Bağımsızlık sonrası Afrika’nın özgürlük hayalleri vardı. Neoliberalizm tabi olmaktan başka bir şey sunmaz (*)

0
432

AISHU BALAJI / ANITA NAYAR / TETTEH HORMEKU-AJEI / ADEBEYO OLUKOSHI (**)

Kusurlu olmakla birlikte, bağımsızlık sonrası ilk yıllarda Afrika hükümetleri, yeni sömürgecilik ve Küresel Kuzey’e tabi olmanın ötesinde bir vizyon öngördü. Neoliberalizm, kıtanın zaptedilmesini derinleştirdi – ve onu ideolojik olmayan bir şey gibi süsledi.

1965’te Kwame Nkrumah, Afrika’daki neokolonyalizm paradoksunu tanımladı, burada “toprak ağırlıklı olarak Afrikalıları değil, Afrika’nın yoksullaşmasına çalışan grupları ve bireyleri zenginleştirmeye devam ediyor.” O, Afrika’nın ekonomi politiğinin vazgeçilmez bir özelliği olmaya devam eden bir şeyi yakaladı.

Çağdaş dönemde neoliberalizm vasıtasıyla, birçok Afrika ülkesi eşitsiz yardım, ticaret ve yatırım rejimleriyle sınırlandırılmış iç politikayla ve kırk yıllık yapısal uyumun ardından neredeyse kalıcı kemer sıkma durumuyla küresel kuzeyi zenginleştirmek için hammadde ihracına bağımlı kaldı. Apaçık başarısızlıklarına rağmen, neoliberalizm kıtayı, ideolojik bir saldırı ve küresel kuzey empozeli alternatifleri hayal etmeyi ve alternatiflerin peşinden koşmayı engelleyen politika rejiminin desteğiyle, domine etmeyi sürdürmektedir.

Afrika hükümetleri bağımsızlık sonrası dönemin hemen başında kıtanın neokolonyal sömürüsüne meydan okudular. İdeolojik eğilimleri ne olursa olsun, hükümetler politik ve ekonomik iradelerini ikincil bir konuma sahip oldukları küresel ekonomik düzenden kopup yenisini hayal etme vasıtasıyla korumanın o dönemin kritik bir görevi olarak gördüler.

Günümüzdeki politika oluşturmanın dışsallaştırılması (geleneğine) karşın, sıradan insanların çoğunluğunun maddi çıkarlarına yaratıcı bir şekilde karşılık verdiler. Devlet, endüstriler oluşturdu ve endüstrilere sponsor oldu; ekonominin dönüşümü için gerekli yetenekleri geliştirmek için evrensel eğitim sağladı; eğitim yeniden üretimini kolaylaştırmak için sosyal altyapı oluşturdu; kolonyal para birimlerinden çıktı; kalkınmacı merkez bankası politikaları sayesinde yerel üretici ve kadınlar için kaynakları uygun hale getirdi; gelir kaynaklarını çeşitlendirmek için çalıştı; ve bölgesel dayanışma inşaa etti.

Bağımsızlık sonrası Afrika projesi geçmişin sömürgecileri dahil olmak üzere kuzey hükümetlerinin aktif çabası ile baltalandı ve raydan çıkarıldı. Onlar, Afrika hükümetlerini suikast girişimleri ve darbeler vasıtasıyla engellediler ve (Afrika hükümetlerini) Dünya Bankası’nın ve IMF’nin liberalleşme, kemer sıkma ve özelleştirme şartı koşan kredilerini kabul etmeye zorlayan, Afrika ekonomilerini perişan eden 1980’lerin meta iflasını pragmatik bir şekilde değerlendirdiler.

Kırk yıl sonra, neoliberalizmin ideolojik dominasyonu çok derin. İlerici düşüncenin ve öğrenmenin alanları bölündü, bilgi üretimi serbest piyasa mantığı eliyle tekelleştirildi ve ideolojik, devletçi ve bolca eksik yanlı olarak bağımsızlık sonrası Afrika yanlış okumaları Thatcher’cı “hiçbir alternatif yok” açıklamasını özetledi.

