Murat Karayel Yazdı: AKP’nin Yargı Operasyonunun Düşündürdükleri

0
110

Adalet Bakanı, dokunulmazlığı kaldırılan vekillere akıl veriyor: “Zorluk çıkarmayın, çağrıldığınızda ifadeye gidin.” AKP, bakan ağzıyla dile gelip “yargıya güvenin”, “cezaevleri gidilemeyecek yerler değil” demiş oluyor.

AKP iktidarını kaybedecek olsa, Tayyip ve partisinin önde gelenleri kendi atadıkları yargıçlara güvenip kaderlerini mevcut mahkemelere emanet ederler mi? Şahsa özel düzenlenmiş mekânlarda birkaç aylık hapislikten anlata anlata bitiremedikleri kadar mağduriyet türetenler f tiplerinde kalmayı göze alabilirler mi? Beklentilerine uymayan kararları, sistemin bekası için verilmiş olsa bile yok saymalarına; kararları veren mahkemeleri hizaya çekmelerine bakılırsa bu mümkün değil. İktidardan düşseler, yargıçların kim olduğuna bakmadan mahkemelerden kaçacağa benziyorlar. Yandaşlık eden yargıçlarının çoğunun güçlüden yana karar verecek kişilikte olduğunu bilmenin ve iktidarın koruyucu zırhı kalktığında başlarına gelebileceklerden korkunun şartlanmışlığıyla, yargılanmalarını gelecekte de engelleyecek önlemlerin peşine düşmeleri boşuna değil.

AKP, muhalefeti bastırmak için yargılama ve tutuklama terörünü etkili şekilde kullanageldi. Hapishanelerin ilan edilmiş “tredman” amacı sıklıkla geri plana itilerek caydırıcılık ve tehdit yönü öne çıkarıldı. Medya ve düşün dünyasını egemenlik altına alıp terbiye etmek için olmadık suçlamalarla yargılamalar, tutuklamalar yapıldı.

AKP, Cemaat ile ittifak günlerinde Ergenekon dediklerinin kafasına kafasına vurduğu yargılama-tutuklama sopasıyla şimdilerde cemaatçileri dövüyor. Kendi çıkarlarına uyuyorken “milli birlik ve kardeşlik projesi”ni yürütmek için kullandığı bu aracı şimdilerde tam aksinin hizmetine koştu.

Yargı, HDP selefi partileri ve İslami partileri kapatırken de şimdi olduğu gibi siyaseti şekillendiren kurumlardandı. Dolayısıyla, AKP’nin yargıyı ele geçirmeye yönelik güncel hamlelerini biraz kişilikli gördüğü yargı mensuplarını tasfiye etmesini, yargıçları talimatlandırmasını “güçler ayrılığı” gibi liberal safsatalar ölçütüyle eleştirmek devrimcilerin işi olamaz.

Siyasal liberalizmin “güçler ayrılığı” ilkesi liberal ekonomi anlayışının “serbest rekabet”, “serbest piyasa” dogması kadar kurgusaldır. Böyle bir ayrılık ülkemizde dün yoktu, yarın da olmayacak. Uygulandığı yerler var mı? Bilemiyorum. AKP’nin yargıyla ilişkisini dünden ayıran egemenlerin genel çıkarlarını gözetmeye göre yapılmış ayarların parti ve kişi çıkarlarına göre değiştirilmesidir. Böylelikle Tayyip sultasının kurumsallaşmasında yargı daha etkili kullanılabilecek, ara sıra karşılaşılan hazmı zor kararların yükünden kurtulmak mümkün olacaktır. AKP’nin yargıya dönük operasyonlarına direnmenin uygun çerçevesi yargı ve yürütmenin iç içe geçmesi değil, yargının parti ve lider tekeline alınmasının sorunlaştırılmasıdır.

Devleti elinde tutanların atadıkları yargıçlara güvenmediği, bu sebeple bir kez daha operasyon çektiği yargıya halk güveniyor mu? Yargı kurumsal bakımdan hiç olmadığı kadar halk nezdinde itibarsızlaşmış, egemenlik sisteminin sürdürülmesindeki gerçek rota teşhir olmuştur.

Ben de Bu Kararı Tanımıyor, Saygı Duymuyorum

Yandan olmaya herkes tarafından şimdilerde görünür hale gelen yargı gerçekliği ile devrimci tutsaklar olarak ezelden beri yüz yüzeyiz.

