Avrupa’da Çocuk Eğitimi Üzerine Bir Çalışma

0
109

19.05.2013

“Gariptir; soruna sol çevrelerin yaklaşımı genellikle bireysel düzeyde kalmaktadır. Yeni-liberal İslamcı Cemaat bile kendi kendini böyle bir bireyciliğe hapsetmiyor. Gerek Türkiye solu gerekse Kürt solu bu meseleyi genellikle kitle çalışmasının dışında bir özel sorunmuş gibi görüyor ve bu yüzden ortak kavrayış ve çözüm geliştirmekten uzak kalıyor. Solun insanları bu konuda ”her koyun kendi bacağından asılır” hesabı genelde bireysel ve hatta rekabetçi çözümlere yöneliyorlar.”

Devrimci çalışma yarını bugünden kurma perspektifiyle hareket etmelidir, yaklaşımıyla Paris’te Türkiye kökenli insanlar olarak çocuk eğitimini ele almaya karar verdik ve bu amaçla adımlar atmaya başladık. Aşağıda devrimci eğitimci arkadaşımız Hamza Yalçın’ın ilk görüşmeye sunduğu konuşmayı yayınlıyoruz. Görüşme 2012’nin son günlerinde yapıldı. Toplantılarımız kadın ve gençlik ağırlıklı olarak gelişiyor.
 Paris Odak.
Çocuk Eğitimi Üzerine Diyalog
Toplantının amacı, çocuklarımızın yaşadığı eğitim sorunlarını birbirimizin yardımıyla daha derinlemesine öğrenmeye ve çözüm yolları geliştirmeye çalışmak. Bunun için bütün katılımcıların görüşlerini rahatça, önyargısızca, birbirine saygılı tutumla, birbiriyle yarışmaksızın, alçak gönüllü ve içten gelme bir şekilde anlatabilmeleri gerekir. Aksi halde bu toplantı anlamsız olur.
Burada eğitim sorunu deyince okul sorunu, iş sorunu ve gençlerimizin toplumda aktif yer edinmeleri sorunu kastediliyor. Ama bu sorunların, sahipleri bizler tarafından somutlaştırılması gerekir.
Tartışmanın önünü açacak konuların anneler tarafından incitici bulunmamasına dikkat etmek gerekir. Yani kimsenin çocuğunun diğerinden aşağı olması veya kimsenin kimseden üstün olması söz konusu edilemez.
Toplantıların kadınlar için eğlenceli geçmesini gözetmek gerekir. Birlikte yiyecek bir şeyler hazırlayıp paylaşmak; voleybol, mini golf, bowling gibi oyunlar oynamak, birlikte havuza veya sahile gitmek gibi olanaklara başvurulabilir. Toplantılar kırda, evlerde ve katılımcılara güzel gelecek benzeri mekanlarda yapılabilir.
 Tartışma için düşündüğüm sorulara geçmeden önce sorun hakkında giriş niteliğinde biraz genel bilgi vermek istiyorum.
Eğitim Sorunu Niye Önemli?
Batıda yaşayan Türkiye kökenli aileler, çocuklarının eğitimi konusunda özel zorluklarla karşılaşıyorlar. Kimi aileler karşılaştıkları özel sorunları özel çabaları ve başka koşullar sayesinde aşarak çocuklarına derslerinde başarılı olabilecekleri bir eğitim sağlayabilirken çok aile ise yetersiz kalıyor. Birçok çocuk derslerde başarısızlık, okula uyum ve sağlık sorunları yaşıyor ve hatta gerek okulda gerekse mahallelerde gençlik çetelerine karışabiliyor.
Oysa bizimle yakın eğitim düzeyindeki ailelerden gelen çocuklar Türkiye’de genelde daha başarılı oluyorlar. Çünkü buradaki gençler buraya özgü dil sorunu, kimlik sorunu gibi özel güçlükler yaşıyorlar. Karşılaşılan güçlüklerle mücadele edebilmek için buraya özgü sorunların araştırılması, saptanması ve onların üzerine kolektif çabayla gidilmesi gerekir. İşte toplantımızın amacı budur.
