Basına ve Kamuoyuna*

0
767

19-22 Aralık 2000 tarihinde 22 hapishaneye eş zamanlı olarak gerçekleştirilen “Hayata Dönüş Operasyonu” ile açılan F tipi hapishaneler tecrit-tredman esasına dayalı hücre tipi hapishanelerdir. Tecrit politikası yalnızca tutsakları birbirinden ve toplumdan tecrit etmeyi amaçlamakla yetinmemekte, asıl olarak toplumun tüm kesimlerini, özellikle mücadelenin ön saflarındaki kesimlerini halktan izole etmeyi hedefleyen çok amaçlı ve kapsamlı bir politikadır. F tipleri ise bu politikanın şekillendirildiği laboratuvarlardır adeta. Aradan geçen 8 yıllık süre bunu defalarca kanıtlamıştır. En yalın ifadesiyle tecrit saldırısı; halkı teslim alma saldırısının en önemli parçalarından biridir. Tecrite karşı direniş ise bu saldırıya karşı örülen bir barikat olmuştur. F tipi saldırısına 20 Ekim 200’de başlayan ölüm orucu eylemi, 9 Aralık 2000’de başlayan Süresiz Açlık Grevi ile karşı konulmuş; 19-22 Aralık katliamı sonrasında tüm devrimci yapılar olarak sürdürdüğümüz ölüm orucu direnişimizde 122 şehit ve 600’den fazla sakat verilerek teslim alma saldırısına F tiplerindeki tüm devrimci tutsakları kapsayan çok cüretli bir cevap verilmiştir.
Emperyalizmin tam desteğini alan faşist devlet fiziki mekanları ve tecrit uygulamalarını, hayata geçirmesine karşın hedeflediği sonuçlara ulaşamamıştır. Ancak hedeflerinden de vazgeçmemekte bu amaçla yeni yol ve yöntemlere başvurmaktadır. F tipi hücrelerine koyduğu devrimci ve Kürt yurtsever tutsakları iyileştirilmesi gereken hastalar olarak göstermeye gayret ederek tretman politikalarını uygulamaya çalışmaktadır. Tüm insani hak ve özgürlüklerin birer yaptırım aracı olarak kullandığı tretman politikalarıyla sorgulamayan, düşünmeye, üretmeyen tutsaklar yaratmak istenmektedir. Devrimci kimliğimizden, düşüncelerimizden, inançlarımızdan ve örgütlü duruşumuzdan vazgeçmemiz dayatılmakta, bu amaçla 1 ve 3 kişilik tecrit hücrelerinde çok ağır tecrit koşulları altında temel hak ve özgürlüklerimizden yoksun bırakılmaktayız.
Teslim alınmak istenen yalnızca devrimci tutsaklar değildir. Devrimci tutsaklar nezdinde hak arama mücadelesi veren, ezilen, sömürülen, işsizliğe, yoksulluğa ve açlığa mahkum edilen tüm kesimler teslim alınmak istenmektedir. Sömürüye, zulme, faşist baskılara karşı en ufak bir direniş gösterilmesin istiyor devlet.
12 Eylül Askeri Faşist Cuntası ile birlikte ve sonraki süreçte hapishanelerde zulüm, baskı, işkence, katliamlar bir an dahi eksilmeden sistemli bir politika olarak uygulanmıştır. Devrimci tutsaklar ise bu saldırılara karşı kimliklerini, ideallerini koruyarak canları pahasına direnmişlerdir. Diyarbakır zindanında işkencelere karşı dört yurtsever tutsak bedenlerini tutuşturarak isyana durdu ve ardından 82-83 ölüm orucu eylemiyle direniş yükseltildi. Yaşanan ölüm orucu eyleminde altı devrimci şehit düştü. Tek Tip Elbise dayatması ile iyice pervasızlaşan baskılara karşı gerçekleştirilen 84 ölüm orucunda dört, hücre tipi hapishanelerin prototipi olan ‘Eskişehir Tabutluğu’nun kapatılması talebiyle gerçekleştirilen 96 ölüm orucu ve Süresiz Açlık Grevi’nde 12 devrimci tutsak şehit düştü. Baskı ve dayatmalarına direnişle karşılık verilmesi nedeniyle devrimci tutsaklara teslimiyeti kabullendiremeyen devlet hapishanelerde kitlesel katliamlara başvurmaya başlamıştır. 95’te Buca’da 3, 96’da Ümraniye’de 4, 96’da Diyarbakır’da 10, 99’da Ulucanlar’da 10, 19-22 Aralık 2000’de 28 devrimci tutsağı katletmiştir devlet.
