Erdal Kudiş Yazdı: AKP Darbesi Sonrası Siyasi Gelişmeler

2
52

Erdoğan’ın kontrolünde ve Cemaatçilerin öncülüğünde gerçekleştirilen göstermelik darbenin üzerinden 2 aya yakın bir süre geçti. Erdoğan ve ekibi 15 Temmuz’a gidilen süreçte Avrupa ve Amerika’daki müttefikleri başta olmak üzere Rusya ve Ortadoğu’da köşeye sıkışmış durumda idi. Bundan çıkış yolu arıyordu. Ekonomideki kötü gidiş artık durdurulamayacak hal almıştı. Rusya ile yaşanan uçak krizi ve yine İŞİD eli ile halkta da korku ve sindirme yaratmak için yaptırdığı bombalı eylemlerde Türkiye’yi bir Ortadoğu ülkesine çevirdi. Turizmde de beklenen düzeyin turistlerin güvenlikli bir tatil yapamayacağı korkusuyla sıfıra yakın bir düzeye inmesiyle tarihinin en kötü ekonomik krizi ile karşı karşıya geldi.

Bu dönemde AKP iç politikada da köşeye sıkışmış durumda idi. Hem muhalefet partileri hem demokratik kitlede AKP karşıtlığında birlikler oluşmaya başlamıştı. AKP içinde de Erdoğan karşıtı cephe gelişti. Başını Gül ve Arınç’in çektiği bu cephe AKP’yi parçalamadan Erdoğan’ı saf dışı etmenin yollarını arıyordu. Gülen Cemaati de 17-25 Aralık operasyonlarında köşeye sıkıştırdığı Erdoğan’ı indirmenin yollarını arıyordu. İşte tam bu dönemde halk sinema izler gibi her yanı saçmalıklar ile dolu bir «darbe girişimi» izledi. Daha ilk saatlerinde başarılı olamayacağı belli olan bu süreci Erdoğan iyi yönetti ve 3 hafta gibi bir süre halkı sokaklara dökerek «demokrasi şölenleri» organize etti. Halka kendini sahiplendirdi. Bu sayede arkasında büyük bir halk kitlesi alarak vazgeçilemez olduğunu düşmanlarına gösterdi.

15 Temmuz sürecinden sonra AKP politikalarında bir revizyona gidildi. Bu süreçte AKP, içindeki muhalif kesimi devre dışı bırakırken diğer taraftan meclisteki muhalefeti de bir süre susturdu. Hatta kendi etrafına topladı. Yenikapı’daki mitingde CHP ve MHP ile birlikte zafer gösterisine çıktı. “Milli Birlik ve Beraberlik Ruhu” diye herkesi kendi etrafında topladı. Başarısız darbe girişimine karşı kendi darbesinin zaferini kutlattı. Muhalefetin de desteği ile ülke genelinde OHAL ilan edildi. CHP sonradan yaşananları görünce «zaten destek vermeseydik de geçerdi» dediği oylamada AKP’ye tam destek verdi. Bu süreçten sonra ülke yönetimini tamamıyla saraya kapattı ve meclisi tam anlamıyla devre dışı bıraktı. Meclisten geçen ya da tartışılan bazı yasaların çoktan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile saraydan hayata geçirildiği sonradan görüldü. (Belediyelere kayyum atanması) Ve Türkiye tarihindeki en büyük görevden alma ve tutuklama operasyonları başladı.

Bugüne kadar kamuda çalışan 66 bin 786 personel görevden uzaklaştırıldı.

Türk Silahlı Kuvvetlerinden (TSK) 3 bin 725 personel ihraç edilirken, bunların arasında 2 orgeneral, 9 korgeneral, 26 tümgeneral, 4 tümamiral, 91 tuğgeneral, 28 tuğamiral, 2 bin 195 subay ile 774 astsubay da yer aldı. Yine aynı dönemde 2360 polis de meslekten atıldı.

Fethullaçılara yakınlığı ile bilinen iş adamları, gazeteciler ve yöneticiler tutuklanırken bunlara ait iş yerlerine kayyum atamaları yapıldı. Yine Fethullahçı olduğu söylenen özel okullara da el konup devlet bünyesine geçirildi. Ancak ne hikmetse AKP içinde ciddi bir ayıklanma yaşanmadı. Gerçi hangi birisini atacaklar ki hepsinin de cemaatçiler ile ilişkisi olmuş. En başta da Erdoğan’ın. Ama onlar için Fethullah karşıtlığı 17-25 Aralık süreci yani kendilerine dokundukları dönem. Ondan önce yapılan Ergenekon, Balyoz ve KCK gibi operasyonlarda sorun yoktu. O dönem demek «kandırıldıkları» dönemmiş.