Gariptir; soruna sol çevrelerin yaklaşımı genellikle bireysel düzeyde kalmaktadır. Yeni-liberal İslamcı Cemaat bile kendi kendini böyle bir bireyciliğe hapsetmiyor. Gerek Türkiye solu gerekse Kürt solu bu meseleyi genellikle kitle çalışmasının dışında bir özel sorunmuş gibi görüyor ve bu yüzden ortak kavrayış ve çözüm geliştirmekten uzak kalıyor. Solun insanları bu konuda ”her koyun kendi bacağından asılır” hesabı genelde bireysel ve hatta rekabetçi çözümlere yöneliyorlar.
Yeni-liberal dincilik karşısında toplumcu bir alternatif oluşturması beklenen Aleviliğin ise bu alanda her hangi bir çabasına rastlamadım. Göründüğü kadarıyla sol hareket ve Alevilik şu anki durumlarıyla burjuva bireyciliğine dincilik ve Cemaatçilikten daha yakınlar.
Kendisini toplumcu olarak tanımlayan Türkiye sosyalist hareketi için çok kötü bir çelişkidir bu. Aleviler için de.
Birbirimize karşı bu ilgisizliğimiz ve rekabetçiliğimiz hem aileler arasında hem de çocuklar arasında büsbütün olumsuz ilişkilerin gelişmesine yol açıyor. Öyle ki çok insan ”küçük düşerim”, ”istismar edilirim” korkusuyla sorunlarını tartışmaya bile cesaret edemiyor. Çocuklarının okul durumlarını gizleme yoluna gidiyorlar. Mesele açığa çıktığında ise işler, içinden çıkılması daha güç hale geliyor. Dahası demokrat ve hatta sosyalist geçinen insanlar çocuklarını rekabetçi anlayışla yetiştiriyorlar. Sonuçta ne aileler ne de gençler birbirlerinin deneyimlerinden yararlanabiliyorlarken bizler devrimci, sosyalist veya demokrat geçinmeye devam edebiliyoruz!
Evet, çocuk eğitimi Avrupa’da en önemli sorunlarımızdan biridir.
Çocuk Eğitimiyle İlişkim
Toplantı için inisiyatif benden geldiğine göre konuyla ilişkimi burada aktarmayı gerekli görüyorum. Konuyla ilişkim, nereden baktığımın ve amacımın anlaşılmasına yardım edecektir.
Türkiye ortamını biraz biliyorum. Hem orada hem de Avrupa’da çocuk sahibiydim. Kızım ilk okulu, orta okulu ve liseyi ben Türkiye’de iken okudu. Kendim de Türkiye’de okudum. İsveç’te birkaç ayrı üniversitede tahsil yaptım. Ardından bir üniversitede bir yıl boyunca öğretim ve araştırma görevlisi olarak çalıştım. 2010 yılında tamamladığım araştırma konum, yabancı öğrencilerin eğitim ve onunla ilişkili olarak sosyal ilişkiler sorunlarıydı.
Ardından İsveç’teki ilköğretimde 2 nci sınıftan dokuzuncu sınıfa kadar ve ayrıca bir lisede yardımcı öğretmen ve ana dili öğretmeni olarak çalıştım. Yardımcı öğretmen çalışmasında dil yetersizliği çeken tek tek öğrencilere çeşitli derslerini İsveççeden anlamalarını kolaylaştırmak için Türkçeden yardım ettim. Bu işi dersi ya da öğretmeni tercüme ederek, öğrencinin derslerini planlamasına yardımcı olarak vb… yaptım. Bu süreçte öğrencilerle birlikte sınıflarda ders sırala rına oturdum. Ayrıca okul öncesi öğrencilere Türkçe dil yardımı verdim. Yeni gelen öğrencilere rehberlik ettiğim oldu. Bunun yanında çeşitli yuvalarda çocuklarla çalıştım. Öğretmenleri gelmeyen ortaokul öğrencilerinin matematik, fizik, kimya, biyoloji, sosyal bilgiler, İngilizce, İsveççe ve beden eğitimi gibi derslerine öğretmen yerine girdim. Bütün bunları yapmaya devam ediyorum.
