Dergimiz emekçisi Doğan Baran ile söyleşi: “Mücadeleye kaldığımız yerden devam edeceğiz”

0
910

Kısa süre önce kaldığı cezaevinden tahliye olan Doğan arkadaşımız ile hapislik süreci ve şu anki durum üzerine söyleşi gerçekleştirdik. Aşağıda yayınlıyoruz:

Odak: Nasıl ceza aldın? Bize o süreci anlatabilir misin?

Doğan: Bir süredir zaten AKP’nin özellikle muhalif basın üzerinde yoğun baskılar uyguladığı biliniyor. Dergimiz Odak da bu süreçten nasibini alanlardan. Dergimize verilen cezaların mahkeme süreçlerinin çok hızlı sürdüğü söylenebilir. Öyle ki İstanbul gibi bir yerde Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davamızın ilk duruşmasından sonraki ikinci duruşması 6 gün sonraya atılmıştı. Zaten ikinci duruşmada da mahkeme heyeti cezayı direkt verdi. Mahkeme savcısı zaten Kürt bölgesinde daha önce cezaevi savcılığı yapmış ve internette hakkında işkenceci olduğu yönünde onlarca iddia vardı. Bilinçli seçilmiş insanlar. Şu an ne yazık ki mahkemeler bu şekilde. Biz de yalnızca 1 haftalık bir yargılama ile ceza aldık. İstinaf mahkemesine itiraz ettiğimiz dosyamız ise 6 ay sonra onanarak geri geldi. Dolayısıyla cezamız kesinleşmişti.

Odak: Nerede hapis yattın?

Doğan: Ceza aldığımı öğrendiğim tebliğ kağıdında 10 gün içerisinde teslim olmam gerektiği yazıyordu. Ben bu yolu seçmedim. Kocaeli’ne geçtim. Oralarda olacaktım bir süre. Aradan 10-15 gün zaman geçmişti ki yolda yürürken iki sivil polis fark ettim. Bana doğru yaklaşıp tabii kimliğimi istediler. Zaten ellerinde fotoğrafım vardı. İstanbul Terörle Mücadele Şubesi’nden gelmişlerdi, tanıyorlar tabii. Zaten çok uzatmadılar. O an gözaltına aldılar, karakola dahi götürmeden hastanede işlemimi yapıp savcıya götürdüler, savcı da beni Kandıra T tipi hapishaneye sevk etti.

Şimdi hapishanelerde bağımsızlaştırma-tarafsızlaştırma politikası uyguluyorlar. Girişte böyle bir kağıt imzalatmaya çalıştılar. Bağımsız-tarafsız olduğunu ifade ediyorsun kendi el yazınla. Tabii ben kabul etmedim. İlginçtir, savcının beni koyduğu hapishanede örgütlü ortam yokmuş. Gittiğim koğuşta anladım ben de bu durumu, bu duruma itiraz ettim hemen. Hapishanelerdeki arkadaşlarımız ile temas kurdum, zaten tutuklandığımı ve durumumu duymuşlardı. Yine Kandıra F’de yatan arkadaşlarımızın yanına geçmek için görüşmeler yaptım, dilekçeler yazdım. Savcı ile görüşmek istedim. Sonunda oraya almadılar beni ama tepkilerim üzerine Bursa H Tipi’ne sürgün ettiler bir sabah aniden. Ve en sonunda da Edirne F Tipi’nde yattım. Bu aralar hapishanelerde sürgünler çok yaşanıyor. Örgütlülüğü dağıtmak için bir politika haline getirilmiş bu durum.

Odak: Bir gazeteci olarak tutsaklık koşullarını nasıl yaşadın?