Bağımsızlık Sonrası Politikaları Yeniden Sınıflandırmak

Bağımsızlık sonrası Afrika’nın yaygın üç yanlış okuması 1980’lerdeki yapısal uyum programlarını zorlamak ve neoliberalizmin Afrika’daki hegemonyasına dayanak sağlamaya devam etmek için kullanıldı.

Birincisi, Dünya Bankası/IMF ve kuzey hükümetleri bütün deneyimi gözden düşürmek için bağımsızlık sonrası Afrikalı liderleri aşırı ideolojik olarak göstermektedirler. Gerçekte, ideolojik bir maya olmasına rağmen, Afrika hükümetleri tarafından ekonomik bağımsızlığı elde etmek için uygulanan politikaların çeşitliliği ideolojik spektrum boyunca benzerdi. Kapitalist yönlü Kenya, sosyalist hümanist Zambia, bilimsel sosyalist Gana, Negritüdist Senegal ve Houphouet-Boigny’nin Fildişi Sahili post-kolonyal sosyal ve ekonomik dönüşümde devlet için merkezi bir rol oluşturdu, (devlet, ç.n) sıklıkla herhangi bir yerel kapitalist sınıfın ve dönüşüm için gerekli yatırım düzeyinin yokluğunda halkın ihtiyaçlarını karşılama kolektif inancıyla yönetiliyordu.

Bu, sıklıkla kamusal işletmelerin oluşumuna ve insan sermayesine yoğun bir yatırımına; müdahaleci mali ve finansal politikalara ve ithal ikameci endüstrileşmeye (ithalata güvenmek yerine yerel endüstriler yaratmak) dönük genel (sonuçta tutarsız olsa da) bir inanca dönüştü. İdeolojinin başarısızlığı olarak bağımsızlık sonrası Afrika kalkınması projesinin yanlış homojenleşmesi neoliberalizmin tartışmaya muhtaç bir ideoloji olmaktan ziyade bu dönem için “objektif” ve “rasyonel” bir çözüm olarak konumlanmasına izin verdi.

İkincisi, devletin bağımsızlık sonrası kalkınma politikasındaki güçlü rolü Afrika’nın kalkınma problemlerinin sebebi olarak suçlandı ve büyük çapta özelleştirmenin ve deregülasyonun temelini oluşturan bir çözüm olarak piyasanın yerleştirilmesini meşrulaştırmak için kullanıldı. Gerçekte, bağımsızlık sonrası tüm Afrika ekonomileri, büyük oranda, kritik sektörlerin kolonyal kalıpların devamını simgeleyen yabancı sermaye tarafından domine edildiği piyasa eğilimli ekonomilerdi.

Bağımsızlık sonrası hükümetler, yine de, örneğin, stratejik endüstrilerin kamusallaştırılması ve sermaye kontrolleri aracılığıyla yabancı sermayeyi denetlemeye koyuldular. Sonuçta, yabancı sermayenin hegemonyasını azaltmadaki başarısızlık, temel hammadde ihracına bağımlılığı devam ettirdi, ve küresel ekonomik düzenin aşırılıkları bağımsızlık sonrası Afrika kalkınma projesini baltalamaya çalıştı. Bu gerçeklik, sonraki yabancı sermaye saldırılarının meşrulaştırılması ve eşitsiz küresel ekonomik düzene devam eden entegrasyon için günah keçisi devlet müdahalesi içine gizlendi.