Aralarında 20 yaş fark bulunan biri kız ötekisi erkek iki çocuk babasıyım. Bir baba olarak ilk çocuğumla ilişkimde çok başarısız kaldım.
İsveç dışında Almanya ve Fransa’da evlerinde kaldığım ailelerin çocuklarını bir parça da olsa gözlemeye çalıştım. En çok gözlemim İsveç’te oldu.
Bir devrimci ve eğitimciyim. Devrimciliğin yapıcı ya- nının öne çıkarılmasını savunuyorum. 1995 yılından bu yana Türkiye’den ve Avrupa’dan arkadaşlarımla birlikte eğitim çalışmaları yapıyor ve ”Birlikte öğrenme” adıyla bir metot geliştirmeye çalışıyoruz. Bu çalış- malar çerçevesinde yazılmış bazı makaleler Eğitim ve Dayanışma Hareketimiz adlı kitapta özetlendi.
Bu çalışmada diyalog temelinde birlikte öğrenme metoduyla sorunlarımızı daha iyi kavrayacağımıza ve onlara daha etkili müdahale edebileceğimize inanıyorum. Diyalog temelinde öğrenmeden kastım birbirine sevgi saygı, sorumluluk ve güven duyan insanların alçak gönüllü bir tutumla, sorunları birlikte araştırmaları, dayanışma yoluyla eleştirici düşünceye ulaşmaları ve pratik çözümler geliştirmeleridir.
Çocuk Eğitimi Hakkında Bazı Bilimsel Araştırma Sonuçları:
Şimdi gençlerin eğitim sorunları üzerine rastladığım araştırmalar hakkında biraz bilgi vereyim. Aşağıda vereceğim bilgiler giriş niteliğindedir. Konu hakkında daha derinlemesine bilgilerin ve eleştirici düşüncenin, çalışma içinde gelişeceğine inanıyorum.
Araştırmalar Avrupa’da ve İsveç’te yaşayan göçmenlerin iş bulmalarının ve toplumsal hiyerarşide yükselmelerinin yerlilere kıyasla daha zor olduğunu gösteriyor. Her ne kadar bir yan dan ”Farklı bir kültürden gelmek engel değil avantajdır”, dense de başka bir ülkeden gelmek ve başka bir dile sahip olmak pratikte daha ziyade engel niteliği taşıyor.
Akademik araştırmalar yabancı kökenli anne babaların, çocuklarının okumasından yana olduklarına işaret ediyor. ”Benim çocuğum okuyacak da ne olacak” diye düşünenler azınlıkta. Velilerin çoğunluğu toplumla kaynaşmanın en emin yolunun eğitimden geçtiğine inanıyorlar. Sanıldığı gibi Müslüman ailelerde kızların okumaları engellenmiyor, hatta genelde bilhassa teşvik ediliyor.
Böyleyken gene de yabancı kökenli ailelerin çocukları genelde yerli nüfusa kıyasla derslerde daha az başarılılar.
Yabancı bancı kökenli çocukların derslere yoğunlaşmada güçlük çektikleri gözleniyor. Kızların durumu erkeklere nazaran genelde daha iyi oluyor.
Öğrencinin hangi yaşta göçmüş olduğu onun okul başarısını etkiliyor. Geç yaşlarda göçenler için dile ve okul sistemine alışmak içi daha zor erken yaşlarda ise daha kolay oluyor.
Ailelerin sınıf kökenleri öğrencinin okuma durumunu etkiliyor. Lokantacı ve pizzacı babalar genelde sürecin dışında kalıyor. Okul tecrübesi yüksek, yani tahsilli veya öğretmen ailelerin çocukları ile okul tecrübesi düşük ailelerin çocuklarının başarı düzeyleri genellikle fark ediyor. İlk grubun okula duyarlılığı genellikle daha yüksek oluyor. Ailenin akademik tecrübesi öğrenciye manevi sermaye oluyor. Bu ailelerin evde kullandıkları dil de akademik dile yakın olduğu için öğrenciler dersleri daha rahat halledebiliyorlar.
