A. Çağrı Gökçek Yazdı: DİKTATÖRLÜĞE İZİN VERMEMEK İÇİN DİRENMELİYİZ!

0
39

15 Temmuz darbe girişimi sonrası ülkede apar topar OHAL ilan edildi. 20 Temmuz’dan bu yana geçen sürede sözüm ona demokratikleşecektik. Ancak, en son geldiğimiz noktada 9 Ocak günü itibarıyla AKP’nin başkanlık teklifi diye adlandırdığı “diktatörlük anayasasının” meclis görüşmeleri başladı. İlk başta OHAL ilan edilirken anayasanın 120. Maddesi gerekçe gösterilmişti. Bu maddeye göre, ülkedeki “demokratik” düzeni bozmaya yönelik şiddet eğilimi artarsa yürütmenin yetkisi artırılıp olağanüstü hal ilan edilebiliyor. Bu anayasal durumdan vazife çıkaran Erdoğan, belki de yıllardır beklediği fırsatı şu halen birçok noktası aydınlığa kavuşmamış darbe girişimi sayesinde bulmuş oluyordu.

12 Eylül sonrası ortaya çıkan 1982 anayasası halen yürürlüktedir. Öyle ki 15 Temmuz sonrası ilan edilen OHAL, 12 Eylül anayasasından dayanak almaktadır. Bugün itibarıyla 12 Eylül anayasasını rafa kaldırıp daha demokratik bir anayasayı hayata geçireceklerini iddia eden Erdoğan ve AKP iktidarı, ne hikmetse halkı 12 Eylül anayasasının sunduğu olanaklarla denetim altına almaya çalışmaktadır.

Bir yandan 12 Eylül anayasasının devleti halkın önüne taşıyan genellikle “milli güvenlik” gerekçeli kanunlarını azami düzeyde kullanan Erdoğan, öte taraftan kendi iktidarını sağlamlaştıracak bir çıkar yolu arıyor. Şu sıra içeride ve dışarıda yeni ittifaklar arayan bir pozisyona bürünen Erdoğan, diktatörlük rejimi sayesinde en azından içeride yükselebilecek bir direnişin kökünü kazımaya dünden niyetli duruyor. Anlaşılan ABD’yle aralar eskisi gibi sıkı değil. Rusya’nın da aslında Erdoğan’ı birtakım şartlar öne sürerek yanına aldığı görülüyor. Özellikle U dönüşü yapılan Suriye politikası ve Bağdat yönetimiyle yapılan son antlaşma bu savı destekliyor. Ezelden beri dışa bağımlı bir karaktere sahip cumhuriyet rejimi için dışarıda bu belirsizliğin içeriye yansıması katıksız bir ekonomik bunalım ve akabinde siyasal baskı ve işkence mekanizmalarının sahaya inmesi şeklinde gerçekleşiyor.
Sonuç olarak bu dış dengeler ışığında şekillenen Erdoğan rejimi kendisine esneklik imkanı sağlayan 15 Temmuz darbe girişimini fırsat bilerek eski defterleri bir bir açmaya hız verdi. Yeni Osmanlı hayalleri daha yüksek sesle dillendirildi. Her alanda laik rejimin kaidelerini söküp atmaya dönük işler daha da önem kazandı. Yeni dönemde IŞİD ile ortaklık bozulmuş gibi yapılırken aslında alttan alta hazırlığı yapılan bir iç savaş girişimi devreye sokuldu. Bir yandan İslamcılar katliamlara kalkışırken diğer yandan TAK çizgisinde gerçekleşen sivil halkı da hedef alan eylemler Erdoğan ve AKP tarafından çok iyi kullanıldı. Aslında IŞİD ile girişilen işbirliği sonucu önemli oranda yaratılan bu katliamlar iklimi sayesinde dışarıya karşı önemli bir savunma mekanizması geliştiriliyordu. 7 Haziran sürecine dayanan bu iç savaş iklimi 15 Temmuz darbe girişimi sayesinde iyide iyiye bir gerçeklik oldu. Erdoğan bu vesileyle kendini daha güvenli veya bir ihtimal güçlü bir konuma eriştirmek için diktatörlük düzenini yasallaştırma operasyonunu başlatmış oldu. Çünkü, ileriki süreçte Erdoğan dış politikada önemli bir sınav verecek. İçeride bir rejim değişikliği yapıp bu süreci daha güvenli şekilde idare etmek istiyor. Dışarıya tehdit unsuru olarak da yıllardır sürdürdüğü dinci gerici ittifakları gösteriyor. Bugün geldiğimiz noktada adına partili cumhurbaşkanlığı da denen yeni anayasa teklifi aslında Erdoğan’ı ve AKP’yi kurtarma operasyonudur. Bugüne değin Türkiye tarihi, darbecilerin darbe sonrası kendilerini güvence altına aldıkları anayasal düzenlemelere şahit olmuştur. Mesela, 12 Eylül darbesini gerçekleştiren Kenan Evren ve kuvvet komutanlarının yargılanmasını önleyen geçici 15. Maddeyi anımsamak da fayda var.