Doğan: Elbette hapishanede 1 gün bile geçirmek iyi değil, ama onca arkadaşın on yıllardır hapishanelerde tutsak edildiği gerçekliğini dikkate alırsak benim yattığım zamandan ve koşullarımdan hayıflanmam ayıp kaçar. Ama sonuç olarak tabii ki koşullar da iyi değil. Ben arkadaşlardan, özellikle de hapishanelerdeki arkadaşlarımızdan çok destek gördüm. Sürekli iletişim halinde idik zaten. Onca zorlukta büyük fedakarlıklar ve çabalar gösteriyor arkadaşlar. Bununla birlikte hapishanelerde özellikle yönetimlerin keyfi dayatmaları çok fazla. Bu dayatmalara karşı direniş çizgisinde oluyorsunuz tabii, kabul etmiyorsunuz. Ama ne zorluk olursa olsun gelişen yoldaşlık ilişkileri her türlü zorluğu katlanılır hale getiriyor sizin için. Örneğin Edirne’ye götürüldüğümüzde bizi Umut arkadaş ile birlikte kafesli hücreye koymuşlardı. Normalde kabul ettiğimiz bir durum değil kafesli hücre, yönetim de zaten baştan onu cemaatçiler için yaptıklarını, devrimcileri koymayacaklarını söylemiş hapishanelerde. Birkaç gün sonra tabii bu durumu kabul etmeyeceğimizi müdüre ilettik ve eyleme başladık. Slogan ve kapı dövme eylemi yapıyorduk. Böyle zorluklar oluşabiliyor. Ama aşılıyor tabii. Tüm hapishane bizim durumumuz için eyleme başladı, öteki siyasi yapılardan arkadaşlar baştan beri durumumuza tepki koydular, sonunda çıkarıldık o hücreden.

Odak: Hapishanelerdeki politik ve devrimci tutsakları ne durumda gördün?

Doğan: Çok uzun süredir hapishanelerde yatan arkadaşlarımız var. İçeride hep bunu konuşurduk. Neredeyse dünyanın hiçbir yerinde bu kadar politik tutsağın olduğu, bu denli uzun süreler hapishanelerde yıllarını geçirmiş insanların olduğu başka ülke yok. Hem öteki siyasi yapılarda hem de bizde çok arkadaş var bu halde. 20 sene 30 sene yatan insanlar. Öyle ki birkaç sene sonra 30’ncu senesini tamamlayıp çıkacak bir çok arkadaş biliyorum. Yukarıda da belirttim, elbette kimse 1 gün bile içeride yatmak istemez ama o arkadaşların durumunu gördükçe insan her türlü sıkıntıya karşı güç bulabiliyor. Şimdi F tiplerinde bizlere geçmişte ceza vermiş cemaatçi hakimler, savcılar, polisler ile dolu. Arkadaşlarımıza gözlerini bile kırpmadan onlarca yıl vermiş insanlar bunlar. İçeride 3 sene 5 sene yatmamak için birbirlerini satıyorlar, psikolojik hap kullanıyorlar. Devrimcilerin durumu ise gayet yerinde.

Odak: Daha önce hapis yatmış mıydın? Aradan geçen zamanda hapishanelerde şartlar nasıl değişmiş?

Doğan: 2011-2012 yılı arasında yatmıştım. O zaman öğrenci idim, operasyonda tutuklanmıştım. Epey arkadaş yatmıştı o zamanlar. Açıkçası değişen çok farklı bir durum görmedim. Yalnızca bazı hakların biraz daha kısıtlandığını gördüm. Örneğin eskiden kitap sınırlaması, mektup yasağı falan bu denli olmazdı. Şimdi bu tarz konular hapishane yönetiminin inisiyatifine bırakılmış halde. Dolayısıyla keyfilik daha fazla. Yani hapishanelerin aradan geçen sürede daha iyileştiğini söyleyemem.

Odak: Türkiye’de muhalif ve sosyalist basın ne durumda?

Doğan: Muhalif basına yönelik baskılar belli. Türkiye’de muhalefetle ilgili bir durum bu. AKP özellikle öyle veya böyle; kapatarak, para cezaları vererek, tutuklayarak falan basını susturmaya çalışıyor. Galiba hapishanelerde yüzden fazla gazeteci, basın mensubu var. İfade özgürlüğü sorunundan kaynaklı da yüzlerce insanın cezalar aldığı zaten biliniyor. Edirne’de yatarken Umut arkadaş tahliye olduğunda beni başka bir hücreye götürdüler. Orada Özgür Gündem gazetesinin sahibi Kemal arkadaş ile kalıyorduk. Kendilerine yönelik davalar üzerine konuşma fırsatımız oldu. O kadar düzmece, akıl dışı soruşturmalar açılmış ki… Herkesin durumu aynı.

