Hasan Özdemir Yazdı: AKKUYU VE İNCEBURUN NÜKLEER SANTRALLERİ

0
55

Hasan ÖZDEMİR

Uzun süredir tartışma konusu olan Akkuyu (Mersin) ve İnceburun (Sinop) nükleer santrallerinin anlaşmaları imzalandı ve yapımına başlandı. Peki bu nükleer santraller nedir? Gerçekten böyle bir enerjiye ihtiyacımız var mı?

Nükleer santraller, uranyum ve plütonyum gibi tehlikeli maddelerin çekirdeklerinin parçalanması ile oluşan enerji ile çalışır. Bu çekirdeklerin parçalanması sonucunda ortaya çok yüksek derecede ısı ortaya çıkar. Ortaya çıkan bu ısı da çevresine radyasyon saçar. Ayrıca nükleer atıklar son derece özenle saklanan maddelerdir. Yıllarca özel bölümlerde saklanmasına rağmen çevrelerine radyasyon yayarlar ve doğada kaybolmaları 100.000 yıl sürer.

Dünya üzerinde yaşanan en büyük nükleer santral kazaları (bir tanesinden bizim de oldukça etkilendiğimiz) Çernobil (Rusya) ve Fukuşima (Japonya) nükleer kazalarıdır. Çernobil nükller santralinde yaşanan patlama sonucu 150.000 km2 lik alan kirli ve kullanılamaz haldedir. Ayrıca ülkemize 1960 km uzaklıkta olmasına rağmen, Karadeniz’de kanser ve çeşitli hastalıklar artış göstermiştir.

Bir diğer patlama ise 2011 yılında deprem sonucu Fukuşima’da meydana gelmiştir. Patlamadan sonra yüzlerce km’lik alanda ortalamanın 2000-2500 katı radyasyon tespit edilmiştir. Ayrıca tesisin etrafındaki 20 km’lik alan yasaklı bölge ilan edilmiştir. Avrupa ülkeleri, Amerika, Rusya ve Japonya gibi ülkeler bu tehlikelerden korunmak için santrallerini ülkesinden uzak, başka ülkelerin topraklarına yapmayı tercih ediyor.

Türkiye, topraklarına tarihin en büyük nükleer facialarını yaşayan Rusya ve Japonya’nın santrallerini yapıyor. Ayrıca yapılması planlanan santraller farklı bir teknoloji ile yapılacağı için nasıl çalışacağı ve güvenliği belirsiz durumda.

Bizim gibi iş cinayetlerinin, ihmallerin ve depremlerin yoğun olduğu bir bölgede böyle riskli projelere imza atılması açık açık halkı tehlikeye atmak anlamına geliyor. AKP bu projesini halka “enerji kullanımında dışa bağımlılıktan kurtulacağız” diye sunuyor. Nükleer santrallerin alışması için uranyuma ihtiyacı var. Bu maddeyi de dışarıdan ihraç edeceğiz.
Santralin yapılacağı bölgeler coğrafi olarak uygun değil. Nükleer santral projesinin alanına 1970’lerin başında karar verilmiş. Zeminin yeniden etüt edildiği belirtilse de bunun gerçekten yapılmadığı biliniyor. ÇED sürecinde sahte imzalı belgeler açığa çıktı. ÇED raporu eksik olmasına rağmen onaylandı. Nükleer santrale karşı açılan davalar sonuçlanmadı. Tüm bunlara rağmen Akkuyu’da santralin deniz yapılarının temeli atıldı. Milyar dolarlık santral ihalesini alan firma ise Cengiz Holding. Cengiz Holding AKP’ye yakınlığıyla biliniyor. Bu derece riskli bir proje rant aracı haline getirilebiliyor.

Birçok ülke artık nükleer enerjiden vazgeçip rüzgar ve güneş enerjisi kullanmaya başlıyor. Bu enerji tesisleri insanların günlük ihtiyaçlarını karşılayabilecek düzeyde ve doğaya ve insana hiçbir şekilde zarar vermiyor.

Bundan bir sene önce yaşanan Soma maden faciasını hatırlayalım. İhmaller ve kar hırsı nedeniyle yüzlerce işçi kardeşimiz hayatını kaybetti.

Katliamdan sonra dönemin başbakanı Erdoğan kameralar karşısına çıkıp işçi ölümlerinin bu işin kaderinde olduğunu ve bu işin ne kadar “doğal” olduğunu göstermek için 1800’lerin İngiltere ve Almanya maden facialarından örnekler verdi. Madenlerden kat be kat daha tehlikeli olan nükleer enerji santralleri böyle bir zihniyetin denetmi altına verilebilir mi? Olası bir kazada ne hükümet, ne bu işi üstlenen AKP şirketi ne de bu santralleri bize satan ülkeler sorumluluk hissedecek. Kapitalizmin kar hırsı yüzlerce insanın ölmesine ve ülkemizin bir daha kullanılamayacak şekilde kirlenmesine göz yumacak. Bizlerin ve çocuklarımızın geleceğini kapitalizmin ellerine bırakmamalı, geleceğimizi kendimiz belirlemeliyiz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here