Peki Diktatörlük Yasalaşırsa Ne Olur?

En bilinir ifadeyle diktatörlük paketi yasallaşırsa birçok haksızlıkta, yolsuzlukta, katliamda parmağı olan Erdoğan ve AKP iktidarı koruma altına alınmış olur. Somut olarak ifade etmeye çalışırsak şöyle sıralayabiliriz. En başta diktatörün, laik düzeni sermaye ilişkileri dışında ortadan kaldırmaya uğraşacağı bir sistemle yüz yüze kalacağız. Memlekette laiklik mücadelesi vermek iyiden iyiye suç işlemekmiş gibi görülecek. Siyasal sonuçlarının yanında laikliğin ortadan kaldırılması dinci gericiliğin hayatımızın her alanında kendini daha baskın şekilde hissettirmesine olanak sağlayacak. Emekçiler açısından da durum pek parlak olmayacak. Mesela, işçiler patron sömürüsünün yanına şimdi bir de rejim sömürüsünü eklemek durumunda kalacaklar. Zaman zaman gördüğümüz iptal edilen grevler bu sefer toptan kaldırılabilecek. Zaten un ufak edilen işçi sınıfının demokratik hakları diktatörün isteği üzerine yeniden düzenlenebilecek. Bir başka kesime, kadınlara gelelim. Dinci gericilik şu an bile önemli bir sorun yaratıyor. Kadınların dinci bir diktatörlükte özgürlüklerinin ne denli tehdit altında olabileceğini kestirmek pek de zor değil. Bir de Kürtlere, Alevilere bakalım. Kürtler için durum şu ankinden ne kadar farklı olabilir ki? Mesela, geçen bir HDP’li milletvekili çıkıp “Bize statü verirseniz diktatörlüğe evet deriz” demiş. Bu statü filan kabul edecek bir düzen olacağa benzemiyor. Halkların kardeşliği ve onca zamandır devam eden katliamların hesabını sormak için diktatörlüğe birlikte direnmek hepimiz için bir ihtiyaç durumunda. Aleviler de Erdoğan tarzında insanlardan çok çekti. Bugünlerde yine eskiden olduğu gibi bir Alevi katliamı olursa ne olacak? Ya da başka ifadeyle Erdoğan’ın diktatörlük hevesi Alevilerin sorunlarını çözecek mi? Gençler, çocuklar, LGBTİ bireyler, engelliler ve daha bir sürü kesim için de diktatörlük rejimi sorunları çözmek yerine sorunları kangrenleştirecektir.

Devrimciler için fazla bir söz etmeye hacet yok. Devrimci mücadele verenler elbette dinci bir diktatörlüğe karşı direnecektir. Ancak, bir iki noktaya değinmek istiyorum. Bu dönemde devrimcilerin en başta tutkal görevi görmesi çok faydalı olacaktır. Erdoğan ve AKP, kendisine biat etmeyen başta devrimciler olmak üzere Kürtleri, Alevileri, laik düzen destekçisi Kemalistleri şeytanlaştırıyor. OHAL yardımıyla birçok siyasetçiyi, gazeteciyi, akademisyeni hukuksuz şekilde hapsetti. Bu gibi dönemlerde birlik ve dayanışma bir kat daha önemlidir. Erdoğan’ın şeytanlaştırdığı tüm demokratik kesimler dinci diktatörlüğe karşı direnişin kolları sayılır. İşte bu birlikte mücadele ve yol arkadaşlığı duygusunu pratikte hepimiz gösterebilmeliyiz. Bu sürece gelirken elbet geç kalınan veya eksik bırakılan noktalarımız olmuştur. Kimimiz birtakım siyasi hatalar yapmışsızdır. Kimimiz ise dar grupçu hastalıklarımızı aşamayıp mücadeleye zarar vermişizdir. Bazımız laikliği daha çok önemsemiş, bazımız ülkedeki savaş durumuna ve Kürt sorununa dair bir çizgi izlemiş olabilir. Ancak, artık bütün sorunların ortak bir kaynağı var. Dinci diktatörlük rejimini kurdurmamak hayati önem taşıyor. İçimizdeki sorunları aşmak için dinci diktatörlüğe karşı dört koldan direnelim. Pratikte muhakkak hepimizin daha iyi bildiği şeyler vardır. İyi taraflarımızı yine kolektif çabayla daha da geliştirip eksik bıraktığımız yanlarımızı da aynı şekilde giderebiliriz. Birbirimizden aldığımız güçle birlikte bu memleketi dinci gericiliğin pisliğinden çekip çıkaralım.

A. Çağrı Gökçek

2017-01-10

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here