekmek için onun asker-subay sayısı azaltılıyor, niteliği ve prestiji düşürülüyor. Akit Gazetesi Haber Müdürü Murat Alan canlı yayında (1 Haziran 2019) askerler için “O hizaya gelmeyen çatal bıçak setli generaller şimdi Erdoğan’ın karşısında saf tutuyorlar; oynaya oynaya, eşek gibi saf tutacaklar” dedi. Tarih boyunca Türklerin en prestijli kurumlarından birisi olagelmiş ordu en prestijsiz devlet kurumuna dönüşüyor.

Erdoğan kendi iktidarını polis ve istihbarata ilaveten bir yandan SADAD gibi yarı-askeri örgütlere, Türkiye Hizbullahı ve Suriye-Irak’ta bulunan bir kısım cihatçılara dayandırırken diğer yandan ise Rusya’nın Rosgvardia ve İran’ın Devrim Muhafızları gibi örgütlerinden esinlenerek rejime daha çok bağlı özel kuvvetler kurmaya hazırlanıyor. 

Yozlaştırılmış Bağımsızlıkçılık ve Kendi Tarafımız

Erdoğan Suriye’de yaşadığı sıkışıklığı aşmak için hem Suriye rejimi ile hem de Kürt Hareketiyle görüşmeye çalışıyor. Kürt hareketine karşı girişeceğini ilan ettiği saldırıyı bir türlü gerçekleştiremiyor. Diğer yandan Suriye rejimiyle doğrudan görüşerek çok önemli bir politika değişikliğine gideceğinin işaretlerini veriyor. Yakın zamana kadar Suriye’de istikrarsızlığı teşvik ettiği için ABD-İsrail cephesinin işine yarayan Erdoğan artık bu fonksiyonunu da kaybediyor. Erdoğan Suriye rejimiyle alttan alta görüşürken Rusya-Suriye-İran cephesi  cihatçıları ezerek ABD-İsrail cephesini öfkelendiriyor.  Erdoğan da buna öfkeleniyor ama mecbur kabul ediyor.

İki kutuplu adı verilen dünkü dünyada Türkiye’nin hem kapitalist sistem içinde kalıp hem de Batı egemenliğinden çıkması hayal edilemezdi. Ama SSCB yıkıldıktan sonra Türkiye egemenlerinin dünya kapitalist sistemi içinde otonom davranma talepleri belirmeye başladı. Erdoğan bu talepleri bastırmak ve için başa getirilmişti ama zamanla kendisi otonom davranmaya çok daha fazla ihtiyaç duyacak bir iktidara dönüştü. Bu satırların yazarı, Erdoğan’ın Türkiye’yi NATO’dan ve Batı sistemi içinden çıkarabilmesinin imkansız olmadığını ifade etmektedir. Bu çok zordur ama olanaksız değildir. Ancak Erdoğan’ın bağımsızlıkçılığı, devrimcilerin savunduğu bir bağımsızlık değil özgürlüğe kapalı bir kişi diktatörlüğüdür. 

Türkiye halkının bağımsızlık özlemi kuvvetlidir. Egemen güçler Denizlerde sembolleşen bu özlemi yozlaştırarak kendi çıkarları için kullanmaya çalışmaktadırlar. Erdoğan’a “Parkasız Deniz Gezmiş” ünvanı verilmesi bu amaca hizmet ediyor.  Biz bağımsızlık adına Erdoğan’ın kişi diktatörlüğünü perçinlemesini istemeyiz. Türkiye solu bu konuda egemen güçlerin yedeğine düşmemek ve diğer yandan da yurtseverliğe sırt çevirerek kendi halkına yabancılaşmamak için dikkatli olmalıdır.

Dışarıda Avrasya ve Atlantik ittifakları çatışıyorken içeride egemen güçler arasında mücadele derinleşiyor. Altı yıl önceki Gezi Direnişi biraz da bu sayede ortaya çıkmıştı. Bu çok önemli gelişmelerin pasif seyircisi durumuna düşmemek ya da Türkiye solu olarak çatışan taraflardan taraf beğenmek durumunda kalmamak için kendi tarafımızı oluşturmalıyız.

Şimdi İmamoğlu İstanbul’da yeniden kazanırsa Erdoğan’ın suyunun ısınması bekleniyor. İmamoğlu’nu, onu iyi tanıdığımız ve çok beğendiğimiz için değil, mevcut diktatörlüğün geriletilmesi için destekliyoruz.  Diktatörlüğü geriletmek için sosyalisti, CHP’lisi ve HDP’lisi ile muhalefetin birlikte mücadele etmesini savunuyoruz. Sosyalist hareketin bu sürece katalizör olabilmesi için onun mutlaka bağımısz olması gerekir. Bir kısım Türk ulusalcıları Türk aydınlanmacılığını, Kurtuluş Savaşı ve Deniz Gezmiş geleneğini Kürtlere düşman bir Türkçülüğe götürmeye çalışıyor. CHP yönetiminin ve İmamoğlu’nun gerçekte nerede olduğunu ve süreç içinde nerelere savrulacağını bilemiyoruz. Kürt hareketinin ABD’nin Ortadoğu’ya müdahelesi ve AKP iktidarı sürecinde Türkiye solundan bir hayli farklı yaklaşımlar içerisine girebildiğini yeterince görmüş bulunuyoruz. Türkiye solu olarak bağımsız çizgide yürümemiz çok önemlidir.

Süreç lehimizde gelişiyor. Halkta umut oluştu. Güzel günlerin gelmesini bekleyen insanların sayısı arttı. Geleceğin halkımız için güzel olmasının en büyük teminatı, devrimci hareketin yani Türkiye solunun birlik halinde ve güçlü olmasıdır. Bu süreçte ortaya çıkacak olanakları değerlendirmek ve sonrasında olup-bittilerle karşılaşmamak için devrimci örgütlenmeyi geliştirmeli ve devrimci ve sosyalist güçlerin birliğini sağlamalıyız.

Şartlar devrimci hareketlerin kitlelere gitmesi için gittikçe daha elverişli hale geliyor. Gelişmeler sol hareketi gençlik enerjisiyle doğrulmaya çağırıyor. Eğer devrimci ruhla ve enerjiyle davranabilirsek ABD emperyalizminden de kurtuluruz onun başımıza musallak ettiği ve edeceği diktatörlerden de.

10.06.2019

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.