Devletin azgınca saldırısı ve katliamlarına daha güçlü karşı koyarak haklar elde edebilmenin güçlü bir merkezi örgütlülükten ve ortak hareket etmekten geçtiği bilinciyle Cezaevleri Merkezi Koordinasyonu (CMK) kurulmuş, tüm Türkiye hapishanelerindeki devrimci tutsakların ortak mücadele edebileceği güçlü bir örgütlenme yaratılmıştır. Bunun sonucu olarak devletin saldırıları boşa çıkarılmış, haklar kazanılmıştır. Fakat tecrit saldırısı ve buna karşı direnişin örgütlenmesi sürecinde CMK örgütlülüğü dağılmıştır.
Bugün bir bütün olarak hapishaneler cephesindeki mücadele ve özelde tecrite karşı mücadele güçlerin birliği için şartlar uygundur. Ağır tecrit koşulları altında tutulan tutsakların saldırılara karşı haklarını koruyabilmeleri ve geliştirebilmeleri ancak ve ancak bu saldırılara karşı ortak direniş sergilenerek sağlanabilmiştir. Bu sorumluluk ve bilinçle aşağıda adları yer alan devrimci yapıların katılımıyla CEZAEVLERİ MERKEZİ PLATFORMU’nun (CMP) kurulduğunu memnuniyetle bildiriyoruz. CMP, tecrite karşı etkin ve sonuç alıcı bir mücadele hattı örme görevinin gereği olarak hapishaneler cephesinde devrimci mücadelenin ortak gücü olacaktır. Bu mücadelede çok zengin bir tarihe, deneyime ve geleneğe sahibiz. Azmimiz, kararlılığımız, kazanacağımıza olan inancımız tamdır.
Tecrit sessiz ölümdür. Tecrit beyaz işkencedir. Tecrit insanlık suçudur.
Egemenler tecritin bu vahşi ve ürkütücü yüzünü ezilenlerin haklarını aramamaları için bir korkutma aracı olarak kullanma niyetindedir. “F tipi”, öncelikle her türlü baskı, keyfi uygulama, hukuksuzluk vb olgularını ifade tmek için kullanılmaya başlanmıştır. Fakat aynı şekilde tecrite karşı direnişimiz de bu baskı ve dayatmalara karşı tek çıkar yolun direnmek olduğunu göstermiş, F tipi korkutmacasını boşa çıkarmıştır.
Tecrit karşıtı mücadele yalnızca tutsakların görevi ve sorumluluğu değildir. Çünkü tecrit bir demokrasi ve insan hakları sorunudur. Demokrasi ve insan hakları için mücadele veren tüm güçlerin aktif olarak içinde yer almaları gereken bir mücadele alanıdır tecrite karşı mücadele.
CMP, bu mücadelede sorumluluk bilincinde olan tecrit karşıtı ve demokrasi güçlerini tecrite karşı etkin ve sonuç alıcı mücadeleyi birlikte örgütlemeye çağırır.
13.06.09
Tüm Hapishanelerdeki DHKP/C, DİRENİŞ HAREKETİ, MKP, MLKP, TİKB, TKP/ML Davası Tutsakları Adına: Fikret AKAR, Murat KARAYEL, Ayhan GÜNGÖR, Hasan POLAT, Erkan ALTUN, Ulvi YALÇIN

* Dergimize posta yoluyla cezaevinden gönderilen yukarıdaki mektubu haber değeri taşıdığı için yayılıyoruz

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.