En çok yabancıları vuran işsizlik okul durumlarını etkileyebiliyor. Okuyup da işsiz kalan yabancı kökenli gençler diğer yabancıların okuma heveslerini kırıyor. ”Okuyup da ne olacağız ki?” diyebiliyorlar. Babaları iş kurmuş çocuklar, okuyarak ayrı yol tutmak yerine, okulun zorlukları karşısında kolayına kaçıp hazır baba işine yönelebiliyorlar.
Araştırmalar tek yaşayan kadınların çocuklarıyla daha az ilgilenebildiklerini gösteriyor. Benim şahsi gözlemlerim ise tam tersi.
Göçmenlerin okula ilgisi ve başarıları ülkeden ülkeye değişiyor. Avrupalı göçmenlerin yeni yere çoğunlukla daha kolay için öğrenciler dersleri daha rahat halledebiliyorlar.
En çok yabancıları vuran işsizlik okul durumlarını etkileyebiliyor. Okuyup da işsiz kalan yabancı kökenli gençler diğer yabancıların okuma heveslerini kırıyor. ”Okuyup da ne olacağız ki?” diyebiliyorlar. Babaları iş kurmuş çocuklar, okuyarak ayrı yol tutmak yerine, okulun zorlukları karşısında kolayına kaçıp hazır baba işine yönelebiliyorlar. Araştırmalar tek yaşayan kadınların çocuklarıyla daha az ilgilenebildiklerini gösteriyor. Benim şahsi gözlemlerim ise tam tersi.
Göçmenlerin okula ilgisi ve başarıları ülkeden ülkeye değişiyor. Avrupalı göçmenlerin yeni yere çoğunlukla daha kolay uyum gösterdikleri görülüyor. İranlı ve Bosnalı göçmenlerin İsveç’te tahsil konusunda gayet başarılı oldukları görülüyor. Afrika kökenliler genelde daha başarısız kalıyorlar. Bu başarısızlıkta hem o insanların aile olanaklarının ve geldikleri yerlerde eğitim almış olup olmamalarının hem de Avrupa’da siyah ırka karşı olumsuz tavırların yeri var.
Çocukların ve gençlerin dil kapasiteleri ve dili geliştirme alışkanlıkları onların okul başarısını doğrudan etkiliyor. İsveç’te 7 yaşındaki bir çocuğun 10 bin kelime ile okula başladığı ve her okul yılında ortalama 3 bin sözcük öğrendiğini tahmin ediliyor. Dil yönü zayıf öğrencilerin dersleri anlamaları ve okulda ilişki geliştirmeleri çok zor oluyor. Dil konusu öğrencinin kendine güvenini de çok etkiliyor. Kendine güven ise bilindiği gibi her şeyin anasıdır.
Öğrencinin kendine güvenle irtibatlı olarak sosyal aktifliği geldiği yerin kodlarını öğrenme ve okul ortamına katılma yönü ve okulla irtibatlı sosyal ilişkileri de onun başarısını etkiliyor.
Yabancı öğrenciler genellikle birlikte gruplaşıyorlar. Bu gruplaşmalar yaramazlık eden hatta çeteleşmelere varan alt kültürlere dönüşebiliyor. İnsan grup içinde bir kimlik ediniyor, değişiyor ve şekilleniyor. Kimlikten kastettiğim insanın kendisi hakkındaki görüşüdür. Kendimi itilen, kakılan, haksızlıklara mahkum ve yetersiz biri görüyorsam bu kavrayışım okul başarımı çok etkiliyor. Çevremin bana bakışı benim kendime bakışımı çok etkiliyor. Fakir ve tahsil düzeyi düşük aileden geliyorsam, Asyalı isem, Müslüman kökenli isem, hele hele siyahi isem bunlar diğer insanların bana bakışlarını ve dolayısıyla benim kendi hakkımdaki görüşümü etkiliyor. Benim kendime bakışım da haliyle çevrenin bana bakışını etkiliyor.
