AÇLIK GREVLERİ VE KÜRT SORUNU

0
42

Erdal KUDİŞ-

Onbinlerce tutsağın cezaevlerinde başlattığı ve dışarda milletvekillerinin de aralarında olduğu binlerce kişinin yurtiçi ve yurtdışında dayanışma açlık grevleri yaptığı Süresiz Dönüşümsüz Açlık Grevi sona erdi. 12 Eylül tarihinde 2 tutsak ile başlayan açlık grevleri 68. gününde Öcalan’ın İmralı’dan gönderdiği mesaj ile son buldu.

İmralı Cezaevinde bulunan Abdullah Öcalan’ın üzerindeki tecridin kaldırılması, anadilde savunma ve eğitim talepleri ile başlayan açlık grevlerinin ölümler olmadan son bulması sevindirici olmakla birlikte bir kazanım olup olmadığı noktasında soru işaretleri bıraktı. Devletin tam köşeye sıkıştığı bir dönemde; hem yurtiçinde hem de yurtdışında tepkilerin yoğunlaşması ve basının da artık mecburen gündemine aldığı açlık grevlerinin bu şekilde hiç bir anlaşma yapılmadan son bulması olumsuz oldu. Bu durum grevcilerin tedavilerine de yansıdı. Birçok cezaevindeki grevciler hastaneye kaldırılmadığı gibi sadece çorba ve süt verilerek bir nevi cezalandırıldılar.

96 ve 2000 ölüm oruçları kadar olmadıysa da ciddi bir dayanışma yaratıldı. Yurdışından bir çok parti ve sivil toplum örgütleri dayanışmada  bulunup hükümete de protestoda bulundular.

Bununla birlikte Öcalan’ın örgütün üzerindeki etkisini göstermesi açısından önemli bir mesaj oldu. Öcalansız Kürt sorununun çözümsüz olacağı bir kez daha ortaya çıktı.

Selahattin Demirtaş’ın Milliyet Gazetesi’nden Aslı Aydıntaşbaş’a yaptığı açıklamalar bunu daha net ortaya çıkartırken aynı  zamanda görüşmelerin de başladığını açıkladı: « Açlık grevlerinin  bitmesinin Öcalan’ın rolünü güçlendirdiğini söyleyen BDP Eşbaşkanı Demirtaş, İmralı’da görüşmelerin başladığını söyledi. BDP lideri “Bundan sonra atılan her adımı hükümet açısından zaafiyet değil güç göstergesi olarak göreceğiz” ve “Öcalan’ın rolü netleşti ve güçlendi. Hükümet bu duyarlığı değerlendirirse, hep birlikte kazanırız.” dedi.

Hükümet cephesinden de görüşmelerin başladığı ve olumlu bir seyirde devam ettiğini belirten açıklamalar gelmeye başladı. Önce Erdoğan’ın yaptığı daha sonra Ömer Çelik’in tekrarladığı “Kan duracaksa, Öcalan’la yeniden görüşülebilir.” açıklamasının ardından; Erdoğan’ın “İmralı’yla devlet olarak görüşmeler yapılmıştır. Tabii burada enstrüman olarak kullanılan genellikle Milli İstihbarat Teşkilatı’dır, onun elemanlarıdır. Onlar görüşme yapabilir. Bunda herhangi bir sakınca görmüyoruz. Çünkü aslolan sorunu çözmektir.”açıklaması geldi.

Erdoğan’ın sorunun çözümü için PKK liderlerinin silah bırakıp yurtdışına çıkmasına CHP tarafından da destek gelmesi Oslo sürecindeki görüşmeler üzerinden devam edileceğini gösteriyor. Açlık grevlerinin bu surecin tekrar başlamasının önünü açtığını gösteriyor.

Devletin farklı kurumlarından gelen ve toplumdaki havayı yumuşatan mesajlar peşpeşe gelmeye devam ediyor; Siirt Valisi’de yaptığı “Bugün eline silah almış, dağda bize kurşun sıkan o çocuk bizim evladımız. «O çocuğa ben bir şeyler verseydim, o çocuk dağa çıkmazdı » demeniz lazım” açıklaması da dönem ile alakalı bir açıklama olarak algılanmalı.

Bütün bunları yanyana koyduğumuzda Açlık Grevleri’nin başlama talepleri konusunda yakın zamanda bir çözüme yönelik adımlar atılmasa da kürt sorununun çözümü yolunda ciddi bir adımın başlamasına yol açtığı ortaya çıktı.

