ABD Seçimlerine Marksist Bir Bakış: August Nimtz ile Söyleşi

0
128

Alican Çağrı Gökçek

ABD, aylardır 3 Kasım Salı günü yapılacak başkanlık seçimine odaklanmış durumda. Sanırım, ABD’nin dünya sistemindeki konumunu düşündüğümüz zaman “tüm dünya bekleyişte” dersek abartıya kaçmamış oluruz. ABD seçimleri ne anlama geliyor? Adayların tutumu nasıl? İşçi sınıfı ve ezilenler için neler vaad ediyorlar? Bu ve benzeri soruların cevabını alabilmek için Marksist yazar ve akademisyen August Nimtz İle kkonuştum. Profesör Nimtz ile COVID-19 salgınıyla hayatımıza daha yoğun bir şekilde giren Zoom platformu üzerinden buluştuk. İngilizce orjinaline buradan ulaşabileceğiniz şöyleşimizin detaylarını bir de Türkçe olarak sizlerle paylaşmak istedim. 

Seçim Süreci 

Evvela şunu söyleyeyim: Söyleşimizin hiçbir dakikasında ana akım medyada sıkça göreceğiniz “kim kazanır” sorusuna yer vermedik. Bu manada bugüne kadar üretilmiş mülakatlardan bir parça daha özgün bir iş çıkardığımızı söylemek istiyorum.  

İlk olarak Nimtz’ten seçim sürecini yorumlamasını istedim. Nimtz sözlerine “ABD siyaseti, tam bir burjuva siyasetidir” ifadesiyle giriş yaptı. Marx ve Engels’in de ABD’deki politik süreci ciddi şekilde incelediklerini dile getiren Nimtz, ABD seçimlerinin doğrudan para ile bağlantılı bir süreç olduğunu belirtti. Buna ek olarak, mevcut seçim sürecinin ABD tarihi için kritik bir dönemeç olduğu yorumlarına katılmadığını ifade eden Nimtz, 1860 ve 1864 yıllarında Abraham Lincoln’un kazandığı seçimlerin ve 1868 yılında yapılan seçimlerin ABD tarihi açısından çok daha önemli olduğunu düşündüğünü ifade etti. 

Adaylar Ne Vaad Ediyor? 

Genel bir ABD seçim süreci değerlendirmesinin ardından adayların değerlendirilmesine geçtik. Nimtz, öncelikle Trump ve Biden’in birer burjuva olduğunu belirterek analizine başladı. İki figür arasında bir tarz farkı olsa da bu farkın yüzeysel olduğunu ifade etti. Trump için iddaa edilen ABD’nin gördüğü en kötü başkan iddasına katılmadığını söyledi. Ancak, Nimtz’e göre Trump, ABD’nin gördüğü en kapitalist başkan. Ona göre, ABD başkanları arasında bu kadar kapitalist, sahip olduğu mevkiyi şahsi çıkarı için sonuna dek kullanan ve kendinden başkasını düşünmeyen bir profil yok. Bundan hareketle Nimtz, Trump’un sergilediği tavrın kapitalizmin gerçek yüzünü yansıttığını düşünüyor. Bu açıdan Trump’a “kaba”, “şoke edici” gibi sıfatlar yakıştırmanın gerçekçi olmadığını söylüyor. 

Öte yandan Biden’in ise kariyerli bir burjuva politikacı olduğunu belirten Nimtz, liberal ve ana akım medyada propaganda edilenin aksine Biden’ın da geleneksel burjuva siyasetinin bir temsilcisi olduğunu belirtti. Buna delil olarak ise son günlerde gündeme gelen ve bazı muhafazakar medya kaynakları dışında pek dillendirilmeyen Biden’ın Obama döneminde başkan yardımcısıyken Çin’de oğlu Hunter üzerinden gerçekleştirdiği ekonomik faaliyetleri kastederek Biden’ın siyasete milyoner olarak girmediğini ancak şu an bir milyoner olduğunu gösterdi. Bu açıdan Marksistler için her iki figürün de birer burjuva siyasetçi olduğunun ve her daim burjuva sınıfın çıkarlarını temsil ettiklerinin unutulmaması gerektiğini ekledi. 

Amerikalılar Ne Yapmalı? 