Buraya kadar toplumda ve muhalefette destek bulan bu uygulamalar bundan sonra asıl yüzünü göstermeye başladı ve artık muhalefete de yönelmeye başladı. Özgür Gündem gazetesinin kapatılıp Aslı Erdoğan dahil 3 yöneticinin gözaltına alınması ile yeni bir sürece girildi. O zamana kadar solcu ve Kemalist olduğu halde tutuklanan ya da gözaltına alınma durumlarına «kurunun yanında yaş ta yanar » diye müsamaha gösterenler sıranın kendilerine gelmeye başladığını anladılar. Özelikle 2 Eylül de yapılan operasyonlar ve işten çıkartmalar darbenin muhalefete de yöneldiğinin açık kanıtı.

Başta Eğitim-Sen olmak üzere birçok sendikadaki Kürt kökenliler PKK ile bağlantılı olduğu gerekçesi ile işlerinden uzaklaştırılırken DBP’li belediyelere de kayyum atamaları başladı. 2’si il olmak üzere 24 belediyeye el konularak kayyum atandı. Atamaların devam edeceği söyleniyor.

Erdoğan şimdi Cemaat tehdidinden bir süre kurtuldu. Ama bunun yeterli olmadığını biliyor. İkinci büyük tehdit ise Ergenekon ve Balyoz operasyonları ile karşısına aldığı ulusalcı kemalistlerdi. Onlar ile ortaklaşmasının yolu ise Kürt ve Cemaat karşıtlığında buluşmak oldu. Bu sayede hem bir düşmanını devre dışı bırakırken hem de CHP’nin de elini kolunu bağladı. Çünkü bu kesimin CHP’de de bağlantıları çok güçlü. 1,5 ay gibi bir sürede yapılan bu operasyonlar ile ülke içindeki konumunu bir süreliğine de olsa güçlendirdi. Ve henüz yolun başındalar. Operasyonlar tüm hızıyla devam edecek.

DIŞ POLİTİKA

Erdoğan ve ekibi sadece iç politikadaki köşeye sıkışmışlığı bertaraf etmek ile kurtulamayacağını iyi bildiği için dış politikada da revizyona gitti. Ortdaoğudaki politikaların mimarı Davutoğlu ile yollarını ayırdıktan sonra önce İsrail ile ilişkileri düzenledi ardından darbe sonrası Rusya ile yeniden ilişkiye girdi. Mısır ve Suriye politikalarında da geriye dönüşün sinyali verildi.

AB ve ABD’yi darbe sürecindeki tavırlarına karşı yönünü doğuya çevirmek ile tehdit ediyor. Yanına da ABD’nın başına çuval geçirdiği askerleri aldı. AB ve ABD’ye kendisinden kolay kurtulamayacaklarını göstermeye çalışıyor. Ki bunda şimdilik göstermelik de olsa başarılı oldu. Darbe girişiminden medet bekleyen ve sonrasında sessiz kalan batı şimdi bu tavırlarından dolayı öz eleştiri veriyor.

Öyle ki batının ve ABD’nin desteklediği PYD’ye karşı Cerablus’u ÖSO ile İŞİD’den devir teslim almalarına bile ses çıkaran olmadı. Hatta YPG’ye saldırmasına bile ciddi bir tepki almadı. Suriye savaşının başından beridir kurmak istediği tampon bölgeyi de bu sayede aldı. Ama ABD bir verirken daha fazlasını her zaman alır; Cerablus karşılığında Türkiye’yi Rakka ve Musul operasyonlarına katılmaya zorladı. Eğer Türkiye bu operasyonlara katılırsa tam bir bataklığa saplanır. Sonucu belirsiz bir savaş baslar. Çünkü bu işin sonucu Suriye ve Irak devleti ile karşı karşıya gelecek ki ikisi ile de ilişkileri çok kötü.

SON DURUM

İçeride ve dışarıda kendini sağlama almış gibi gözüktüğü bu dönem aslında AKP ve Erdoğan’ın en zor dönemi. Çünkü AKP şu anda şişirilmiş bir balon gibi. En ufak darbede patlamaya hazır. Hem dışarıda ger- çek dostu yok hem de içeride. Herkes ile zor ve baskı ile ilişkilerini sürdürüyor. Ve içerideki bu baskı bir yerden sonra kendisine karşı tepkileri artıracaktır. İşte o andan sonra geriye dönüş yaşanır. AKP içinde de Erdoğan karşıtlığı şu anda sesini yükseltmezse de alttan altta büyüyerek devam ediyor. Ayrıca AKP içindeki Fethullahçılara da henüz dokunamadı. Bu da sürekli bir tehdit durumunu beraberinde getiriyor.

Sol ne yazık ki bu dönemde çok pasif kaldı. Ancak en son kurulan Emek Barış Ve Demokrasi Bloku gibi girişimler ile doğru politikalar hayata geçirilirse toplumsal direnişleri bir araya getirme olanağı yakalarız.