Zübeyir Aydar’ın Aslı Aydıntaşbaş’a yaptığı « Türkiye Kürt meselesini ancak Türkçe bilen Kürtlerle halledebilir. Gerisi kolay. Kürtlerle Türkler, geniş demokratik bir ittifak kurmalıdır bu bölgede. O zaman 1500’lerin, Osmanlı’nın Ortadoğu’ya açıldığı dönemi anımsatır. Türk-Kürt ittifakı Türkiye’yi bu bölgede lider konumuna çıkarır. » açıklamaları başta Davutoğlu olmak üzere birçok AKP’linin bakış açısı ile örtüşmesi dikkat çekici.

AKP Bölgede yalnızlaşmaya başladı. Tek geçinebildiği kesim Kürt Federe Bölgesi. Suriye, Irak, İran ve Rusya ile ilişkileri bozuk. Zübeyir Aydar’ın bu yaklaşımı, bu mesele üzerine savunduğunu düşünmek gerekir. Kürtler tek başına başarabileceklerine inanmıyorlar. Türklerin’de kaybedecekleri ortada. Geriye tek çözüm olarak birleşik bir devlet kalıyor.

Erdoğan’ın başta BDP olmak üzere sağa-sola saldırıları aslında bu iki devletli yapıya mecbur kalmasından ileri geliyor. Onun amacı kürtleri ezip onların üzerinden açılmaktı ancak olmadı. Tek adamlığa oynadığı bir dönemde PKK’yi kendine ciddi bir engel olarak görüyor.

AKP içinde de Zübeyir Aydar gibi düşünen çok kişi var ve önümüzdeki süreçte bu kesimin kazanma ihtimali daha yüksek görünüyor. Ancak AKP içinde böyle düşünen insanların olması normal karşılanabilinir; çükü Erdoğan tıpkı Özal gibi tüccar mantığı ile hareket ediyor. Türkiye’yi kendi ve çevresinin kurduğu şirketlerin çıkarları doğrultusunda yönetiyor. Ortadoğu halklarının kanı ile sulandırırken devletin ve halkın çıkalarından ziyade şirketlerinin karına bakıyor. Ve bu çerçevede Kürtler ile anlaşmaya varması çıkarlarına yönelikse kardeşlik çok çabuk olabiliyor.

Türkiye devleti tarafından ezilen, sömürülen ve yoksayılan kürtlerin haklarını alabilmek için yıllardır verdikleri mücadele bizler tarafından hep desteklendi, sahiplenildi. Bağımsızlık mücadelesi verdikleri zaman yanlarında olduk. Tek devlet altında anlaşmak istedikleri zaman bu birliktelikte onurlu bir barıştan yana olduğumuzu dile getirdik. Ancak Zübeyir Aydar’ın yaptığı son açıklamayı bu açıdan bir talihsizlik olarak ele alıyoruz.

Osmanlı 1500’lerde Anadolu’ya açılmak için İran Safevilerine şavaş ilan ettiği zaman önce kendi topraklarındaki alevileri katliamdan geçirdi. Böylece Osmanlı’nın resmi dini olan sünni islamı ilan etmiş oldu.

AKP iktidarı da aynı şekilde sünni bir türkiye ve ortadoğu projesinin içinde yer alıyor ve bu çerçevede Suriye deki Nusayrilere savaş açmış durumda. Bunu yaparken de türkiyedeki alevilere yönelik defalarca asimalasyon ve tehtitlerde bulundu. Ve halen yoksaymaya da devam ediyor. Zübeyir Aydar, söylemleri ile buna destek vermiş duruma düşüyor. Kürt halkının onur ve bağımsızlık mücadelesini yapan bir hareketin diğer halklar ve azınlıklara yönelik tehtitlerin ve politikaların içinde olmasına anlam veremeyiz ve onu bu durumda düşünmek de istemeyiz. Bu çok tehlikeli bir düşünce ve politikadır. Kürtler ile Türkler arasındaki kardeşliği savunuyoruz  ancak bu, birlikteliği her halukarda destekliyoruz anlamına gelmiyor.

Zübeyir Aydar’ın bahsettiği bu birlikteliği ne yazık ki bölge halklarının çıkarına karşı bir tehlike olarak görüyoruz. Temennimiz hareketin bu politikalardan uzak durmasıdır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here