İsveç’te 2006 tarihli bir araştırmada okul başarısı ile ailelerin çocuğun derslerine yardım etmeleri, onun derslerini sormaları ve öğretmenleriyle görüşmeleri arasında yakın ilişki olduğu iddia edilmektedir. Araştırmada yabancı kökenli ailelerin, çocuklarına ev ödevlerinde daha az yardım edebildikleri, ailelerin okul toplantılarına daha az gidebildikleri ve daha az aktif katılabildikleri, öğretmenlerle çocuklarının durumlarını sormak için daha az temas kurabildikleri görülüyor. Aileler genellikle çocuklarının yabancı dilden olan derslerini anlayamıyor. Bu yüzden birlikte ders çalışmaktan ve okulu takip etmekten uzak kalıyorlar.
Aileleri düşük düzeyde okul tecrübesine sahip olup da veliler toplantısına aktif katılan aileler ve gayretli öğrencilerle karşılaştım. İsveç okullarında onlara bedava tercüman veriliyor.
Bilindiği gibi öğrencilerin anadili eğitimi alma olanakları bulunuyor. Anadili öğretmenleri bir kültür köprüsüdür. Çocuğun geldiği ülkeye ait bilgi birikimi ile dersleri ve okulu arasında bağ kurmada önemli rol oynayabilirler. Anadili öğretmenleri derslerinde zorluk çeken öğrencilere ders yardımı da yapabiliyor. Anadilin yeni sisteme alışmak için engel değil kolaylaştırıcı olabildiği görülüyor. Yani öğrencininin yeni dili öğrenmesi için anadilini terk etmesi gerekmiyor; tam tersine, ondan yararlanması gerekiyor. Ben bu konuda başarılı olmuş öğrenciler gördüm.
Okullar ve çeşitli sosyal kurumlar öğrencilere derslerinde çeşitli yardım olanakları sağlıyor.
Bilimsel araştırmalar çocukların ilköğretimden nasıl mezun olduklarının onların gelecekteki yaşantıları üzerinde belirleyici etkide bulunduğunu gösteriyor.
Okul idaresi ve öğretmenler göçmen kökenli çocuklara yardımcı olmak için uğraşıyorlarsa da bu yardımlar henüz önemli ölçüde başarılı sonuçlar vermiş değil. Gençlere yardımcı olabilmek için tek tek ailelerin çabalarına ve mevcut okul sistemine ilaveten iki faktör üzerinde yoğunlaşmak bana çok önemli geliyor:
1. Ailelerin dayanışması.
2. Öğrencilerin gruplaşması.
Şimdi sorulara geçiyorum: Tartışma Soruları
Hazırladığım sorular öneri niteliğindedir. Onları siz baktıktan sonra netleştirebiliriz.
1. Eğitim sorunundan ne anlıyoruz?
2. Çocuklarımızı okula hazırlarken ne gibi zorluklar yaşıyoruz?
Çocukları okula hazırlarken ne gibi olanaklarla karşılaşıyoruz?
3. Çocuklar okulda nasıl zorluklarla karşılaştılar?
Çocuklar okulda nasıl olanaklarla karşılaştılar?
4. Çocuklarla anlaşma konusunda ne gibi zorluklar yaşıyorsunuz?
Çocuklarla anlaşma hususunda ne gibi olanaklarla karşılaştınız?
5. Çocuklar çalışma hayatına hazırlanma konusunda ne gibi zorluklarla karşılaştılar? Çocuklar iş hayatına alışma hususunda hangi olanaklar yaratabildiler?
6. Çocuklar toplumla ilişkilerde ne gibi sorunlar yaşıyorlar? Çocuklar sağlıklı bir toplumsal hayat için nasıl olanaklarla karşılaşıyorlar?
Bu toplantıları diyalog metoduyla belirli bir disiplin içinde sürdürerek gençlerin, eğitimcilerin ve sosyal çalışanların katılımıyla geliştirelim.

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here