19 Aralık katliamı ile uygulanmaya konan tecrit esaslı F tipi infaz rejimi 2005’te çıkarılan İnfaz Kanunu ile yasal çerçeveye oturtulmuştu. Meşru direnme biçimini, tutsaklar arası dayanışmayı suç sayan yasa ile tutsakların temel hakları da güya yasal güvenceye alınmıştı. Gerçekten olan ise cezaevi yönetimlerinin keyfiliklerinin, saldırganlığın İnfaz Hakimliği ve Ağır Ceza Mahkemesi kararlarıyla kural haline getirilmesiydi.

İnfaz Hakimliği ve Ağır Ceza Mahkemelerinin binlerce kararı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşınıp Türkiye aleyhine mahkumiyet kararları çıkmaya başlayınca, Anayasa Mahkemesi’ne (ATM) bireysel başvuru yolu açılmıştı. Böylece cezaevlerindeki ihlallere dair binlerce dosyanın tasfiyesi, AİHM kararlarının geciktirilmesi amaçlanmıştı. AYM’ye yapılan cezaevleriyle ilgili başvurular son dönemde sonuçlanmaya başladı. Çıkan kararlar yargının Türkiye’deki halinin ibretlik örnekleri. Can Dündar-Erdem Gül dosyası gibi birkaç popüler davadaki aykırı kararın AYM için imaj düzeltme niyeti olduğu anlaşılıyor.

ODAK okurları geçmiş sayılardaki “Siyasi Tutsaklar Üzerindeki Baskılar” (Mart-Nisan 2013) ve “Cezaevlerinde Haberleşme Özgürlüğü İhlali” (Şubat-Mart 2014) yazılarını hatırlayabilirler. Orada, Hamza Yalçın ile yazışmamızın nasıl engellendiğini, uyduruk bahanelerle mektuplarımıza nasıl el konulduğunu, ODAK’a yolladığım yazının nasıl yasaklı muamelesi gördüğünü paylaşmıştık. Haberleşme hakkı ihlalini bireysel başvuru kapsamında AYM’ye taşıdığımızı not etmiştik.

Başvurularımız 2013/9089 ve 2013/5034 sayılı AYM kararlarıyla sonuçlandı. Merak edenlerin internetten ulaşabileceğini sandığım bu kararlara hukuki değer atfetmek imkânsız. Gardiyan, öğretmen, sosyolog gibi cezaevi personelinden ibaret kurulan kararı ile memleketin en üst yargı organının kararının uyumuna bakıp da şaşırmayacak insan bulmak zor. Aynı kafadan çıkma gibi duran kararlar cezaevi personelinin hukuki değerlendirme yetisinin AYM yargıçları düzeyinde olduğunu; değilse “yüksek yargıçların” hukuk bilgilerinin cezaevi çalışanlarınki kadar sığ olduğunu düşündürüyor.

Devrimci kavrayış ise üçüncü seçeneği doğruluyor. Doğası gereği siyasal olan yargı organlarının genelde muhaliflere, özelde devrimci tutsaklara bakışının yansıması olan kararlarının hukukla ilgisi yoktur. Hakkımızdaki AYM kararları dost-düşman tasnifinde somutlanan siyasal tavırdan payımıza düşen düşman hukuku uygulamasının örneklerindendir. Tayyip’i eleştirmenin hakaret suçu, muhaliflere sövmenin düşünce özgürlüğü sayılmasından anlaşıldığı kadarıyla, tek adam sultasının inşa sürecinden vazife çıkan yargı dost-düşman tasnifini düşman cephesinden genişleterek güncelliyor.

AYM yargıçlarının düşman hukukuna göre akıl yürütmesini örnekleyebilmek için, sayfalarca peşrevin ardından gelen ve iki kararda satırı satırına aynı olan son yedi paragrafın değerlendirilmesinin yeterli olduğunu düşünüyorum. Açık, gizli istihbarat teknikleriyle derlenip çarpıtılmış verilerin “başvuru dosyasına yansıyan” bilgi sayıldığı bu kısımda hayal gücü de epeyce iş görmüş.

2013/9089 sayılı karardaki numarası 69 olan paragraf: “1988 yılında adını “Direniş Hareketi” olarak değiştiren THKP-C/Üçüncü Yol örgütü ile bağlantısı başvuru dosyasına yansıyan H.Y, bir grup tarafından çıkarılan “Odak” isimli bir dergide halen başvurucu ile birlikte yazarlık yapmaktadır” Aynı dergide yazmayı suç gibi anmaları yargıçların niyetini baştan deşifre ediyor. Böyle bir dosyaya Hamza Yalçın’ın örgüt bağlantısının nasıl yansıdığı, adının niye kısaltıldığı muamma!

70. paragraf: “Odak dergisinin internet sitesinde başvuruya konu olayların haber yapıldığı, haberde H.Y tarafından gönderilen mektupların sürekli engellendiğinden bahsedildiği…” Ee! Haksızlığa uğrayıp sesimiz çıkmayacak, sızlanmakla mı yetinecektir?