Odak: Odak Dergisi son dönemde ne gibi baskılarla karşı karşıya kaldı?

Doğan: Odak kurulduğu ilk günden beri çeşitli bedeller ödemiş bir kuruluştur. Zaten bu bedelleri ödemeye hazır bir bilinçte kurulmuştur. 90’lı yıllarda, 2000’li yıllarda ve günümüzde yazı işleri müdürlerimiz, çalışanlarımız, editörlerimiz hatta okurlarımız bile türlü baskıyla karşılaşmış, onlarca sene cezalara çarptırılmıştır. Bugün de yaşadığımız bundan pek farklı değil.

Odak’ın çalışmaları özellikle Cemaat’in yargı ve poliste etkin olduğu zamanda çok engellenmeye çalışılmıştı. Dergimizin baş yazarı Hamza Yalçın o zaman da özellikle hedef alınıyordu. Tutuklanan tüm arkadaşların önüne bu yönde fezlekeler konuluyordu. Mahkemelerde Hamza arkadaş ile kurulan bağlantılar soruluyordu. Sanki yasaklıymış gibi. Bu anlamda çalışmalarımız terörize edilmeye çalışıldı.

Cemaat gitti bu sefer AKP yine hedefe koydu bizi. Biliyorsunuz dergimizin başyazarı Hamza Yalçın arkadaşın yani 3 Ağustos 2017’de İspanya’da Erdoğan hükümeti tarafından çıkarılan bir İnterpol araması gerekçe gösterilerek iki yıl önce İspanya’da gözaltına alınıp tutuklanması süreci var.

İspanya’da üç ay tutuklu kalan Hamza Yalçın

AKP özel şekilde bunun üzerine çalışmış. Bu uluslararası tutuklama ifade özgürlüğünün ihlal edilmesinin çok çarpıcı biçimi oldu. Odak olarak bu durumun özellikle Avrupa’da aktif bir şekilde üzerine gittik. Böylece Hamza Yalçın ile ifade özgürlüğü temelinde dayanışma yönünde çok güçlü bir uluslararası bir kamuoyu oluştu. Başta gelen tutuklanma gerekçelerinden biri olarak gösterilen ordu hakkındaki yazı, Odak Dergisi ve Yalçın ile dayanışma çerçevesinde İsveç ve İspanyol medyasındaki büyük gazetelerde yayınlandı. Bu davada AKP neredeyse rezil oldu. Hamza Yalçın serbest bırakıldı ve Erdoğan iktidarının çıkardığı İnterpol kararları üzerindeki uluslararası kuşkular arttı. Bir süre sonra İnterpol karar alarak Hamza Yalçın arkadaş hakkındaki arama kararını kaldırdı.

Hamza Yalçın Arkadaşı İspanya’dan Türkiye’ye getirip hapse koyamayınca bu sefer de davaları hızlandırarak üzerimize gelmeye başladılar. Aldığım cezaların hızla onaylanarak tutuklanmam süreci böylece gelişti. Öte yandan ben içeride iken bir çok arkadaşın geçmişte operasyonlardan alındıkları cezalarının da onandığını duydum.

Açıkçası “alıştık” bu duruma. Okurlarımız tutuklanıyor, çalışanlarımız hapsediliyor, kurumlarımız basılıyor… Arkadaşlarımız hedef alınıyor. Dediğim gibi yıllardır yaşadığımız durumlar. Türkiye’de muhalif olmanın, devrimci-ilerici değerleri savunmanın elbet bedeli olur. Biz bu bedeli yaşadığımız topraklar, değerlerimiz ve halkımız uğruna ödemeye hazırız.

Odak: Bu baskılar ve senin hapisliğin Odak Dergisi’ni nasıl etkiledi?

