Hamza Yalçın Yazdı: Balyoz ve Ergenekon Davaları Üzerine

0
119

Hamza YALÇIN

Balyoz davası çöktü. Ergenekon davası sanıklarının çoğu tahliye oldular. Bu davaların düzmece olduğunu biz baştan beri yazdık. Ne yazık Türkiye solunun bir kesimi o davalar açılırken bir askeri darbenin yolda olduğunu sandı. Bu kesim o sırada Kürt ulusal hareketine yakın gruplardan, çevrelerden ve kişilerden oluşmaktaydı. Darbeye karşı platform kurdular ve eylemler yaptılar. Yapılan eylemler aslında o sırada sivil bir darbe yapmış olan hem Genelkurmay’ı hem polis teşkilatını elinde tutan AKP-Cemaat ittifakının dinci bir dikta kurmasına hizmet etmekteydi. Taraf gazetesi bu konuda sol kamuoyunu yönlendirmekteydi.

Darbe iddialarının mevcut darbeyi örtmeye hizmet ettiğini söyleyenleri Kemalist ve darbeci ilan ettiler. Biz bu suçlamalardan payımızı aldık. İçimizde bazı tükenmiş kişiler de Kürt ulusal hareketine yaslanarak bu suçlamalara katılacaklardı. AKP-Cemaat ittifakı ordudaki ulusalcı birikimi tasfiye etmek için ABD tarafından örgütlenmişti. Erdoğan, 28 Şubat rejimiyle anlaşamayan Erbakan’ın altını oyarak kendi çevresini örgütledi. Daha sonra da bir ABD komplosuyla Ecevit hükümeti düşürüldü ve AKP’nin iş başına gelmesi sağlandı. ABD, Türkiye’nin bir yandan İslamcı bir rejime dönüşmesini diğer yandan ise Barzani’ye hamilik etmesini istiyordu. AKP ve Cemaat liderleri şahsi çıkarları uğruna ABD ile işbirliği yaptılar.
Sürecin o zamanki anayasal düzeni değiştirmek olduğu açıktı. Zamanın generalleri bunu gördüler. Önce ses çıkarmayı düşündüler. Fakat ne zaman ki AKP’nin arkasında ABD’yi görünce korkup birbirlerini sattılar. Biz hem bu düzene hem de eski düzene karşıyız. Ama eğer insanlar yürürlükteki kanunlara göre yargılanacaklarsa generallerin ve eski rejimin başındakilerin müdahale etmeye kalmaktan değil kalkışmaya cesaret edememekten yargılanmaları gerekirdi.

Eğer zamanın generalleri birbirlerini satmış olmasalardı AKP-Cemaat iktidarı kesinlikle ilerleyemezdi. Generaller sıkı dursalardı AKP-Cemaat iktidarı ilerleyemezdi. Ama generallerde yürek ve dayanışma yoktu. Bu süreçte bir şey açıkça ortaya çıktı. Generallerin ”Kanla irfanla kurduk biz bu cumhuriyet/ Cehennemler yıkılsa ölmez nigahvanıyız” söylemleri tümüyle kofmuş. CHP milletvekili Muharrem İnce, uğradığı hayal kırıklığıyla ”Ordu kâğıttan kaplanmış” demişti. İktidara karşı Cumhuriyet mitingleriyle direnmeye çalışanlar da birbirlerini sattıkları için tasfiye oldular. Bazı medya sanki herkesi bir tek General Özkök ile General Yalman’ın sattığını ima etti. Oysa General Başbuğ da arkadaşlarını savunmayanlardan biridir.

Biz darbeciliğe karşı mücadele adı altında orduda ve yargıda Alevi tasfiyelere dikkat çektik (Orduda Alevi Tasfiyesi) ve Ergenekon operasyonlarının çuval operasyonları (Ergenekon Operasyonları Çuval Operasyonlardır) olduğunu yazdık. Evet, Ergenekon operasyonları aslında askerilerin başına çuval geçirilmesi sürecinin devamıydı. Dışarıya karşı demokratikleşme olarak gösterilen sürecin aslında askere karşı polis iktidarının gelişmesi olduğunu yazdık. Bunu şimdi Başbuğ da belirtiyor. Ayrıca devlet geleneğinin orduda birikmiş olduğu için ordunun tasfiye edilmesinin oligarşiyi zora sokacağını yazdık. Söylediğimiz kısa zamanda doğrulanacaktı. AKP mezhepçi politikalar yürüterek oligarşiyi ve beraberinde Türkiye’yi de Suriye’de pis bir bataklığa sürükledi. Eski ordunun ağırlığı olsaydı oligarşi bu kadar akılsızca maceraların peşine takılmazdı. Ordu hem en Amerikancı kurumdur hem de devlet içindeki en millici kurum gene ordudur, diye yazmıştık.
Şimdi Ergenekon ve Balyoz tutukluları ve hükümlüleri tahliye edildiklerine göre Türkiye’de yargının şerefi kurtuldu, deniyor. Bunun nasıl bir yalan olduğunu şahsi tecrübemden biliyorum. 12 Eylül darbesi döneminden yargılandığım aynı davadan üst üste iki kez beraat ettiğim halde 1998 yılında müebbed hapis cezası aldım. Cezayı verdirenler 28 Şubat generalleriydi. Eğer yargı, yazılı kurallara uygun davransaydı benim ceza almamam gerekirdi. 12 Eylül darbesini ve 28 Şubat rejiminden hesap soracağını iddia eden AKP benim durumumu gündeme getirmedi. Çünkü işlerine yaramıyorduk. Bizim hem asker postalına hem de polis copuna karşı olduğumuzu biliyorlardı. Hem 28 Şubatçılar hem de AKP’ciler bu konuda zaman zaman bazı yoklamalar yapmışlardı. Her seferinde de işbirliğine açık olmadığımızı görmüşlerdi.

Nasıl ki 12 Eylül yıllarında ve 1990 sonrası asker egemenliğine karşı mücadele ettiysek aynı tutumu AKP iktidarı döneminde de sürdürdük.

AKP-Cemaat ittifakı bizi de hedef aldı. Hareketimize karşı operasyonlar yaptı. Bizi bölmeye ve dağıtmaya çalıştı. İçimizdeki çürümüş insanlarla muhbir takımı onların saldırılarıyla el ele verdiler. Şimdi Cemaat de AKP de çöküş içinde. Bizi bölmeye çalışanların ve muhbir takımının da durumları ortada. Biz birliğimizi korumayı başardık ve mücadelemizi geliştiriyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here