Murat Karayel Yazdı: Cezaevlerindeki Durumumuz Üzerine

0
44

Murat Karayel/ Kırıkkale F Tipi

Sosyalist hareketin direniş safarındaki devrimciler olarak cezaevleriyle tanışıklığımız 12 Eylül öncesinde tutsaklığı yaşamış arkadaşlarımızın deneyimleri ile başlıyor. Ömerlerin, darbe koşullarında idamı cesaretle, kararlılıkla, direnişçi vakarla karşılamalarıyla; mücadele arkadaşlarının tek tip direnişleriyle; 80’li yılların ikinci yarısındaki tecrit saldırında arkadaşlarımızın “tabutluklar”a direnişiyle Hareketimizin ilanına kadar uzanıyor.

Tarihimizdeki direnişleri ileriye taşımak perspektifiyle sahiplenen Hareketimizin kuruluşundan itibaren bir ayağımız cezaevlerinde olageldi. Direnişçi Tutsaklar 96 Ö.O’nda, 19 Aralık’ta, 2000 Ö.O ve tecrite karşı halen süren fili direnişlerde yer aldılar. Cezaevleri Merkezi Platformu’nun (CMP) ve Cezaevleri Merkezi Koordinasyonu’nun (CMK) kurucuları arasında bulunup, devrimci güçlerin mücadele birliğini örgütlemesinde aktif davrandık. Ortak tutsak örgütlenmelerinin kurulamadığı zamanlarda eylem birliği imkanlarını değerlendirmeye, birlikte mücadelenin koşullarını yaratmaya önem verdik.

Cezaevlerini mücadele alanlarından biri olarak benimsediğimizden, alan ile bağımızı tutsak arkadaşlarımızın direnişiyle sınırlandırmadık. 96 Ö.O, 19 Aralık, tecrit saldırısı gibi kritik süreçlerde dışarıda sorumluluk üstlendik. Kitlesel protestolarda yerimizi alırken, olanaklarımız ölçüsünde (yer yer olanaklarımızı zorlayarak) militanca adımlar attık. Tecrite karşı mücadelede önemli yer tutan hasta tutsaklarla dayanışma kampanyasıyla içerinin sesi olup gündem oluşturabildik. Pratikte etkimiz zayıfken de tutsak arkadaşlarımıza, cezaevi koşullarına ilgimizi kaybetmedik. Hareketimizin yüzü, her zaman mücadelenin cezaevleri alanına dönük oldu.

Cezaevlerindeki düşünüş ve davranış biçimimiz, dilimiz geleneksel sola; çoğunlukla Hareketimizin genelindekinden daha yakın seyir izledi. Geleneksel sol zaafarımızın cezaevlerinde daha şiddetli ortaya çıktığını gördük. Sekterlikle örgütsel liberalizm uçları arasında salınan, içteki gruplaşmalarla alanın enerjisini emen Gebze pratiği bunun tipik örneğiydi. Disiplinli ve açık davranmayıp denetim dışına düşen cezaevi ilişkilerinin Hareketimiz içinde ne tür sorunlara yol açabileceğini Ankara örneğinde gözlemledik.

“Devrimci yenilenme” sürecinde zaaflarımızı derinlemesine inceleyip bilince çıkararak aşma iradesini kuvvetlendirmeye odaklandık. Yenilenmeye karşı dışarıda gösterilen direnç; tutsak arkadaşlarımızın süreci hızla kavramaları ve düzenli katkılarıyla Hareketimizin aktif parçalarından olabilmeleri, cezaevleri deneyimimizin ayrıca ele alınması gereğini, o süreçte öteledi. İhtiyaç oldukça f tiplerinde direniş perspektif, tecrite karşı mücadelenin seyri ve Ö.O’ları gibi genel kapsamlı konularda görüşler açıklamakla yetindik.

Cezaevi alanındaki varlığımızı, Hareketimizin organik parçası olarak konumlandırmakta uzun süredir zayıf kalıyoruz. Tutsak arkadaşlarımızın mücadelemize doğrudan katkılarını kişisel beceri ve motivasyonlarına; onlarla dayanışmayı tek tek arkadaşlarımızın duyarlılıklarına bırakmış gibi bir halimiz var.

Direnişçi tutsaklar olarak mücadelemizin bütününe katkılarımız asgari seviyeye düştü. Odak’ı desteklemekten son yıllarda atıl kaldık. Yapabileceklerimizle yaptıklarımız arasındaki açı genişledi.