Doğan: Tabii ki özellikle bu dönemde Türkiye’de muhalefet pek kitlesel, güçlü bir yapıya sahip değil. Büyük işler az sayıda arkadaşın sırtına binmiş halde. Ama tabii bu süreç de geçecek.

Bize yıllardır geliştirdikleri sistematik baskı ile çalışmalarımızı hep engellemeye gayret ettiler. Aslında açılan davaların, gerçekleşen tutuklamaların ne denli mesnetsiz olduğunu zannediyorum onlar da biliyordur. Ama ne şekilde olursa olsun, amaçları çalışmalarımızı etkilemek, engellemek olduğu için muhakkak bir şeyler uydurabiliyorlar. Örneğin İspanya’da Hamza Yalçın’ın tutuklanması ile hem dergimizi kriminalleştireceklerini hem de arkadaşımızın katkısını engelleyeceklerini düşünerek kırmızı bülten falan, uydurma şeyler ürettiler. Tutuklanma Türkiye’de dergi çalışmamıza kötü etki yaptı. Faaliyetlerimizin sanki çok riskli olduğu gibi bir hava oluştu. Yani çevremiz terörize edildi. Geliştirdikleri baskılar ile hep tahribat yaratma gayretinde oldular.

Bizim açımızdan benim tutuklanmam da ne yazık ki olumsuz etkiler yarattı. Öyle ki dergimizin basılı olarak yayınlanmasını bir süre durdurma kararı aldık. Ama mücadele böyle, çok daha büyük şeyler gelebilir başımıza. Her zaman hazırlıklı olmalıyız. Türkiye’de demokrasi ve insan hakları ileri seviyelerde olsa da biz de bu gibi şeyleri konuşmasak. Ama gerçekliğimiz bu. Tutuklanmamın belli yönlerde olumsuz etkileri olsa da belli yönleriyle kendimizi değerlendirmemiz açısından olumlu yansımaları da olmuştur.

Odak Dergisi okurları İstanbul’da Doğan Baran ile dayanışma eyleminde

Keşke zamanında daha sıkı çalışarak baskılara karşı daha etkili direnmek için daha örgütlü bir dergi çalışması kurabilmiş olsaydık! Bunun eksikliğini çok daha net hissettik. Ben arkadaşların, okurlarımızın benimle gösterdiği dayanışma için teşekkür etmek istiyorum.

Odak: Sosyalist basın Türkiye’de ifade özgürlüğünü geliştirmek için ne yapabilir?

Doğan: Türkiye’de gerçekten ifade özgürlüğü gibi büyük bir sorun söz konusu. Dünyanın öteki ülkelerinde, yönetimler problemli hatta gerici dahi olsa; ifade özgürlüğü bu denli baskı altında değil. Bu açıdan büyük problemler yaşadığımız kesin.

Sıradan insanların dahi sosyal medya hesaplarını işleri güçleri yokmuş gibi takip edip cezalar vermeye çalışıyorlar. Sosyalist basının ne yazık ki şimdilik bu yönde çalışma yapacak bir ekibi yok. Keşke bu anlamda bir plan çıkarılsa, hem ülkemizde hem de uluslararası düzeyde temaslar kurulmaya gayret edilse ve bu karanlık sürece karşı durabilecek demokratik bir basın mekanizması kurulsa… Elbette özgürlükleri geliştirmemiz öncelikli olarak kazanımlarımızı ve haklarımızı savunmamızdan, bu yönde cesaret ve kararlılıkla durmamızdan geçer. Aynı zamanda demokrasi, insan hakları ve özgürlükleri daha da geliştirebilmek için aktif çabada olmalıyız. Muhalif basının bu yöndeki çalışmaları ne yazık ki çok tekil kalıyor. Ayrıca baskıya uğradığımızda geliştirdiğimiz refleksler ile sınırlı kalıyor. Daha düzenli, derli toplu ve birlik halinde bir tutumda olursak, güçlerimizi bu yönde birbirimize sahip çıkma noktasında birleştirebilirsek çok daha büyük işler yapabiliriz diye düşünüyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.