Bütün mümkünlerin kıyısında ; Çatalhöyük’ten Anarres’e, oradan Taksim’e

0
122

Caner BİNGÖL/ 02-10-2013-

”…
ben üç yer tasarlamıştım üçü de sana bana uygun
biri günebakanlarda biri otuz yaşta birini sorma
birini sorma gün gelir ben söylerim
daha usta olurum daha yiğit o zaman söylerim
bu kırgın karanlığı bir ışıtalım ilkin
yeniden şehirler kuralım şimdikilerine benzeyen
baştan başlayalım susamlara ekmeklere denizaşırılarına sevmelere
…”
Turgut Uyar

İzbe sokaklarda avuçları yukarıya kalkık bir biçimde sokakları arşınlayan ve yoldan geçenlerden dualar eşliğinde metalik para dileyen dilenciler, gece tek başına karanlık sokakta biran evvel evine gitmeye çalışan bir kadının ruh tedirginliği, benzin istasyonunda yatıp kalkan sokak çocuklarının yorgun ve nasırlı ayakları, iş makinelerine sıkışan ucuz yaşamlar, türkülere asılı duran kadim ırmakların sessiz çığlığı, dengbejlerin acının coğrafyasında dolanıp duran tınıları, abdalın sazına yüklediği itirazı, esmer çocukların klarnetlerini ve darbukalarını şehirden süren beton imparatorluğunun soğuk yüzü…

Rezaletin bin bir türlüsü sıralanırken isyan eden virgüller ve sonu üç nokta ile bitirilmek zorunda bırakılan cümleler. ‘Devamı var’ yani yoksulluğun, ezilmişliğin.

Devamı var çünkü ‘açlık çoğunluktadır’.

‘Zamanında ödeyemiyor elektrik faturasını vatandaşların yüzde 50’sinden fazlası’ diyor televizyonlar.
Bu fatura edilmiş yoksulluk ya bunun bir de fatura edilmeyeni var diye söyleniyor ara da bir vicdanlar.

Binaların yükseltisi mi ‘gelişmişlik’ yoksa bakkal dükkanında kabaran veresiye defteri mi ? diye soruyor mahallenin çocukları. Derken bir gün çocuklardan birine “Mülksüzler’i okudun mu?” diye soruyor başka bir çocuk. Ses tonu tıpkı okyanusta inci bulmuş yoksul bir balıkçı gibi heyecanlı çıkıyor. Bu durum kitap ile henüz tanışmayan çocukta derin bir merak uyandırıyor ve dershane çıkışında gözleri kitabevini arıyor ve buluyor. Kitabı ediniyor edinmesine de eve giden yol bir türlü bitmek bilmiyor, trafik ışıkları o gün haddinden fazla uzun kırmızı yanıyor ve karnını doyuracağı yemek o gün daha geç ısınıyor. Velhasıl kendini dış dünyadan soyutlamayı başarıp dalıyor derin düşlere ve Ursula K. LeGuin’in ‘Mülksüzler’i ile kalıyor baş başa. Bu dünyayı iç sıkıntısıyla penceresinden seyreden, arşınladığı sokaklarda her an bir adaletsizliğe denk gelen bu çocuk sığınabileceği bir dünyayı Mülksüzler’de buluyor.

Kitaptan kısaca bahsetmek gerekirse; Anarres ve Urras adında iki gezegen bulunur ve Urras gezegeninin ana kuralı ‘sahip olmak’ üzerine kuruludur. Anarres gezegeninin temel felsefesi ise ‘paylaşmaktır’, her şeyi paylaşmak. Anarres kurak, verimsiz ve zor yaşam koşulları olan ama sınıfsız bir dünyadır. Urras da aksine verimli toprakları olan ve kolay yaşama olanakları sağlayan bir dünyadır; ancak burada kapitalist, otoriter bir yönetim mevcuttur. Shevek isimli Anarresli bilim insanının bilimsel çalışma yapmak üzere Urras’a gitmesiyle başından geçenler okuyucuya bu iki dünya arasında karşılaştırmalı analiz yapma imkânı sağlar. Bu sayede bolluğun tanımı yeniden yapılmıştır ;

“ Annares sadece tozdan ve kuru tepelerden oluşuyor. Her şey az, her şey kupkuru. İnsanlar da güzel değil. Hepsinin koca elleri ve ayakları var, benimkiler ve buradaki garsonunkiler gibi. Ama koca göbekleri yok. Çok kirlenirler, birlikte yıkanırlar, burada kimse bunu yapmaz. Kentler çok küçük ve sönüktür, sıkıcıdır. Hiç saray yoktur. Siz Urraslıların her şeyi yeterince var. Yeterince hava, yeterince yağmur, yeterince çimen, okyanuslar, yiyecek, müzik, yapılar, fabrikalar, makineler, kitaplar, giysiler, tarih. Siz zenginsiniz, siz sahipsiniz. Biz yoksuluz, biz yoksunuz. Sizde var, bizde yok. Burada her şey çok güzel. Güzel olmayan yalnızca yüzler. Annares’te hiçbir şey güzel değildir, yalnızca yüzler güzeldir. Diğer yüzler, erkek ve kadın yüzleri. Bizim onlardan başka bir şeyimiz yok, birbirimizden başka bir şeyimiz yok. Burada siz mücevherleri görüyorsunuz, orada gözleri görürsünüz. Gözlerde de görkemi, insan ruhunun görkemini görürsünüz. Çünkü bizim erkeklerimiz ve kadınlarımız özgürdür, hiçbir şeye sahip olmadıkları için özgürdürler. Siz sahipler ise sahiplisiniz.

