Artvin’in doğasındayız, Şavşat’ın güzelliklerinde

0
170

Adnan GENÇ

Bir başka yazımda, Artvin’deki Cerattepe altın madeni işletmesinin doğayı katletme inadı ve bu vandallığın arka planı ile mücadele veren dostlarımızı da anlatırım elbette. Ama önce bölgeyi bir gidelim…

Doğu Karadeniz izlenimlerini kaleme almak, aslında çok kolay. Tabii, yöre insanının hırçın, kuşkucu, dobra ve yaşamın her alanını; onları tanımayanlara ters gelen, ama kendine özgü ‘aksi’ mantığı ile süzmesini algılayabilirseniz..

Bölge insanını tanımak biraz da bölgenin toprağını, suyunu tanımaktan geçecektir. Coğrafyanın iyi bilinmesinin, algıyı kolaylaştıracağını unutmamak gerekli. Karadenizli yaşadığı yeri, kültürel beslenmesini sağladığı topraklara benzetmeyi sever. Becerir de. Elbette, hoşluklarıyla ve zaaflarıyla. 

Önce Trabzon’a ‘konuyoruz’… 

Hadi gelin, kıyı boyunca Artvin’e doğru yola koyulalım… Keyifli bir sahil yolculuğu yapalım: Keyfekeder bir seçimi genellikle uygun buluyor olmama karşın, daha rahat bir gezi istiyorsanız; ‘çürük ay’ Temmuz’u seçmeyeceksiniz. Neredeyse hiç durmadan yağan yağmur ve kapalı hava ruhunuzu hırpalayabilir. İyisi mi, gelin Ağustos sonunda Doğu Karadeniz’e gidelim ve hem meyvelerin bollaştığı bir dönem olsun, hem de yaylalara çıkmak istiyorsanız; yollar ve yöre geziye uygun olsun. 

Gezi için seçtiğiniz araç ve güzergâh önemli. Eğer karayoluyla gidiyorsanız, Karadeniz Ünye’de başlıyor -bence-. Yok havayolu ile giderseniz, zaten Trabzon’dan itibaren yeşilin binbir renginin harman olduğu bir doğanın kucağında bulursunuz kendinizi. Hemen gidip dönelim derseniz; uçağı yeğleyeceksiniz. Zamanınızın kısalığı ve hedef noktanın seçilmişliği, gezginliğinizi İstanbul’dan seksen dakikalık bir yolculuk için, çelik kanatlara emanet etmenizi gerektiriyor. 

Muhlama önemli

Genellikle arkadaşlarımı da kattığım Karadeniz yolculuğumda bu kez, ilk kez yalnız başıma geziye çıktım. Ormanlardaki felaketi içim acıyarak gözlemlemeden önce; doğrusu, bir kaç yerel motifle buluşmayı, yeterlidir diye düşünmüştüm!.. Kısaca; muhlama (yağ, peynir ve un karışımı -kaymaklısı da vardır-), çarhala (karahalana ezmesi), minci ve kaymaklı ballı kahvaltılar, essevespah’lıessevennim’li (hayret nidalı) söyleşiler, Ka (kızlara) Ola (erkeklere) diye seslenmek, serpme ile alabalık avına çıkmak, orman alanlarında uzun yürüyüşler, punduna getirip atış yapmak, merakov (ayı üzümü) yemek, dağların Hemşinli kızları ile puşibağladıklarında her biri dünya güzeli olan Laz ve Hemşin kızlarının su yeşili gözlerinde uzun uzun soluklanmak, elbette çok keyifli… Ve, elbette Artvin-Yusufeli’nden katır kiralayarak, Çamlıhemşin AyderYayla’ya doğru ‘transkaçkar’ adı verilen yürüyüşü yapmak… Muradımız bu… 

Şavşat’ın Dağ Köyleri

Şavşat, Artvin iline bağlı bir ilçe. Çevresi üzerinde çam ormanları bulunan dağlarla kaplı. 

Maden ve Gamaşet köyleri Şavşat’ın dağ köyleridir. Uzaklık 50 km kadar. Ancak yol en az iki saat sürüyor. O da yazın. Kışın hiç gidemiyorsunuz ya da çok uzun sürüyor. Çünkü kışın yol ilk yağan karla kapanıyor ve bir daha kar kalkana kadar açılmıyor. Bu süre kışın yoğunluğuna göre 6 aya kadar uzayabiliyor. Köylere Şavşat’tan Meydancık kasabasına giderken ayrılıyorsunuz. Akarsulardan birini izleyerek yükseliyorsunuz. Akarsu boyunca giden yol vadi dibinden kıvrıla kıvrıla ilerliyor. Tüm çevre sık ağaçlarla kaplı. Doruğa yükseldikçe ağaçların çeşidi azalıyor ve çevreyi tamamen ladin ormanları kuşatıyor.

