AKP NE YAPMAK İSTİYOR?

0
31

 

“ Dünya üzerindeki insanlar ikiye ayrılırlar: Beyinleri olan ama dinleri olmayanlar Ve dinleri olan ama beyinleri olmayanlar” Ve: “Kader bizi sanki camdanmışız gibi kırıyor, Ve bu parçalar bir daha asla yapışmıyor” Ebu’l-Ala El-Ma’arr

AKP hükümeti iç ve dış politikada çıkmaza girdikçe saldırgan söylemlere ve tutumlara başladı. Gazete sahiplerini azarlayan, yazarları işlerinden kovduran, her türlü muhalefeti 4+4+4 eğitim modelinde olduğu gibi « PKK’liler arkasında » diyerek bertaraf etmeye çalışan iktidar çıkmaza girmiş durumda. Ekonomik ve siyasi olarak politika yapamaz duruma geldiler.

«Türkiye’yi Irak’a müdahaleye zorlayan 1 Mart tezkeresi Meclis’te reddedilmişti. Kulislerde Hükümet’in baskısına askerin direndiği söyleniyordu. İşin iç yüzü, Wikileaks belgeleri arasında çıkan 22 Mart 2003 tarihli rapordan anlaşıldı. Raporda ABD’nin Ankara Büyükelçisi Pearson şöyle diyordu: “Generallerin bu tutumu, Amerikan çıkarlarının korunması açısından engelleyicidir. Erdoğan, güçlü bir müttefikimizdir. Kendisine desteğin devamı halinde Türk hava sahasını, kara ve demiryolları ile Mersin ve İskenderun limanlarını kullanımımıza açacağını taahhüt etmektedir. Ancak Türk ordusundaki üst rütbeli subaylar tarafından sürekli engellenmek istenmekteyiz.” Raporda Amerikan çıkarlarına karşı çıkan generaller, isim isim sayılıyordu. O generallerin hepsi şu anda Silivri’de yargılanıyor.» (Can Dündar)

Orduyu «hizaya» getiren ABD ile onun «güçlü» müttefiki Erdoğan Arap dünyasını hizaya getirmeye başladılar. Tunus’tan başlayan süreç Libya ve Mısır’dan sonra şimdide komşumuz Suriye ile devam ediyor. Ancak Suriye diğer ülkelerden farklılık arz ediyor. Hem jeopoltik konumu hem de halkın inanç ve ırksal farklılıkları bölgede ciddi sorunların yaşanmasına neden oluyor ve olacak.

Suriye’ye en büyük desteği İran ve Rusya veriyor. Rusyanınki biraz çıkar işbirliği; eğer Suriye’yi kaybederse hem Akdeniz’deki tek limanını kaybedecek hem de bölgedeki hakimiyeti iyicene zayıflayacak hatta ABD’nin ileriki hamleleri gerçekleşirse komşu durumuna düşecek. İran için ise Rusya ile aynı kaygıları paylaşmak ile birlikte ayrıca Suriye rejimi ile olan ‘’inanç’’ bağı da etkili oluyor. Ayrıca Suriye giderse bir sonraki hedefin kendisi olduğunu da bildiği için bunun karşısında duruyor. İran füzeleri İsrail ve Türkiye’ye çevrilmiş durumda. Suriye’ye yönelik herhangi bir müdahale durumunda iki ülke arasındaki savunma antlaşması gereği İran direkt olarak savaşa girecek.

Böyle bir durumda bölge tam bir ceheneme döner ki onlarca yıl geriye gider ve emperyalizmin tam istediği bir durum olur. Zaten şimdiden bölgede gerileme durumu yaşanıyor. Ekonomik olarak dibe vurmaya başladı. Amerika ve İsrail’in yapmaya çalıştığı ilk adım zaten buydu. Suriye’deki süreç ne kadar uzarsa bölge o kadar kan kaybeder. En son adım ise zayıflayan ülkeleri birbirine karşı savaştırarak borçlandırıp köleleştirmektir.

