Doğan Baran Yazdı: HUKUKSUZLUKLAR ÜLKESİNDE ‘BEN’ DEMENİN MAHÇUBİYETİ

0
1630

Doğan Baran

​Milletvekilleri içeride. Belediye başkanları, siyasetçiler, öğrenciler, hocalar, bilim insanları… Gazeteciler, sanatçılar, hukukçular ve daha nicesi…

​Yüzlerce-binlerce insan, neden tutuldukları dahi kendilerine mantıklı bir şekilde açıklanmadan bu dört duvarlık makanda geçiriyor günlerini. Ülkemizin en ileri, en aydın değerleri tutsak edilmeye çalışılıyor.

​Enis Berberoğlu da içeride, Selahattin Demirtaş da; Onur Hamzaoğlu da içeride, Figen Yüksekdağ da. Osman Kavala da içeride; Boğaziçili kardeşlerimiz, hukukçularımız da…

​Ülkemiz en karanlık günlerini yaşıyor desek abartır mıyız? “Daha”sı da yaşanmıştır-yaşanmaktadır belki ama, bu denlisi de az yaşanır gibi. Ülkemizin en ileri, en dinamik kesimlerine dönük gerçekleşen bu saldırı; kişilerden ziyade doğrudan ülkeye ve yarınlarımıza saldırıdır. Bunun farkındayız.

​Tutsak edilmeye çalışılan bedenlerimizden ziyade, fikirlerimiz ve aydınlık yarınlara duyduğumuz inancımızdır. Mekanlara maruz bırakılmaya çalışılan budur. Bunu çok iyi biliyoruz.

​Hukuksuzluk anındayız. Daha doğrusu belki de hukukun olup onun adaletli bir biçimde yürütülmediği bir anda yaşıyoruz desek daha yerinde olur. Akla-mantığa sığmayan onca durum içerisinde, hukuksuzluklar ülkesinde “ben” demenin mahçubiyetini yaşıyoruz. Kendimizi anlatmaktan imtina ediyoruz. Fakat bu duruma maruz kalan “ben”lerdir “biz”i oluşturan ya!

Peki ben kimim?

​İsmim Doğan Can Baran. 31 yaşında bir gazeteciyim. Sosyalistim. Aylık olarak çıkarılan Odak Dergisi’nin Yazı İşleri Müdürüyüm. Şu anda ikinci tutukluğumu yaşamaktayım. İlkinde jeoloji mühendisliği bölümünde öğrenciydim. 2010 yılı Aralık ayıydı. FETÖ’cü dedikleri polisler evlerimizi sabaha karşı bastıklarında. O zaman da “suçumuz”, YÖK eylemleri, Deniz Gezmiş’lerin anmasına katılmak gibi yasal ve açık şeylerdi. Birkaç ay kalıp tahliye edilmiştik.

​Çıktıktan sonra okulumu bitirmiştim. İstanbul’a, yaşadığım yere dönmüş ve Odak Dergisi’nde çalışmaya başlamıştım. Bir süre sonra ise derginin yazı işleri görevini üstlendim. Basına dönük baskılardan biz de nasibimizi aldık. Dergimize ne yazsak cumhurbaşkanlığına hakaret, devlet büyüklerini aşağılama diye soruşturmaya maruz kalıyorduk. Eleştirel yazılarımız bu şekilde yargılanıyordu.

​“Nihayet” davalarımız sonucu cezaya çarptırıldık tabii. İtirazlarımız soruşturma aşamasındaki hukuksuzlukları ifade etmemize rağmen sonuçsuz kaldı. Şu anda Kocaeli Üniversitesi’nde Felsefe bölümünde yüksek lisans yapmaktayım. Sınavdan çıktığım sırada, 29 Mayıs günü gözaltına alındım. Şu anda kesinleşmiş iki cezamdan ötürü Kandıra 1 No’lu T Tipi cezaevindeyim.

​Suçum, bu ülkenin ve insanlarımızın daha aydınlık yarınlarda yaşamasına duyduğum inanç; insanların ölmesine, öldürülmesine duyduğum öfke; özgürlüğe duyduğum özlem ve yarınlara olan güvenimdir. Şu anda bu suçun cezasını yatmaktayım.

​Tarafım! İyilikten, güzellikten, kardeşlikten, insanların ekonomik ve yaşamsal eşitliğinden yana. Tarafı olduğum çoğunluğun mutlaka kazanacağına inanıyorum.

​Şimdi hepimiz içerdeyiz. Suçsuz yere, hukuksuzluklar-adaletsizlikler sebebiyle buralardayız. Özgürlüklerin askıya alındığı, haklarımızın gasp edildiği, türlü baskılara maruz kaldığımız zamanlardayız.

​Fakat kazanacağız, mutlaka kazanacağız! Özgür yarınları, aydınlık bir ülkeyi kendi ellerimizle kuracağız. Hadi hep beraber… Tüm “ben”ler ile “BİZ” olalım!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.