BUDUR KATLİMİZE SEBEP SUÇUMUZ!

0
44

Merhaba

Haksız ve hukuksuz bir sürecin sonunda tutuklandık!

Demokrasi diyen, dayanışma diyen sesimizi kısmak, bastırmak istiyorlar.

Sesimize sesinizi katmanızı diliyoruz.

29 Kasım 2011 Salı günü sabah saat 6.00 civarında uykularımızdan uyandırıldığımızda, karşımızda ellerinde otomatik silahlar, kameralar ve ayaklarında botlarıyla polisleri bulduk. Sabahın bu saatinde davetsizce evimize dalmalarına sebep “yasadışı örgüt mensubu” olmamızmış meğer. Emniyet Müdürlüğüne götürüldüğümüzde öğrendik bunu.

28 Ocak 1983’te 12 Eylül cuntasınca 3 arkadaşı ile birlikte idam edilen Ömer Yazgan’ın mezarını ziyaret etmek,

Deniz Gezmişlerin idamını engellemek için yaptıkları bir eylem sırasında Kızıldere’ de katledilen Mahir Çayan’ın mezarına gitmek,

Deniz Gezmiş’i, Mahir Çayan’ı, İbrahim Kaypakkaya’yı, Erdal Eren’i anmak,

8 Ekim 2011’de Ankara’da TTB, KESK, DİSK, TMMOB’un düzenlediği mitinge katılmak,

Sivas Katliamının yıldönümünde yapılan mitinge katılmak,

Ulaşım zammını, harç zamlarını protesto etmek,

Suların ticarileştirilmesini HES leri protesto eylemlerine katılmak örgüt üyeliğine delil sayılmıştır. Oysa bu mitinglere, basın açıklamalarına, protesto eylemlerine onbinlerce  insan katılmıştı. İşçi ve emekçilerin birlik, mücadele ve dayanışma günü 1 Mayıs’a (2010’da resmi tatil ilan edilmiştir) katılmamızda örgüt üyeliğine delil olmuş.

Ve evlerimizde ele geçirilen yasal, bandrollü kitaplar ( “savcılığın tanımlamasıyla  Marks , Engels, Lenin isimli şahıslara! ait”), film ve müzik cd’leri üyelik delili olarak dosyadaki yerini almıştır.

Tüm bunların yanında daha da dikkat çekici olanı; yaklaşık 4 yıldır yürütmeye, büyütmeye çalıştığımız “Eğitim ve Dayanışma” kampanyamızın hedef alınmasıdır. Bu kampanyamızdan kimlerin rahatsız olduğu birkez daha tutuklanmamızla ortaya çıkmıştır. Eğitim ve Dayanışma kampanyasıyla ezilenlerin ve sömürülenlerin diyaloğunu yaratmaya çalıştığımız için hapishaneye atıldığımıza dair derin bir kanaatimiz var.

Eğitim ve Dayanışma Kampanyamızda, yoksulluğa, yolsuzluğa ve gericiliğe karşı çıkıyor, cemaatin sahte riyakar ve menfaatçi “dayanışmasının” karşısına sözüne özüne yakışır olanı koyuyor; köleleştiren, boyun eğdiren, biat ettiren ve alıklaştıran eğitim yerine, özgürleştiren, sorgulamayı esas alan, insanlaştıran eğitimi koyuyor, emekçilerin, ezilenlerin demokratik dayanışmasını inşa etmeye çalışıyoruz. Şairin dediği gibi “budur katlimize sebep suçumuz…”

Bizler ezilenlerin, yok sayılanların, emekçilerin de bir sözü olduğuna inanan insanlarız. Dayanışmanın birleştireceğini;  yoksulları dilenme kültürüne alıştıran bu sefalet ortamının, sadaka dağıtarak insanları teslim almanın aşılacağına inanıyoruz. Bizler derelerin kardeşliğine inanıyor, doğanın talan edilmesine karşı çıkıyor, ‘Su Haktır, Barınma Beslenme Haktır, Ulaşım Haktır” diyoruz. Bu yüzden “terörist” ilan ediliyoruz. İftiralarla, yalan ifadelerle yüzleştiriliyoruz. Emniyetten hapishaneye dek bu sıfatla muamele görüyoruz.

Ne tankımız var ne topumuz…

Ne silahımız var ne copumuz…

Ne kelepçemiz var ne de bombamız…

Bu yüzden evlerimizden tek bir silah çıkmadı. Ama bizler evimizde silahlar gördük, namluları bize çevriliydi. Evlerimizi “terörist” olduğumuzu söyleyerek basanların ellerinde otomatik silahlar vardı: Tek bir silahı bile olmayan bizler “terörist”, otomatik silahlarıyla evlerimizi basanlar “teröristleri etkisiz hale getiren” zinhar “elleri soğutulmaması” gerekenlerdi.

Biz silahsızdık. Tek silahımız insana ve doğaya olan derin inanç ve sevgimizdir.

Biz  “teröristler”, toplumda geliştirilen ve derinleştirilmeye çalışılan tek sesliliğe, yozlaşmaya, biat eden ümmet anlayışına karşı; özgürlüğü, çok sesliliği, ilericiliği, demokrasiyi savunuyoruz. Bütün insanlığın buna layık olduğunu düşünüyoruz.

Bu yüzden hapishanedeyiz…

Gözaltına alındığımızdan beri bizlere hapishanelerde ölüme terkedilen hasta insanlarla neden dayanışma içinde olduğumuz, neden Mahirlerin, Denizlerin, Ulaşların, Erdalların, Ömerlerin mezarları başında olduğumuz soruldu. Neden 2 Temmuz, 8 Ekim, 8 Mart, 1 Mayıs mitinglerine gittiğimiz soruldu.

İşte cevap veriyoruz. Çünkü biz insana ve doğaya aşığız. Çünkü zulme uğrayan her insanla dayanışma içinde olmak temel hedefimiz.

İşte bunları suç saydılar ve sabahın kör bir saatinde otomatik silahlarla bastılar evimizi. Savcılık bizi ifadeye çağırabilirdi, ama ozaman bu kadar rahat tutuklayamazdı bizleri. Çünkü tutuklamaları için önce bir terör havası oluşturmaları gerekiyordu. Öyle de yaptılar. Evlerimizi basarak annelerimizi, babalarımızı, yaşlı insanlarımızı, küçük kardeşlerimizi örselediler.

Bizler kim miyiz?

Demokratik haklarını kullandıkları için resmi ve yasal teröre maruz kalmış Odak Dergisi çevresinden insanlarız.

Bizler;

Doğan, Sedat, Umut, Hüseyin, Meltem, Barış, Reyhan, Emrah’ ız.

Öğrenciyiz, İşçiyiz, Esnafız!

Ve şimdi bu yüzden hücrelerde, hapishanelerdeyiz.

Sevgi ve Selamlarımızla

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here