Türkiye son zamanlarda AB ülkelerinden daha fazla ihracat yaptığı Suriye ve İran ile ticaretini bitirdi. Her yıl yaptığı ve sürekli artırdığı milyarlarca dolarlık ihracatı durdu. Ve süreç uzadıkça kaybı çoğalıyor. ABD ve batı ise s1ürekli oyalıyor. Bunun dışında Suriye’deki etnik ve mezhepsel farklılıklar arasındaki çatışmalar bölgeye yayılmaya başladı. Lübnan’da yüzlerce insan alevi -sunni çatışmaları sonucunda öldü. Türkiye’de alevilerin evleri işaretlenmeye başlandı. Suriye’deki durumdan dolayı köşeye sıkışmış durumdaki AKP iktidarı ise içerde bütün muhalefeti susturarak ayakta durmaya çalışıyor.

Kürt sorununu çözemediği gibi yeni bir Kürt sorununu da Suriye’de yaşıyor. Kürt hareketi de bu yıl çatışmalarda hiç olmadığı kadar büyük bir ivme kazandı. Hakkari bölgesinde «alan savaşı» başlattılar ve büyük bir bölgeyi kendi kontrollerine almış durumdalar. Türk askerinin karayolu ile bölgeye gidemediği ve askeri karakolların kuşatıldığı ileri sürülüyor. Enerji Bakani Yıldız, Hakkari bölgesinde büyük miktarada petrol bulduklarını ancak çıkaramadıklarını söyledi. Yıldız, “Ancak hem özel sektör hem de TPAO petrolü terör nedeniyle aramaya başlayamadı” diyerek bölgedeki kontrolü kaybettiklerini açıkça dile getirmiş oldu.

PKK Hakkari bölgesindeki alan hakimiyeti dışında Hüseyin Aygün’ü de kaçırarak bu sene çok ses getirdi. Kaçırırken iki gün sonra bırakacağız diyen gerillalar tam iki gün dolunca da bırakarak «istediğimiz zaman istediğimiz kişiyi alırız ve yine istediğimiz zaman da bırakırız» imajı verdiler. Yine Hakkari’de incelemelere giden BDP ve siyasi parti temsilcileri ile bazı STÖ temsilcilerini gerillaların karşılayıp/kucaklaşıp yaklaşık 1 saat sohbet etmeleri de gündeme oturdu. Hem Hüseyin Aygün’ün bırakıldıktan sonra «gençler ve çocuklar beni iyi ağırladılar» sözleri hem de BDP’liler ile olan sıcak karşılaşma gerillaya yönelik sempatiyi arttırdığı bir dönemde sadece AKP’nin işine yarayan bir bombalama oldu. Antep’te karakolu hedeflediği belirtilen bu eylemde 9 sivil vatandaş ölürken 60’dan fazlası da yaralandı. PKK’nin de belirttiği gibi bu eylemi kim yaparsa yapsın sadece AKP iktidarına yaradı. Çünkü hem Suriye konusunda hem de çözemedileri Kürt sorununda köşeye sıkışmaya başladıkları bir dönemde bu olay yaşandı ve Kürt sorununda kozları tekrar ellerine aldılar. Devletin parmağının içinde olduğu bu olay sonrası Hüseyin Aygün ve BDP’liler hakkında inceleme başlattılar. Bu eylemi PKK yapmadığını belirtip BDP ile birlikte sert bir dille kınasa da fatura onların üzerine yıkıldı.

Diğer taraftan Suriye’de ki rejimi her halükarda Alevi yönetimi olarak lanse edip orada müslümanların katledildiğini iddia eden Erdoğan aynı şeylerin Türkiye’de yaşanmasına neden oluyor. Türkiye’de birçok yerde alevilere ait evlerin kapıları Maraş’daki gibi işaretlenmeye başlandı. En son olay Kartal’da yaşandı. Halkta tedirginlik ve korku yaratmak isteyen hükümet halkı birbirine düsürmeye çalışıyor.