Paragrafın devamında, mektuplara konu Eğitim ve Dayanışma Hareketi’nin “Odak dergisi öncülüğünde yürütülen bir kampanya” olduğu tespit ediliyor büyük iş başarmış edasıyla. Bunun ne gibi bir yasa ihlali olduğunu anlayabilmek güç. Ama yasal dergiye yazmayı, uğranılan haksızlığı haberleşmeyi suçmuş gibi anarak AYM’nin suç işlediği kesin.

71. paragrafta mektubun “siyasi-ideolojik olarak yazılmış”lığını dert edinmesinden bakılırsa, AYM yargıçlarına göre siyasi-ideolojik fikir yürütme egemenlerin tekelinde olmalıymış.

Aynı paragrafta yer alan “H.Y mektupta, mütemadiyen kendisinin ve başvurucunun da içinde bulunduğu bir topluluktan bahsetmekte ve <biz> kavramına vurgu yapmaktadır” satırlarından yargıçların “biz” olabilmemiz, yani egemenlerin karşısında vücut bulan bir dayanışma yaratabilmemizi epeyce dert edindikleri anlaşılıyor. Bir de mektubun dilinin “biz” olarak anılan topluluk dışındakilerce anlaşılamayacağı iddiasına yer veriliyor.

72. paragrafta yukarıda iddia çürütülerek, mektubun içeriğini yansıtan gayet isabetli alıntılar aktarılıyor. AYM yargıçları “biz” e dâhil olmadıklarına göre, halkı küçümseyen bilindik seçkincilikle herkes anlayamaz ya biz zekiyiz demeye getiriyorlar.

73. paragraf olduğu gibi paylaşılmaya değer: “Başvurucu, Anayasal düzeni zorla değiştirmeye çalışma suçu nedeniyle mahkûm edilmiş THKP-C adlı terör örgütünün yasa dışı eylemlerine katılmış bir hükümlüdür. Başvuruya İsveç’ten mektup gönderen H.Y’nin ise aynı örgütün devamı niteliğindeki THKP-C/Üçüncü Yol adlı örgüt ile irtibatı bulunduğu dosyadaki mevcut evrakların tetkikinden anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu iki şahıs arasındaki mektuplaşmada geçen “çalışmalar” yapan ve “kararlar” alan topluluğun, eski adıyla “THKP-C/Üçüncü Yol” yeni adıyla “Direniş Hareketi” örgütü olabileceği ihtimali doğrultusunda İnfaz Kurumunca mektup anlatımının yasa dışı örgütsel haberleşme niteliğinde olduğu değerlendirilerek mektubun alıkonulması şeklinde infaz kurumunun tedbir olması makul görülmüştür.”

Düşman hukukunu kararlıca uygulamanın verdiği mantıki sonuç “somut olayda” diye başlayan son yedi paragrafın saçmalığına çıkıyor: “Somut olayda” somut bir suçlamada bulunamıyorsak da mahkeme kararıyla bir kez suçlu ilan edilmeniz her yaptığınızı suç saymamız için yeterlidir. Siyasal kimliğinizi, direnişçi kişiliğinizi korumakta ısrar ettiğinize göre cezaevi idaresinin “olabileceği ihtimali”ni “olduğu” şeklinde değerlendirecek haklarınızı ortadan kaldırması gayet makuldür.

Yargı yollarına başvurmak Direnişçi Tutsaklar için bir direnme biçimi değildir. Yapılan haksızlıkları kayda geçirmenin ne hak arama bilincinin gereği olarak takip edilecek yollardan sadece biridir. Bu anlayışla AYM kararlarını AİHM’e de götüreceğiz. Oradan da saygı duyulacak bir karar çıkmayacağının farkındayız. Kararlarının Türkiye devletiyle ilişkilerine göre az buçuk burjuva hukuku normlarıyla şekilleneceğini biliyoruz.

İç savaş seyrine göre hapishanelerde gelişebilecek saldırıları direnişle karşılamak kararlılığındayız. Geleneksel direnme pratiklerinin eleştirisiyle, özgünlüklerimize uygun ve mücadele anlayışımızla uyumlu bütünlüklü bir tutsak direniş hattı oluşturulmasına ihtiyaç duyuyoruz. Yargı terörüne karşı tavrın bütünlüğün parçası olabileceğini düşünüyoruz. İçerideki, dışarıdaki tüm arkadaşlarla önümüzdeki günlerde bu konuyu tartışmak istiyoruz.

Murat Karayel

13/07/2016

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here