Erdal Kudiş Yazdı: Batı’nın Karanlık Yüzü ve Türkiye

0
113

Erdal KUDİŞ

Emperyalist saldırganlığın Ortadoğu ve Afrika’da daha fazla kar için yaptığı savaşlar ve sömürü politikaları yüzünden insanlar ülkelerini terk ediyorlar. Ancak ne yazık ki kurtuluşu yine kendilerini bu duruma sokan ülkelere sığınma da buluyorlar.

Arap Baharları ile Kuzey Afrika ve Suriye’yi karıştıran batı dünyası bunun sonucunda açlık ve savaşlardan kaçan bir göç dalgası başlattılar.

Afrika da ise uygulanan vahşi kapitalizm şartları sonucu oluşan açlık ve yoksulluk neden oldu Avrupa’ya olan göçe. Yine emperyalistlerin daha rahat sömürmek için kabileler ve besledikleri para-militer güçler yüzünden sürekli yaşanan çatışmalı durumda bu göçlerde etkili oldu. Nasıl ki Suriye’de IŞİD barbarca yöntemler uyguluyor ve insanları katlediyorsa Nijer ve Mali’de de Boko Haram aynı şeyi yapıyor. Benzer durumlar Afrika ülkelerinde sürekli yaşanıyor. Bu duruma daha fazla dayanamayanlar ise umudunu yollarda arıyor.

Libya Kaddafi zamanında Afrika’dan gelen göçlere bir nevi baraj oluyordu. Devrilmesiyle birlikte yeni bir göçmen yolu açıldı. Sağlıksız gemiler ile yapılan bu yolculuklarda her ay binlerce insan Akdeniz’in soğuk sularında canından oluyor.

Suriye ve Irak üzerinden Türkiye’ye gelenler ise Ege Denizinden geçerek Yunanistan’a ulaşmaya çalışıyor. 2013 yılında yaklaşık 22 milyon nüfusu olan Suriye’ nin 5 milyona yakını ülkesini terk etmiş durumda. Ayrıca Afganistan ve Pakistan gibi çatışmalı bölgelerden de sürekli göçler oluyor. Bu hattın hedefi ise Türkiye üzerinden Avrupa.

Türkiye’de yaklaşık 2 milyon Suriyeli mülteci olduğu söyleniyor. Türkiye Esad’ı kötü göstermek için Suriyelilerin göç etmesinde ve Türkiye’ye gelmesinde etkili oldu. Hatta kaç defa üst sınırını değiştirerek verdiği rakama ulaşılırsa Suriye’yi askeri müdahale ile tehdit etti. İlk zamanlar Esad ve ÖSO arasındaki çatışmalardan kaçanlar şimdilerde IŞİD’ den kaçıyorlar. Türkiye Ortadoğu politikalarını hep eline yüzüne bulaştırdı. Bu işi de öyle. Suriye’ye müdahale etmek için açtığı kapıları şimdi kapatamıyor. Gelen insanlara da yeterli olanak ve sosyal hizmetler sunulmayınca umuda yolculuk kaldığı yerden devam ediyor. Bu yolculuklar ise her zaman başarılı olmuyor. Bodrum başta olmak üzere Ege Bölgesinden Yunan Adalarına ulaşmaya çalışanlardan sürekli kötü haberler geliyor. 7’den 70’e insanların cansız bedenleri sahillere vuruyor. Ve devlet buna bir çare bulmaktan ziyade göçün devamı için Ege bölgesinde bütün marketler bot ve can yeleği satıyorlar( hem de fahiş fiyatlarla). İnsan tacirleri açık seçik ortalarda dolaşıyor. Polisin ve MİT’in bundan haberi olmaması mümkün değil. Devlet hem Suriyelilerin ülkelerini terk etmelerini sağlarken hem de bu işten para kazanıyor.36081

Türkiye, Yunanistan ve İtalya’da biriken göçmenler buradan daha kuzeye ulaşmaya çalışıyorlar. Avrupa’da yollarda yüz binlerce mültecinin olduğu söyleniyor. Özelikle Macaristan ve Sırbistan’a ulaşanlar buradan Almanya’ya geçmeye çalışıyorlar. Ancak mülteciler Macaristan ile Sırbistan arasında sınır gerginliğine neden olmuş durumda. Ülkesinde mülteci istemeyen Macaristan hem onlara çok sert müdahalede bulunuyor hem de Sırbistan’dan geçtikleri için oraya geri göndermeye çalışıyor. Ayrıca dikenli teller ile sınırını da kapatmış durumda. Sırbistan ise geri almamak için sınırlarına askeri yığınak yapıyor. Almanya bir yandan mültecileri kabul ederken diğer yandan da AB’nin en önemli kuralı olan Schengen Antlaşması’nı askıya aldığını duyurdu. Bunu, diğer Doğu Avrupa ülkelerinde uygulamaya karar verirken AB ülkeleri arasında gerginliğe neden oluyor.

Mülteciler üzerinden yeni bir oyun oynanma durumu var. Son dönemde yoğun olarak mültecilerin yollara dökülmesinin ardından ki sır nedir ? İnternet üzerinden mülteciler yönlendiriliyor. Güzergahlar öneriliyor. Kendi ülkelerinden savaş yüzünden yola çıkan bu insanlar Avrupa devletlerinin hem insanlık dışı uygulamaları ile karşılaşırken aynı zamanda çıkacak bir gerginlikte arada kalmak ile yüz yüzeler.