Farklı devrimci çevrelerden arkadaşlarla başlattığımız Kapital çalışmasını sürdürüyoruz. İçe dönük eğitim çalışmalarımız, dışarıda da uyguladığımız programın tamamlanmasından sonra kesintiye uğradı.

Hak ihlallerine, saldırılara karşı devrimci, yurtsever güçlerin en geniş ortaklaşmasını gözeterek direnme tavrımızı sürdürüyoruz. Diyaloğa kapalı tek tarafılık nedeniyle ancak esneklik sınırlarımızı zorlayarak sağlayabildiğimiz temel sorunlar karşısındaki ortak pratiklerimizle veya az sayıda arkadaşımızın bağımsız pratiği ile cezaevi direnişlerinde genel genel etki yaratamayacağımızın farkındayız.

Şimdiki eksikliklerimizi Direnişçiliğimizi geliştirerek aşmayı; devrimci eleştiriye dayanarak içerideki ilişkilerimizi ve dışarıyla bağımızı, kişisel istikrarsızlıkları tolere edebilecek kolektif sorumlulukla düzenlemeyi, bu yolla eskisinden ileri örgütlülük düzeyini ve üretkenliğini yakalamayı istiyoruz.

Bu dönemdeki önceliğimiz grup içi çalışmalarımızın yoldaşlık ilişkilerimizi kuvvetlendirmeye, Odak’a düzenli katkı sağlamaya hizmet edecek program ve yöntemle yeniden başlatmaktadır.

15 Temmuz sonrası, cezaevi mücadelelerinin hak alma perspektif zayıfamış; direnme hakkının filen savunulmasına denk düşen protesto eylemleri öne çıkmıştır. Nasıl sağlandığını ikinci plana iterek en geniş ortaklaşmalar içinde yer almaktansa, Hareketimizin anlayışına uygun direnme biçimleriyle genel direnişin parçası olmayı benimsediğimiz bir süreçtir bu. Aynı zamanda, eşitler diyaloğuna daha yatkın gördüğümüz, birlikte Kapital çalıştığımız devrimci yapılarla birlikte mücadele zeminini genişletmeye çalışacağız. Dışarıdan anlaşılamayacak, halk tarafından sahiplenilemeyecek sorunlar etrafında iktidarla irade çatışmasına girmekten uzak durmaya, cezaevlerini demokratik mücadelenin parçası olarak ifade etmeye elverişli sorunları pratiğimizle öne çıkarmayı hedefeyeceğiz.

Attığımız her adımı, kısa dönemli sonuçlarına takılıp kalmadan yoldaşlığımıza etkileriyle değerlendirmeliyiz. Cezaevinde az sayıda arkadaşız, hepimizin mücadele deneyimi azımsanmaz düzeyde. Birbirimize bağlılığımız, karşılıklı sevgimiz, saygımız güçlü. Öncelikle gidermek istediğimiz eksikliğimiz, kolektif sorumluluk üstlenmekteki isteksizliğimizdir. Hareketin bütününde atıl kalmamıza, içe dönük eğitim çalışmalarını ihmal etmemize rağmen; yükleyeceği sorumluluktan kaçınırcasına bu durum eleştirilmiyorsa; her birimi önü açık olmasına rağmen belli bir arkadaşımız adım atana kadar harekete geçilemiyorsa yoldaşlığımız kusurlu demektir. Yoldaşlığı devrimin kurucu düzeni olarak benimseyen; devrimci eleştiriyi güven ilişkilerinin bütünleyeni sayan. “Devrimci eleştiricilik devrimci hareketin özgürlükçü amaçlarını, varlığını ve geleceğini esas alır. Dolayısıyla devrimci eleştiricilik parça ile bütünü, yani bireyler ve ikili ilişkiler ile örgütü ve toplumu birbirine bağlayan en önemli mekanizmalardan biridir. Devrimci eleştiricilik yoksa iyi niyetli ilişkiler amacından saparak rahatlıkla örgüte ve halka karşı gruplaşmalara, grupçuluğa ve ahbap çavuş ilişkilerine dönüşebilir “diyerek.” diyerek yokluğunun/zayıfığının tehlikelerine dikkat çeken bir Hareketiz (Eğitim ve Dayanışma Hareketimiz: Eğitim Çalışmalarımız: Metot 2) Mevcut halimizle barışık olamayız. Devrimciliğimizi geliştirmek için birbirimize ihtiyacımız var. Yeni dönem çalışmalarımızı bunu gözeterek koordine edeceğiz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here