CANLARI UNUTMADIK!

0
91

Banaz köyü desek hatırlar mısınız? Halkın dili, sözü,sazı, yüreği yandı tutuştu Sivas’ta desek… Yıl 1993 desek o günden sonra o insanlardan dünyaya gelecek ”doğmamışlara” ah edermisiniz? Sivas katliamı denir belki madımak olayı diye bilirsiniz sizler. Tarihe yazılır 2 Temmuz 1993 diye. Olayın olduğu gün içinde Pir Sultan Abdal Şenlikleri vardı denilir kapanır, kapanır mı sahiden bu kirli sayfalara düşmüş tertemiz canların yaraları? Söndü sanılan o alevin hala yüreklerimizi kora çevirdiği görmezden gelinir mi ?
Dillere kolay gelir 35 canın ölümü. Ozanı, düşünürü, emekçisi… Soldurdukları çiçeklerin tohumu bitmez bu topraklarda. Yüzümüz güneşe dönük, canlara sahip çıkıyor onları yaşatıyoruz. Sivas’ta Pir Sultan Abdal Şenlikleri’nin dördüncüsü düzenlenecekti. Ankara, İstanbul gibi birçok büyük şehirden vali Ahmet Karabilgin’in davetiyle insanlar geldi. Pir Sultan Abdal Derneği bugüne kadar direne direne gelmişti ve yine kucak açıyordu işte
canlara… Demokrasi diyenlerin, özgürlük haykırışlarının sesi gericilerin en sarp buldukları kalelerden biriydi. Dinin siyasete şahsi menfaatlere alet edilmesine karşı çıkmıştı Pir Sultan Abdal ve işte bu dernekte hem adını hem özünü yaşatıyordu. Şenlik hergün aynı coşkuyla aynı yoğunlukta yaşanıyordu. Fotoğraf galerileri, resim sergileri heryerde aynı kalabalık aynı heyecan vardı. Anadolu’nun sesi yankılanıyordu Sivas merkezde. Herkesin yüreğine dokunulmuştu herkes canlanmış ”Can” olmuştu. Sivas’ı renklendiren, Sivas’a iyi gelen bu olaya korkulu gözler karıştı birden. Cami önlerinde gruplaşmalar görüldü, çatışma, saldırı denildi. Anlık değildi, galeyan değildi bu yaşananlar. Planlanmış bir süreçti, uygulamaya geçmişlerdi işte. Tekbir sesleri içinde gözünü kan bürümüş gericiler sürüsü geliyordu canların
üzerine. Şeriatçı örgütler militanlarını toplamış talan ediyorlardı Sivas’ı, bu renk cümbüşünü solduruyorlardı kanlı elleriyle…

Geliyor. Geliyor!
Pir Sultanlar geliyor.
geleceğim bazan uykudayken sen
beklenmedik, uzak bir konuk gibi
sokakta bir başıma koyma beni
kapıyı sürgüleme üstümden

usulca girecek, bir yere ilişeceğim
bir zaman, karanlıkta,
bakacağım yüzüne
görüntün doyasıya dolunca gözlerime
seni kucaklayacak ve gideceğim.

Kamuoyuna günler öncesinden sızmıştı bu katliamın bildirileri. Müslüman halka sesleniyorlardı, apaçık katil aranıyor ilanıydı bu. Aldanan cahiller alıp eline taşı, sopayı meydanlara döküldü. Kur’an’a, dine küfretmekle, şeytanın tercümanlığını yapmakla suçlanıyordu bu genç insanlar. İnsanın sazından, sözünden, kaleminden dökülmez böyle hinlikler bilemediler. Eli kanlı bu güruh bakıpta göremedi kendi zebaniliğini. Namazını yarım bırakıp sağa sola selam vererek ağzında yarım kalmış dualarıyla geliyorlardı güneşin üstüne. Sanırsın harp çıkmış düşmanın üzerine yürüyorlar. ”Sivas laiklere mezar olacak, Cumhuriyet burada kuruldu burada yıkılacak, Yaşasın Şeriat” sloganlarıyla lanetlediler dillerini. Belliydi, dili güzele mühürlü olanın kalbi küllüm kötülük atıyordu. Küçük bir insan topluluğunun üzerine on bini bulmuş yürüyorlardı. Polisi, jandarması pazar yerinde eğlence varmış gibi seyre dalmış tatlı canlarının telaşına düşmüşlerdi. Pir Sultan Abdal Kültür Merkezi’nin camını çerçevesini indiriyor, garbını düşürmeye çalışıyorlardı. Evine kaçanlar, dükkanlara sığınanlar, birde madımak oteline gidenler vardı. Otele sığınanlar telefonlara sarıldılar, kimi ailesiyle konuşuyor kimi Ankara ile görüşüyordu. Ankara’nın yetkili kuruluşlarına açılan telefonlar dikkate alınmamıştı. Sokaklarda asayiş denilen bir şey kalmamış otelin önündekiler can almadan, katil olmadan gitmeyeceklerini belli ediyorlardı. Otelin perdelerinden başladılar ateşe vermeye. Sekiz saat süren bu hengame bitmek bilmemiş, içerdeki herkesin kurtulma umuduysa çoktan, alevler oteli sarmadan yanmış bitmişti. Oteli saran, metrelerce yükselen alevler içerisinde pencereden canların yüzleri seçiliyordu. Kapının önündekiler hevesle ölüm haberi beklemekteydiler. Bizlerden otuz beş canı aldılar, diri diri yakarak hatta kurtulmaya çalışanları kendi elleriyle öldürerek bizleri de yaktılar. Bu kıyımdan elli bire yakın insan kurtuldu bir kısmıda darp edildi kaçmaya çalışırken. Hakkı olmayanlar bu genç insanlara ölüm bileti kesti, bekçiliğini yaptı ölümün. Bu katliamın yargısıda kendisinin yaşandığı gün gibi acıttı içimizi. On binlerin içinden önce sadece birkaç kişi gözaltına alındı. Daha sonra bu sayı yüz doksana çıktı. Sanmayın hepsi tutuklandı, aralarından yüz yirmi dördü tutuklu yargılandı gerisi serbest bırakıldı. Daha sonra mahkemelerden ne beraat kararları çıktı ne bi iki sene yatsın çıksın kararları. Olayı yaşatanların yanına kar kaldı geriye ise “aman halkımıza bir şey olmadı ya şükürler olsun” mantığı. Son olmadı Sivas, hatta yaşananların cezası verilmediği için tetikleyiciydi bu olay. Gericiler taşlı sopalı olmasada el ele kıyıma devam ediyor. Sivas’ı unutmadık. Canlarımızı unutmadık. Yüzü güneşe dönük bu canların aydınlığı üzerimize olsun…

Ve onlar saz çalarak yandılar
Hasret’in önce sazı tutuştu
Elinden bırakmadı onu
Merhaba çocuk’la karşıladı alevi
Ah Dört Kurşun olsaydı dedi
Bu canı sana vermezdim.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here