Ülke kan gölüne dönmüş durumda. Batı ‘da göçmenlerin cansız bedenleri sahile vururken. Doğu’da Kürt illerinde ise her gün ölüm haberleri gelmeye devam ediyor. Erdoğan’ın savaş açtığı PKK’nin, karşılığı çok sert oldu. Baskın ve mayınlar ile saldırılarını artırırken devlet güçleri ciddi kayıplar veriyor. PKK’nin de bu süreçte kayıpları arttı.

PKK gerilla bölgelerinde başlattığı Kurtarılmış Bölge politikasını Suriye’de tecrübe edindiği Kanton yöntemini şehirlerde uygulamaya başladı. Cizre, Yüksekova ve Diyarbakır’ın Sur ilçeleri başta olmak üzere birçok yerde uygulanmaya başlandı. Devletin karşılığı ise; Olağan Üstü Hal
uygulamasını geri getirerek bu şehirlerde sokağa çıkma kararları alarak müdahalede bulundu. 9 gün ile en uzun süre Cizre’de uygulanan sokağa çıkma yasağında 20 den fazla sivil öldü, iş yeri yakılıp yıkıldı.

Erdoğan 7 Haziranda yaşadığını yaşamamak için bu çatışmalı süreci başlattı. PKK ile savaş sayesinde toplumu arkasına almayı amaçlıyordu. Ancak istediği gibi olmadı. Önce asker ve polislerin cenaze törenlerinde yuhalanıp kovuldular. Ardından bazı yayın organları Erdoğan’ın bu politikalarını deşifre edince iyicene zıvanadan çıktı. Milletvekillerinin de arasında olduğu bir grubu Hürriyet gazetesini basmaya gönderdi. İki gün ara ile baskına maruz kalan gazetede ciddi maddi hasar oluşurken Erdoğan’ı eleştiren yazarlara da yandaş gazeteler açık açık tehdit ediyorlar.

HDP ise bu işte baş hedef olarak gösterildi. HDP büroları ve Kürt işçiler bulundukları yerlerde AKP gençliği tarafından yönetilen saldırılara maruz kadılar. HDP genel merkezi başta olmak üzere yüzden fazla büro saldırıya uğrayıp yakılırken onlarca iş yeri de yine saldırılara maruz kalıp yakıldılar. 70 yaşındaki bir Kürt dahi bu saldırılara maruz kalıp linç edilmek istendi.

Sanki savaşı başlatan Kürtlermiş gibi bir algı oluşturuldu. Saldırıya maruz kalması gerekenler Sarayın adamları olmalıdır. Toplum yanlış yönlendirilmeye devam ediyor. HDPliler ve Kürtler bu savaşta mağdur olanlardır aslında. Barış Görüşmeleri ile yıllarca masada oyalandılar. Bundan dolayı en yakın müttefiklerini bile yalnız bıraktılar. Gezi sürecinde olduğu gibi. Reyhanlıda devlete zarar gelmesin diye sustular. Sakine Cansızların katledilmesinde bile devlete direkt yüklenemediler. Amaçları, ilk kez masaya oturdukları Barış Görüşmeleri sekteye uğramasın. Ama 7 Haziran seçimlerinde barajı geçince Erdoğan bir tekmede masayı kaldırıp attı. O kadar uğraştıkları süreci elinden alınan Kürt Ulusal Hareketi de savaş koşullarına geri döndü.

AKP’nin 12-13 Eylül tarihlerinde yapılan Olağan Kongresinde hem Erdoğan’ın etkisi kanıtlandı hem de yeni cumhuriyetlerini açık açık dile getirdiler. Davutoğlu kongre salonuna girerken cumhuriyetin 3. Başbakanı olarak tanıtıldı. Bazı yayın organlarında dil sürçmesi olarak yayınlanan bu durum aslında Erdoğan’ın isteseniz de istemeseniz de yeni sisteme alışacaksınız dediği durum bundan ibaret. Onların Cumhuriyeti 2002 de başladı. İlk Başbakanları Abdullah Gül. ikincisi Erdoğan ve üçüncüsü de Davutoğlu. Bir dönem AKP’ye karşı yapılan bayrak mitinglerini şimdi Erdoğan’ın direktifleri ile Teröre Karşı Mitingleri organize ediliyor. Terörü uygulayanlar ve savunanlar Teröre Karşı mitingler düzenliyorlar. Arkalarına da yandaş basını ve iş adamlarını almışlar.
Direnişçiler olarak bulunduğumuz her alanda hem Sarayın Savaşına karşı çıkalım hem de bağımsız devrimci kimliğimiz ile çalışmalarımıza ağırlık verelim. Tehlikeli bir süreçten geçiyoruz. Devletin bütün olanaklarını eline geçiren Erdoğan kendisine engel olan herkesi yok etmeyi göze almış durumda. Ayrıca kendi sivil faşistlerini de halkın üzerine salmış. Çalışmalarımızı yaparken buralardan gelecek saldırılara karşı hazırlıklı olalım.

Mülteciler konusunda ise toplumdaki dışlayıcı ve hor gören yaklaşımı mahkum etmeliyiz. Bu insanlar kendi istekleri ile ülkelerini terk etmediler. Emperyalizmin çıkarlar yüzünden rahatlarını ve huzurlarını kaybettikleri gibi ülkelerini de kaybettiler ve hayatta kalanlar yollara döküldüler. Elimizden geldiğince bu durumu anlatıp onlara yardim ellerimizi uzatmamız gerekir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here