AKP’NİN ON YILI VE ENGELLİLER

0
44

Engelli hakları mücadelesi; engellilerin insanca ve onurlu yaşam mücadelesidir. Toplumsal eşitsizlikleri görmezden gelen, halkın yaşadığı yoksulluğu ve yoksunluğu algılamaktan uzak, sınıfsal perspektife yabancı ve istismar ve sömürüye karşı duyarlılık göstermeyen bir mücadeleye engelli hakları mücadelesi diyebilmenin olanağı yoktur. Çünkü; engellilik hali, adına kader denen bir nedenselliğin değil, tamamıyla sefalet, eşitsizlik, savaş, işkence, iş ve trafik cinayetleri, hak ihlalleri gibi önlenebilir nedenlerin bir sonucudur. Salt bu pencereden bakıldığında bile, engelli hakları kavgası, zaten doğalında bir toplumsal davanın konusudur.

Bu yaklaşımın anlamı ve karşılığı, eşit yurttaşlık idealinde barınmaktadır. Bunun pratik görünümü de şudur: engelli hakları mücadelesinin talepleri engelliler için ne içeriyorsa, toplumun diğer kesimleri için de aynısını içermek durumundadır. Bu yaklaşım aynı zamanda, engellilerin koruma tekelini elinde tutmak isteyen, ancak; engellileri toplumun vicdanına havale eden palavracı kapitalizmin maskesini düşürecek etkin bir yöntemdir. Bu algılama, yalnızca engelliliği yaratan nedenleri ortadan kaldırma gayesine özgü değil, aynı zamanda, engelliliği bir fizik gerçek ya da sağlık sorununa indirgeyen bilinç körlüğüne müdahale anlamında bir içeriğe de özgüdür. O halde; engelliliği, fiziksel engellilik ve sosyal engellilik olarak ayırıp; fiziksel engelliliği bireysel organizmanın işlev kaybı ve sosyal engelliliği ise toplumsal organizmanın edilgenleştirilmesi biçiminde tariflemek, kavrayışı netleştirecektir.

Bu çerçevede fiziksel engellilikle sosyal engellilik arasında diyalektik bir bağ kurmak mümkündür. Şöyle ki: sosyal engellere karşı yürütülecek toplumsal mücadele bir yandan fiziksel engellilikle baş etme enerjisi sağlarken, bir yandan da egemen ideolojinin yaydığı engellilik algısını tersine çevirecektir. Böylece kapitalizmin uydurduğu pozitif ayrımcılık safsatası da yerle bir olacaktır. Pozitif ayrımcılık; kesinlikle ve kesinlikle bir yalan ve demogojidir. Dolayısıyla, ister pozitif olsun, ister negatif olsun; meselelere toplumsal bakan bir akılda, ayrımcılığa toleransa asla yer yoktur. Çünkü; erişilebilir bir kaldırım, yalnızca engellilerin değil, tüm toplumun ihtiyacıdır. Eşek yüküyle vergi toplanan bir ülkede, kamusal hizmetler, yalnızca engelliler için değil, bütün yoksullar için parasız olmak zorundadır. Çünkü; sağlık, eğitim ve barınma gibi olmazsa olmaz ihtiyaçlar temel insani haklardır. Dolayısıyla çözüm, boyun eğene odun, kömür, erzak ve kira yardımı değil, bir halkın ihtiyaçlarına toptan cevap verecek sosyal politikalardadır.

Akp’nin engelliler profili de bir palavralar deposudur. Öyle ki, seçildikleri belediyelerde ve parti teşkilatlarında, malzemesi yine engelliler olan vitrinler yaratmak suretiyle, engellilerle bir vesayet ilişkisi kurmayı başardılar.

Kaderciliğe yaslanan geleneksel önkabulü gerici politikalarla pekiştirerek de bu vesayet ilişkisini bir tahakküme dönüştürmekte hiç de zorlanmadılar. Çıkardıkları özürlüler kanunuyla özel eğitimi ve sosyal hizmetleri taşeronlaştırarak, hem engellilerin hem de özel girişimcilerin gözünü boyadılar. Böylece sosyal devletin tasfiyesi ivmelenmiş oluyordu. Bu süreçte, engelliler toplumsal hayırseverliğin nesnesi olarak görüldü ve “gökkuşağı” ve “eğitim her engeli aşar” gibi projelerle engelliler üzerinden devlet eliyle dilencilik yapıldı. Üstelik, toplanan paralar, yapılan işler ve harcamalar, hesabı verilemeyen muammalar olarak tarihe kayıtlandı. Bu da yetmedi; altı nokta körler rehabilitasyon merkezi, Türkiye kas hastalıkları derneği ve 75. yıl fizik tedavi ve rehabilitasyon eğitim ve araştırma hastahanelerinin arsalarına göz diktiler. Bereket ki, “okuluma” dokunma”, “derneğime dokunma” ve “hastahanemi geri ver” direnişleriyle bu rantçı saldırılar geri püskürtülebildi. Engellilerden hak kırıntılarını esirgemek için, sağlık kurulu raporlarının kriterleriyle sürekli oynayan, sağlık uygulamaları tebliğiyle engellilerin kullandıkları araç-gereçlere yönelik ödemeleri kademeli olarak kısan politikalar aynı zihniyetin yansımalarıdır. Engellilere 7 yıl içinde erişilebilir kamusal alanlar sözünü verip, “engellilere evde hapis yasası”nı çıkarmak da aynı umarsızlığın ve duyarsızlığın tezahürüdür.

O halde; uluslar arası neo-liberal piyasacı rantçı ekonomik-politik sistemin ulusal taşeronlarıyla baş etmenin tek yolu, toplumsal perspektiften bakan, bilinçli, sürekli ve sistematik bir engelli hakları mücadelesinden geçer. Bu nedenle; mağduru özneye, bireyseli toplumsala dönüştürecek bir güç ve enerji odağına şiddetle ihtiyaç vardır. Bu ihtiyacı en birikmiş halde karşılayabilecek araç ve zemin ise; engelli-engelsiz tüm örgüt temsilcilerinin katılımıyla, bilim insanlarının, akademisyenlerin, dernek, vakıf, oda ve sendikaların destekleriyle kurulacak ve bütün işi gücü toplumsal düzlemde engelli hakları mücadelesi olan bir engelli hakları derneği olacaktır. Engelli hakları atölyesi (25-11-2012)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here