Profesör Nimtz’in hem Trump hem de Biden’ın saf birer burjuva olduğunu açık bir şekilde ortaya koyması akıllara Amerikalıların bu durumda ne yapması gerektiği sorusunu getiriyordu. Ben de kolaylıkla akıllara gelecek bu soruyu Nimtz’e sordum. Nimtz, sözlerine öncelikle bu gibi durumlarda Amerikalılardan bahsetmek yerine burjuvalardan ve işçilerden bahsetmek gerekir  uyarısıyla başladı. Ardından bizlere çarpıcı bir bilgi aktardı. ABD, bir işçi sınıfı partisinin siyasette görünür olmadığı tek gelişmiş ülkeymiş. Bu bilgiden hareketle Nimtz, ABD’de çalışan kesimin yüz yılı aşkın bir süredir burjuva adaylar arasında tercih yapmak zorunda bırakıldığına işaret etti. Bir başka deyişle durumu kötünnün iyisi ikilemi olarak tarifledi. Bir üçüncü ihtimalin ise sandığa gitmeme tercihi olduğundan söz etti. Öyle ki 2016 seçimlerinde oy kullanabilen kesimin yüzde 43’ü sandığa gitmemişti. 2020 seçimlerinde de aynı durumun gerçekleşme ihtimali olduğundan bahseden Nimtz, şu an ABD solunun büyük bir kesiminin Biden’a oy verme çağrısında bulunduğunu ifade etti. Birkaç sosyalist parti dışında tüm solun böyle bir tercihte bulunduğunu ifade etti. 

Seçimlere Bakışımız Nasıl Olmalı? Oy Fetişizmi Kavramı Nedir? 

ABD’de burjuva siyasetin işçiler için bağımsız siyasal tercihler yapmayı zorlaştırdığından bahsederken Nimtz’e ait özgün bir kavram olan “oy fetişizmi” kavramından söz etmemek olmazdı. Oy fetişizmi kavramının ne anlama geldiğini sorduğum Nimtz, kavramın iki yönlü bir açıklamaya muhtaç olduğunu ifade ediyor.  

Nimtz’e göre oy fetişizmi, burjuva siyaset içinde oy verme eyleminin gerçek anlamından koparılıp siyasetin sandığa hapsedilmesidir. Bununla ilişkili olarak burjuva siyasette oy vermenin güç gösterisinde bulunmak olarak lanse edildiğini belirten Nimtz, gerçek anlamda bir güç gösterisinin sokaklarda, grev alanlarında, barikatlarda ve savaş alanlarında sergilenebileceğini belirtiyor.  

Öte yandan Nimtz, oy verme eyleminin devrimciler açısından küçümsenmemesi gerektiğini de düşünenler arasında yer alıyor. Ona göre, Marx, Engels ve Lenin’in de bizlere gösterdiği üzere işçi sınıfı partilerinin seçimlere girmesinin hem devrimcilerin görüşlerini halka aktarmaları hem de halktaki etkilerini görmek açısından faydası var. Nimtz, özellikle halktan alınan desteği görmek anlamında Engels’e atıfla oy vermenin kendi başına bir amaç değil bir araç olduğunu belirtiyor. ABD’deki reformist sosyalistlerin ise oy vermeyi kendi içinde bir amaç olarak görüp oy verdiğimiz zaman bir güç gösterisinde bulunduğumuzu iddaa ettiğini ekliyor. Yeri gelmişken Nimtz’in ABD’deki Sanders’ın başını çektiği Amerikan Demokratik Sosyalist Parti’yi burjuva sosyalist ya da bir başka deyişle sosyal demokrat gördüğünü de belirtelim. 

Dünya Nereye Gidiyor? 

Söyleşimizin sonlarına doğru Nimtz’e ABD’nin geleceğini sınıf mücadelesi ve ezilenler açısından nasıl gördüğünü sordum. Nimtz’in bu soruma cevabı ise, ABD’li veya Türkiye’li diye ayrım yapmadan tüm dünya işçi sınıfının kaderinin ortak olduğunu kabul etmeliyiz, şeklinde oldu. Kapitalizmin yakın gelecekte yeni bir büyük buhranla yüz yüze kalacağını düşündüğünü ifade eden Nimtz, Marksistlerin kapitalizmin krizine hazırlıklı olmak için örgütlenmesi gerektiğini ifade etti. Bunun yanısıra, krizlerin işşçi sınıfını radikal arayışlara iteceğini hatırlatan Nimtz, bu politikleşme sürecinin her daim soldan yana sonuçlara gebe olmadığını vurguladı. Son olarak Lenin’e atıfla bir devrimci partinin devrimci durumun oluşumunu beklemeksizin örgütlenmesi gerektiğini anımsatarak sözlerini tamamladı. 

Sonuç Yerine 

August Nimtz ile yaptığımız söyleşinin ABD’deki Marksist hareketi, genel anlamıyla solu ve ABD siyasetini anlamak açısından çok faydalı olduğunu düşünüyorum. Bana göre, bu söyleşiden çıkarılması gereken iki temel sonuç var. İlkin, bir kez daha devrimci bir örgütün mücadele açısından ne kadar hayati olduğunu tespit etmemiz gerekiyor. ABD’deki devrimci örgüt açığının nelere yol açtığı herkesin malumu olsa gerek. Bu söyleşinin ikinci önemli sonucu, Nimtz’in kafa açıcı oy fetişizmi kavramıdır. Bu kavram, uzun süredir dsosyalistlerin çözemediği seçimlere dönük tartışmalara ışık tutabilir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.