Köyler, diğer bir adıyla Karçal Dağları olan Machaeldağlarının güney eteklerinde bulunuyor…  Bu Machael coğrafyasının bir de doğu yüzü var; Gürcistan’daki bölgeyi de gezinmiştim. Acara Turizm Bakanlığı’nın davetlilerinden olarak… 

Aynı zamanda Gürcistan ile aramızdaki sınırı belirleyen Karçal dağları 3500 metrelerdeki doruklarıyla görkemli bir görünüm sunar. Karçal, “Üç Kardeşler” de denilen üç sivri tepeden oluşuyor. Zirvelerin en yükseği 3425 metre. 

Dağlar üzerindeki gölleri, bitki örtüsü ve yabanıl hayvanları ile ülkemizin önde gelen bir doğal platosudur. Endemik (nadir) bitkilerin dışında özellikle geyik ve ayıdan oluşan yabanıl hayvanların yalnızca burada yaşadığı söyleniyor. 

Karçal Dağları’nın güneydoğu eteklerinde bulunan Maden ve Gamaşet köyleri, geleneksel özelliklerini yitirmemiş Gürcü köyleri. Köylüler kendi aralarında gürcüce konuşuyorlar. Köydeki mimari doku da yine geleneksel. Evler, birbirlerine saygı ile dizilmişler. Hiç birisi diğerinin manzarasını ve ışığını kesmiyor. Bütün evler masif ahşap ve benzer karakterde. Evin içinde, ağacın o güzelim kokusu içinde yaşamak başlı başına bir keyif. Evin içinde yürürken zemindeki ahşabın sesi yankılanıyor. 

Gürcüler alışkanlıklarını sürdürmeyi adet edinmişlerdir. En renkli ve en çok sesli alışkanlığı, gürcü danslarıdır. Akşam zamanı evlerden akordiyonlar çıkar, yerel giysilerini giymiş kızlar müziğin ritmi ile birlikte başlar danslarına. Sıra erkeklerdir. Erkekler de şarkılarıyla kızlara eşlik ederler..

Köy evlerinde kaldığınız süre içinde, başta mısır ekmeği ve mıhlama olmak üzere birbirinden güzel gürcü yemeklerini yiyebilirsiniz. Yemekler, lezzetlerinin bir kısmını kuzine adlı sobalardan alıyor. 

Maden ve Gamaşet köylerinde hiçbir şey yapmasanız bile, evin içinde bulunan küçük pencerelerden karın yağışını izleyerek güzel zaman geçirebilirsiniz. 

Kalmak mı zor…

Aslında nalya (serender de denilen dört direk üzerine kurulu erzak deposu) ve evlerin çatılarındaki, Ermeni ustalardan kalmış “karbağı” denilen girift dokulu konstrüktif işlevselin mimari özelliklerini anlatacaktım. Ama, öylesine çok sorun var ki, anlatamazsam başta “Karegin”im Nazım Kantar ve doğanın gözünü korkutan bir kuvvete sahip Eyüp Şahin kızabilir. Hülasa; buralarda hayatta kalabilmek için tecrit kampı koşullarında çalışmak zorunda kalan bölge insanının “hep şen” kalması çok zor. Ama tam da bu noktada kimilerini azıcık ‘hükelendirecek’ önemli bir ayrıntı; yörede kadınlar her işi yapıyor, erkekler ise genel olarak ya uzanıp yatıyor, ya da yatıp uzanıyor…

“Akil muti vamişkuni”… 

Evet, aklım olsa dönmezdim. Doyumsuz keyifli bir haftadan sonra dönüş telaşı fikren yoruyor. İstanbul cangılında, iş ve kimi ilişkilerin ruhlarımızı kirleten ortamına yeniden girmenin ikircikliğiyle Artvin’e veda etmenin zamanı geldi.

Sezyum 137 ile kanserlenmiş fındık, biraz kestane balı, şeker ve demir elmalarıyla birlikte azıcık kavun aromalı armut ve karamiş tedarik ederek yola hazırlanıyoruz. Köy peynirini unutmadan, pet şişede (kahretsin) puar suyunu da tamam ederek (iki de keçi mi götürsek ne!..) taksi-pikap’a biniyoruz. İnsanlar tek sıra, gözler yaşlı… Önce dedemin çocukları (küçük halalarım ve amcalarım) ile helalleşiyoruz. Sonra da bölgenin konuksever ve güleç yüzlü insanları ile…  

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.