AKP Tipi Demokrasi

0
37

57d03696eb10bb16a0d5474bCemaat’in başarısız darbe girişimi sonrası AKP durumdan faydalanmasını bilerek, hazır muhalefetin de desteğini almışken kendi darbesini gerçekleştirdi ve iktidarını daha da pekiştirmeye çalıştı. MHP ve özellikle CHP’nin Yenikapı mitingine katılarak “milli mutabakat”da yer aldığını ilan etmesi, deyim yerinde ise AKP’nin ekmeğine yağ sürdü.

Meydanlarda haykırdıkları “demokrasimize sahip çıkalım” söylemlerinin ise zaten hem AKP’nin doğası gereği palavra olduğu biliniyor hem de darbe girişimi sonrası pratikte bu bir kez daha doğrulanıyordu.

“Demokrasimiz” dedikleri herhalde türlü ahlaksızlıklar, dolandırıcılıklar, katliamlar, hırsızlıklar ve takiyeler olacaktı. O demokrasiye sahip çıkmasını istedikleri kitle ise dolayısıyla kelle kesen, linç eden, öldürdüğü insanı yetmiyormuş gibi köprü- den aşağı atmaya çalışıp, yapamayınca da üzerine işeyen insanlardan oluşacaktı. Tencere yuvarlanır, kapağını bulurmuş; böyle demokrasiye sahip çıkacak kitlenin de pek farklı olması beklenemezdi.

AKP, demokrasiye(!) sahip çıkmaya devam ediyordu. OHAL ilan edilmiş ve bu kapsamda Kanun Hükmünde Kararnameler yayınlanıyordu. Erdoğan’ın Cemaat’i köküne kadar temizleyeceğiz dediği bu süreçte yayınlanan KHK’ler içinde ise her ne hikmetse kamu kurumlarının özelleştirilmesine olanak sağlamaya kadar alaka dâhilinde olmayan birçok madde de yer alıyordu. Diğer yandan toplumdaki devrimci-demokrat kesimlerin de hedef tahtasına oturtulmasına gayret ediliyordu.

2 Eylül gecesi yayınlanan üç KHK ise olayın Cemaat’ten çıkıp iyice demokrat-devrimci kesim üzerinde yoğunlaşacağını doğruladı. Yayınlanan KHK’ler, içlerinde “Barış İçin Akademisyenler” bildirisi imzacılarından Onur Hamzaoğlu, Yücel Demirer, Nilay Etiler gibi isimlerin de olduğu 2346 akademisyenin görevlerinden ihraç edilmesini sağladı. Ayrıca çok tartışılan belediyelere kayyım atanmasını ise olanaklı kılarak, önümüzdeki süreçte HDP’li belediyelerin de çember içine alınacağının sinyalini verdi.

5334_5AKP Tipi Demokrasi

Adaleti, kalkınması, dini, imanı gibi demokrasisi de takiyeden ibaret bir iktidar ile karşı karşıyayız. Belki de demokrasinin hiç bu kadar içinin boşaltılmadığı bir dönemden geçiyoruz. AKP’nin “demokrasi” dediği şey ile türlü haksızlıklara sahip klasik burjuva demokrasisi bile yarışacak düzeyde değil.

AKP’nin ne bir adım ilerisinde ne de bir adım gerisindeki Gülen Cemaati ile hesaplaşma bahanesi, önümüzdeki süreçte bu ülkedeki gerçek özgürlükten, adaletten, demokrasiden yana olan kesimleri de aynı bahanelerle içine alacağa benziyor.

KHK’ler ile barışı savunan akademisyenlerin hedef alınması, AKP’nin barıştan yana olmadığının en açık kanıtıdır. Akademisyenlerin üniversitelerimizde bir avuç kalmış gerçek bilim insanlarından olması ise AKP’nin aydınlanma ve bilim düşmanı gerici yanını nitelemektedir. Hocalarımızın devrimci, demokrat kimlikleri ise yine AKP’nin bu ülkedeki devrimci, demokrat, aydın kesime olan düşmanlığını bir kez daha doğrular.

İşte AKP tipi demokrasi de budur: barışa karşı, aydınlanma ve bilime düşman, gericiliği savunan bir demokrasi(!). Görünen o ki önümüzdeki dönem AKP, kendi demokrasisini daha da ileri taşımaya gayret edecek.

Bu Ülkenin Gerçek Sahipleri

Bilinmesi gerekir ki AKP’nin Cemaat ile savaşı ne demokrasi ne de özgürlük savaşıdır. İkisinin de birbirinden daha demokrat, daha halkçı veya özgürlükçü yanı bulunmamaktadır. İkisi de gericilikten yana, takiyeci, emperyalistlerin hizmetinde yapılardır. Dolayısıyla AKP’nin Cemaat ile hesabı, iktidar kavgasıdır. Meydanlardaki palavraları ile uzaktan yakından alakası olamaz. Cemaat ile hesaplaşması, iktidarını tekleştirdikten sonra elbet sona erecektir.

AKP’nin gerçek demokrasi ile hak ve özgürlükler ile bilim ve laiklik ile aydınlanma ve devrimcilik ile kavgası ise devam edecektir. Bugün hocalarımıza yönelen baskı, giderek ilerler ve artar şekilde ülkedeki tüm muhalefete yönelecektir.

Hocalarımızın ihraçlar sonrası açıklamaları herhalde AKP’ye tokat gibi gelmiştir. AKP herkesi kendisi gibi makam, para, mevki için onurundan, duruşundan vazgeçebilecek zannediyor olacak ki, gerçek bir bilim insanı için hiçbir önemi olmayan o koltukları, kürsüleri hocalarımıza ceza verecek şekilde kullanmaya çalışıyor.

Biz AKP’ye karşı diz çökmeyeceğiz. Ne makam, ne para ne de başka şeyler onurumuzdan ve ideolojimizden daha değerli. Hiçbirimiz “bu süreç bana vurmaz” demesin. Ülkede gericilik artarak devam edecek gözüküyor. Elbette direniş de büyüyecek. Dayanışmayı, yoldaşlığı, direnmeyi büyütmemiz gereken zamanlardayız. Bugün ihraç edilen hocalarımıza sahip çıkmamız, geleceğimize sahip çıkmamız demektir. Ancak hep birlikte iken bu faşist iktidara karşı gelebiliriz. Örgütlülüğün gücünü bilelim. İşte o zaman kim durdurabilir halkı?

Doğan Baran

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here