Bu dönem devrimci çalışmanın zor ama önemli olduğu bir dönem. Halkın baskı altına alındığı, sindirilmeye çalışıldığı ve güzel günlere olan umutlarının azaldığı bir dönemde bunları tekrar yeşertebilmek bizlere düşüyor. Güzel günler çok uzak değil ve bugünleri birlik ve beraberlik ile başaracağız.

Erdal Kudiş

2 YORUMLAR

  1. Ateş söner, kül olur.
    İnsan ölür, çöp olur…

    İslam Atı ve Kürt Beygiri yan – yana ve omuz – omuza koşarak, koşa – koşa TRUVA’ya kadar geldiler tarihsel bu YARIŞTA!

    Bunlar birbirlerine karşı ne ÜSTÜNLER, ne de ALÇAKLAR eşitler; eşittirler.

    Şahin Kanbur

    **(!)**

  2. TEKRAR 1 – ) EMPERYALİZM’İN VE ONLARIN BURALI VE YERLİ OLAN BÜTÜN KAPİTALİST UŞAKLARINA GÖRE, İSLAM’IN ŞANLI VE BİR O KADAR DA KANLI OLAN TAM DA BU TURUVA ATI, BU SIRA KÜRTLER’E VE KÜRDİSTAN GERÇEĞİNE GELİNCE NEDENSE HEP KÜRT BEYGİRİ OLUYOR BİRDEN & BİRE!

    Türkiye bu Kürt Atı’nın & Kürt Beygir’inin sırtındadır tarihsel olarak.

    Türkiye Batı’nın tarihsel kuklasıdır, Doğu’nun da tarihsel varisidir.

    Türkiye toplumları, halkları, en büyük ve en çoğunlukları ve bütün buranın buralı olan insan ve insanlık sosyolojisi ve bütün ezilen, sömürülen, aşağılanan, horlanan, dışlanan ve ötekıler olarak sürülen ve sürünen en aşağıdakileri ve en alt sınıfları, ” Misak ı Milliye! ” & ” Kuvvay ı Milliye! ” safsatası ve gerçek yalanı ile emperyalistler ve ayrıca onların da aslı burralı olan & nesli ise soysuz ve her milliyetten olup yerli ve işbirlikçi kapitalistler olan bu gerçek yalancılar, sahtekârlar, hırsızlar, dümenciler, soyguncular, vurguncular, yalamalar, dallamalar, yalakalar, gericiler, yobazlar, dinciler ve sermaye ırkçısı neo liberal ve nitelikli faşistler tarafından uyutulmaktadır.

    Kafkasya nasıl parçalandıysa ve halkları nasıl bölündüyse, Orta Doğu’ da öyle ve böyle oldu.

    Burada da ve buranın da bugünkü tarihi durumu ve kaderi o günkü emperyalist paylaşımlarla oluştu.

    Ve bugünün gerçek olan bütün yeryüzü toprak haritaları ve ulus devleti adı altındaki veya üstündeki bu tabeladan yapılı rant rejimleri ve bunların sözüm ona bugünkü oluşan hak ve hakikat bu demografyası ve coğrafyası, işte tam da bu emperyalist savaşlarının sonundaki yapılan bu bölüşüm ve paylaşım antlaşmaları ile gerçek yapıldı, yapılmıştır.

    Ulus devlet olmak payı doğaldır ki her ulusun kendi kaderini tayin etmek hakkıdır.

    Hiç bir şey, hiç bir neden, hiç bir sonuç, hiç bir ilgi, hiç bir bilgi, hiç bir olgu, hiç bir kavram, hiç bir hakikat ve hiç bir güç bu özgürlük savaşını ve bu savaşın haklı, onurlu, soylu ve meşrüi davasını durduramaz ve yok edemez.

    Kürtlerin bu günkü devlet olmak da dahili olmak üzere, ulus olmak, ülke olmak, erk ve rejim olmak, bayrak olmak ve vatan olmak hakları vardır. Bu davaları ve bu yöndeki yürüttükleri bütün kavgaları ve savaşları haklıdır, onurludur, SOYLUDUR ve meşrudur.

    BU DÜNYA’DA HER ULUSUM DİYENE HER TÜRLÜ YER VE ZAMAN VAR DA & GERÇEK BİR TARİH VE HAYAT KURMAK HAKKI VAR DA; BU BİR TEK VE TEK BAŞINA GERÇEKTEN DE VAROLMAK HAKKI VE ÖZGÜR OLMAK PAYI KÜRDE Mİ YOK & KÜRTLERE Mİ YOK !

    Hadi naş yürü bre bay paşa baş efendi, doktora git ve in bu beygirin sırtından, hem de kendin gönüllü olarak ve gönüllüce ve paşa – paşa 🙂 (!)

    Şahin Kanbur

    **(!)**

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here