Thandika Mkandawire ve Charles Soludo bu hikayenin riyakarlığını özetledi, bağımsızlık sonrası projesi küresel olarak dominant politika oryantasyonunun dışında değildi. Buhran sonrası, Avrupa yoğun bir devlet müdahalesi sayesinde yeniden inşaa ediliyordu ve ABD tarafından yönlendirilen Marshall Planı, bir piyasa egzersizinden çok uzaktı. Ha-Joon Chang’ın belirttiği gibi, devletin Afrika’da bir kalkınma aktörü olarak gayrimeşrulaştırılması kıtayı kuzeyin kalkınmak için kullandığı politika enstrümanlarından mahrum bıraktı.

Son olarak, bağımsızlık sonrası süreçte zayıf ve yetersiz kurumlar efsanesi devletin ve onun ekonomideki ve sosyal yardımlardaki rolünün parçalanması için verilen çabalara dayanak sağladı. Bu, kıta üzerinde stabil bir gümrük politikasının ve vergilendirmenin, kamusal kalkınma planının ve bütçesinin olduğu benzersizce tutarlı bir politika periyodunu saptırmaktadır.

Mkandawire ve Soludo, Dünya Bankası ve IMF gibi neoliberal aktörlerin, kurumların bağımsızlık sonrasında birden fazla rolünün olduğunu anlamada basitçe yetersiz kaldığını öne sürmektedirler: kırsal postaneler aynı zamanda toplum için yatırım bankaları ve buluşma merkezleriydi, Gana’daki Coco Pazarlama Kurulu ayrıca eğitimi fonlamak için para topladı. Öyle ki, yapısal uyum sürecinde bu kurumlar parçalanıp standartlaştırılmış, tek işlevli kurumlar ile yer değiştirildiğinde, bağımsızlık sonrası ajandaya içkin olan sosyal doku bozuldu.

Örneğin, devlet destekli Coco Pazarlama Kurulu parçalandıktan sonra, üniversiteler özel fonlar toplamaya zorlandı, ve o donörler zaman içinde müfredatı şekillendirdiler ve depolitize ettiler. Bu alt üst oluş, yabancılaşma ve metalaşma algısı bağımsızlık sonrası hükümetlerin sosyoekonomik kapsamayı teşvik etmek için verdikleri çabaları baltaladı.

Bağımsızlık sonrası süreç, cinsiyet eşitsizliklerinin doğru bir şekilde düzeltilmesi, bağımsız işçi ve köylü hareketlerine olanak tanınması veya güçlü ademimerkeziyetçi düzende yerel yönetimlerin inşası ile ilgili çeşitli kısıtlamalara sahipti. Yine de, neoliberal dönemle karşılaştırıldığında, yapısal dönüşümün amacı ve hala kıtayı saran neokolonyal kalıpların dönüştürülmesini amaçlayan politika girişimlerinin zenginliği noktasında ilham verici bir netlik vardı.

Politikaların birer cevap olarak formüle edildiği, bağımsızlık sonrası hükümetlerin sordukları sorular neoliberalizm tarafından hemen hemen bütünüyle yok sayıldı. Bu sebeple, Afrikalılar için neoliberalizmi destekleyen ısrarlı hikayelerin ötesine gidebilmek ve Afrika’nın deneyimlerini bu dönemde kalkınma alternatiflerinin dayanak noktası olarak tekrar ileri sürmek değerlidir.

(*) Bu yazı, Odak Çeviri Ekibi tarafından jacobinmag.com sitesinden çevrilmiştir. Yazı ilk olarak www.africaiscountry.com adlı sitede yayınlanmıştır.

(**) Aıshu Balaji ve Anita Nayar Regions Refocus’ta koordinatörlerdir ve Post-Colonialisms Today’in sekretaryasında yer almaktadırlar. Tetteh Hormeku-Ajei Third World Network-Africa’da programlar müdürüdür ve Post-Colonialisms Today Çalışma Grubu’nda yer almaktadır. Adebayo Olukoshi International Idea’da Afrika ve Batı Asya direktörüdür ve Post-Colonialisms Today’in danışma kurulunda yer almaktadır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.