Antep olayında bunu çok iyi yaptılar. Olayın hemen ardından yüzlerce kişi toplanıp BDP binasına yürüdü ve polisin gözleri önünde binayı yakmaya çalıştılar. Bunun yaşanmasında en büyük suç olaydan sadece 10 dakika sonra daha ne olduğu belli olmadan ‘’PKK sivilleri katletti’’ diyen hükümet sözcüleri ve onların medayadaki kalemşörlerinin neden olduğu çok açıktır. Aynı zamanda hükümet’in olayın olacagını biliyorduk demesi de ne kadar «hazırlıklı» olduklarını gösteriyor.

Her olayın ardından işi PKK’nin üzerine yıkma sendromu yaşanıyor. Kürt ve Türk halkları arasındaki çatışmayı körükleyip milliyetçilik üzerinden bir rant elde etmeye çalışıyorlar. İslamcı kesimi kotröllerine alan AKP gözünü milliyetçi kesime dikmiş durumda. MHP ile de bir nevi koalisyon havasındalar. Her türlü muhalefeti Ergenekoncu diye suçlayan hükümet şimdi de PKK’li diyor. En son Afyon’da askeri mühimatların depolanması sırasında yaşanan patlamayı bile PKK’nin üzerine atmaya çalıştılar. Olaydan kısa bir süre sonra duruma çok hakimmiş ve bilgiliymiş gibi Orman Bakanı çıkıp olayın kaza olmama riskinin yüksek olduğunu belirterek PKK’yi işaret ediyordu. Bu durum Antep olayından on dakika sonra ‘’PKK’liler yaptı’’ açıklamasını anımsattı. Aynı zamanda Antep’e hükümet çıkartması yapılırken Afyon’a 3-4 gun sonra sadece Genelkurmay Başkanı’nın gitmesi ve validen hediyeler alarak geri dönmesi olayın vahametini daha açık gösteriyor.

25 genç feci bir «kaza» sonrası hayatını kaybederken Erdoğan’ın gündeminde yerel seçimlerin öne alınması ve BDP’lilerin dokunulmazlıklarının kaldırılması var. «Savcılara talimat verdim, gereği yapılacak. Meclise geldiği zaman biz de üzerimize düşeni yaparız» diyecek kadar ileri giden bir başbakan psikolojisi ile karşı karşıyayız. Adaletin ne kadar bağımsız olduğunu da görmüş olduk böylece.

Medya tam olarak susturulmuş durumda. Erdoğan’ı eleştiren yazılar yazılınca, gazete sahiplerine «ne duruyorsunuz, kovsanıza» diyen bir başbakan ya da «o yazdıklarını ağzına tıkarım» diyen bir bakan olursa; ve yazdıklarından dolayı gerçekten gazetelerinden kovulan onlarca köşe yazarından sonra basından bağımsız olmasını beklemek hayal olur. Son dönemlerde çıkan birkaç kısık seste susturuldu.

Geriye kalan sol basın ise halka ulaşmada zayıf kalıyor. Dergimiz Odak da aynı sorunları yaşıyor. Aylık olarak yayınlamaya çalıştığımız dergimizin yaygın olarak dağıtımını yapamadığımız taktirde hem yazılan yazıların halka ulaşmasını sağlayamıyoruz hem de susturulmaya çalışılan basına biz de kendimizi katmış oluyoruz.

Daha güçlü bir sol ancak yayın organlarını kitlelere ulaştırabilir ve onları bu yayın çalışmasına katabilirse başarıya ulaşabilir. Yayın organı olmazsa olmazlardan birisidir. Daha güçlü bir Odak ancak yaygın dağıtım ve sahiplenme ile mümkün olabilir.

Erdal KUDİŞ

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here