Hepiniz hapistesiniz. Herkes yalnız, tek başına, sahip olduğu yığınla birlikte. Hapiste yaşıyor, hapiste ölüyorsunuz. Gözlerinizden görebildiğim yalnızca bu- du- var, duvar! “

Üzerinden yıllar geçmiş ve ‘başka bir Dünya’yı kitaplardan okuyan çocuklar da, düşleri de büyümüştür. Beton imparatorluğunun orta yerinde Taksim Gezi Parkı’nda büyük bir ayaklanma davetine doğru adımlar buluşmuştur. Taksim komünü, kapitalist modernizmin orta yerinde bir düşün yaşama geçmiş hali olur. Komünde; evlerde pişirilen yemekler parkta paylaşılır, bir anda elbirliğiyle halk kütüphanesi kurulur, hüneri olanlar müzik yapar, dev gökdelenlerin dibinde aç karnına sokak aralarında uyuyan çocukların karnı her gün dayanışma sofralarında doyar, revirlerde ücretsiz sağlık hizmeti verilir, çöpler gönüllü komiteler aracılığıyla temizlenir, parkın bir köşesinde bir bostanda marul, çilek vb. ürünler yetiştirilir…

Üç nokta ile biten cümleler yoksulluğa değil bolluğadır bu sefer. Paylaşmanın binbir türlüsü sıralanırken cümlede birbiri ardına, bu sefer gönlü rahattır virgüllerin. Tüm bu olanlar düşleri gibi kendisi de büyüyen çocukların çağrışım hafızasında bir anda Gezi Parkı’nın Ursula Leguin’in Mülksüzlerinden fırlayan Anarres olduğunu akıllara getirir. Komün fikrinin hayata geçtiği yer olan Gezi Parkı bilim kurgu romanından fırlayan temel felsefesi paylaşım olan Anarres gezegenidir resmen ve şunları fısıldar Gezi hayaleti park içerisindeki kalabalığa :

“Sahip olmak yanlıştır. Paylaşmak doğrudur. Tüm benliğinden, bütün o geceler ve günler boyunca tüm yaşamından başka neyi paylaşabilirsin ki?”

Haziran direnişi mümkünlerin kıyısına seyahat ettiren bir direniş oldu ve zaman zaman soluklansa da artık Anadolu’da bir hayalet dolaşıyor; Gezi Hayaleti…

Anadolu’dan konu açılmışken vakitlerden birinde bu coğrafyada yaşanan bir deneyim arkeologların çabasıyla ortaya çıktı. Belli ki komün fikrinin kökü bu topraklarda çok eskilere kadar uzanıyordu. Çatalhöyük’te toprağın altından ‘ sınıfsız toplum’ çıktı. Bu durumu 1993’ten beri kazı başkanlığı yapan İngiliz arkeolog Ian Hodder ve Kaman, Kalehöyük buluntularında da 1985’ten beri kazıları yürüten Dr. Sachihiro Omura şöyle anlatıyor:

“Çatalhöyük kazılarından öğrendiklerimiz bize modern toplumla ilginç karşılaştırmalar yapma olanağı sunuyor. Neolitik dönemde yerleşkeler genelde 20-30 haneden oluşurken Çatalhöyük’te 8 bin kişinin yaşadığını biliyoruz. Buna rağmen Çatalhöyük’te merkezi güç olmadan; idari yetkililer ve çeşitli otoriteler kurmadan bir yaşam sürüldüğünü görüyoruz. Eşitlikçi ve lidersiz bir toplum, herkes aynı sosyal statüde, kadın-erkek, genç-yaşlı ayrımı yapılmıyor.” diyor ve kadınlarla erkeklerin toplumsal yaşama katılış biçimlerine dair de şunları söylüyordu :

“Öğrendiklerimizden biri de kadın ve erkeklerin aynı şekilde beslendiği oldu. Kadın ve erkek arasında neredeyse hiçbir sosyal ayrım yapılmıyor. İşbölümü ve toplumsal roller konusunda bir ayrım olmadığını söyleyebiliriz. Biliyorsunuz Çatalhöyük kazılarında sanat ve sembolizm konusunda öğrendiklerimiz çok öne çıktı. Kazıların ilk zamanlarında bazı buluntuların ‘ana tanrıça’yı temsil ettiği düşünülüyordu. Artık bu şekilde düşünmüyoruz. Çıkan sanat eserlerinde kadın ‘anne’ olarak yer almıyor. Daha önce de belirttiğim gibi Çatalhöyük’te kadın ve erkek arasında böyle bir ayrım yok, dolayısıyla bir ‘ana tanrıça’ figürü de yok.” *

Öyle anlaşılıyor ki Abdalların bu yalan dünyanın çarkına ısrarla çomak sokmasının ve itirazını bağlamasının tellerinde dolaştırmasının kadim bir sebebi var.

Bir fikir, bir kazı, bir kitap ve bir direniş; geçmiş ile şimdi, şimdi ile gelecek arasında bir söz birliği.

Komün fikri ki umuda bir güzelleme ve bütün mümkünle- rin kıyısına doğru uzanıp giden bir yol.
Bu fikri sevmeli, saymalı, pamuklara sarmalı…

* Elif İnce’nin Radikal Gazetesinde yer alan “ Çatalhöyük’te ‘sı- nıfsız toplum’ çıktı ” haberinden : http://www.radikal.com.tr/hayat/catalhoyuk_kazisindan_sinif- siz_toplum_cikti-1144778

 

 

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here