Don Kişot Kadar Uçuk Odysseus Kadar Akıllı Ve İradeli

0
1014

“Devrim hareketine 82 kişiyle başladım. Eğer bunu tekrar yapmak zorunda kalsaydım yanıma 10 ya da 15 mücadeleye bağlı insan alırdım. Eğer mücadeleye bağlıysanız ve hareket planınız varsa ne kadar küçük olduğunuzun hiçbir önemi yoktur.”

Fidel Kastro

Küba Devrimi dünya çapında iki büyük devrimci isim yarattı: Che Guevara ve Fidel Kastro. Koskoca Sovyetler Birliği’nin Stalin sonrası liderlerinden geriye bir tek isim bile doğru dürüst hatırlanamazken Küba gibi küçücük bir ülkenin devrimcileri Marks, Engels ve Lenin’den bile çok daha fazla hatırda kaldı ve sevildiler.

Che Guevara; Savaş Anıları adlı ünlü eserinde Fidel Kastro’dan çok söz eder. Her ne kadar anlatımda Che Guevara’nın alçak gönüllülüğünün ve Fidel’e hayranlığının rolü varsa da Che’nin yaptığı gerçeğe bağlılığın gereğidir. Che, devrimci mücadeleyi Fidel’i bir hayli öne çıkararak anlatmış, hatta devrim sonrası Bolivya’ya giderken vasiyet niteliğinde bir mektup bırakarak Fidel’e sevgisini, bağlılığını bir kez daha güçlü bir şekilde ifade etmişti.

Biz de burada Fidel Kastro’yu anmak için Che ile başlayalım. Sosyalizmin en güçlü sembolü Che oldu. Sosyalizm adıyla bilinen ve Sovyetler Birliği’nin başını çektiği sistem çökmüş olduğu halde Che adına ve resimlerine hala çok yaygın rastlanıyor.

Che Guevara’yı anlatmak Kastro’yu anlatmaktır

Türkiye’de Che daha ziyade gerilla savaşının sembolü biliniyordu.. Che Küba’daki gerilla savaşında gösterdiği başarılarıyla, sonrasında Kongo’ya gidip orada, ardından Bolivya’da giriştiği mücadelelerle ve en son da düşman tarafından ele geçirildiğinde gösterdiği direnişle devrimci savaşçının sembolü olmaya fazlasıyla hak kazanmıştı. Sierra Maestra Dağları’nda Fidel tarafından atanan ilk komutan Che olmuştu. Che dünyada ise zulme ve haksızlıklara karşı başkaldırının sembolü olarak bilinir.

Biz Che Guevara’nın devrimci ahlakı ve devrimci eleştiriciliği temsil eden yanının savaşçı yanından daha güçlü olduğuna dikkat çektik (Ç Can: Dünya Türkiye ve Sosyalizmi 2004, Hamza Yalçın: Eğitim ve Dayanışma Hareketimiz, 2013). Che düşünceleri eylemiyle hem enternasyonalizmin sembolü hem de reel-sosyalizme karşı devrimci yenilenmenin öncüsü oldu. O Arjantinliydi, “İki üç daha fazla Vietnam yaratalım!” şiarıyla Küba’da, Kongo’da ve Bolivya’da savaştı. “Ölüm nereden gelirse gelsin..” diye başlayan ünlü sözleri yazmış ve sözüne bağlı yaşamıştı. Che sosyalizmin temel amacının burjuva toplumundaki yabancılaşmayı aşmak olması gerektiğini yazmış, meta-insan olarak tarif ettiği burjuva bireye karşı yeni-insan kavramını geliştirmişti. Devrim iktidarı alma eylemiyle değil iki insan arasındaki burjuva yabancılaşmayı aşarak yoldaşlık ilişkisi geliştirmekle başlar; mücadelede yeni-insan ilişkileri yani yoldaşlık ilişkileri geliştirmek temel alınmalıdır, şeklindeki görüşümüzü ve anlayışımızı ondan esinlendik. Onu devrimci kadro örneğimiz gördük ve onun ünlü resmini Odak’ın bayrağına koyduk.

odak-dergisiAkacak kan damarda durmaz, derler. Che Guevara Motosiklet Günlükleri adlı filmden de görülebileceği gibi müthiş dürüstlüğü, yüksek insan sevgisi ve ezilenlere muazzam ilgisi ve yakınlığı ile devrimci mücadelenin sembolü olmaya çoktan hazırdı. Gene de eğer Küba devrimi olmasaydı Che Guevara da olmayacaktı. Küba Devrimi Guevara’ya, taşıdığı devrimci potansiyeli hayata geçirme olanağını verecekti. Dahası, eğer ki Küba Devrimi Guevara’ya ölümünün ardından kuvvetle sahip çıkmış olmasaydı Che büyük olasılıkla maceracılığın bir kurbanı olarak bilinecekti. O, Fidel Kastro’nun ısrarlarına rağmen Küba’da kalmamış; savaşmak için önce Kongo’ya sonra da Bolivya’ya gitmişti. Che her iki yerde de ağır başarısızlık yaşamıştı. Dönemin hakim sosyalizm akımı onu maceracı ilan etmişti. Ama Küba’nın ona hem Bolivya’ya giderken hem de ölümünün arkasından kuvvetle sahip çıkmış olması sayesinde Che, sosyalizmin en kuvvetli sembolü haline geldi.

Fidel Kastro devrimciliği özgün devrimciliktir

İşte Fidel Kastro doğrusu ve yanlışıyla Küba Devrimi’nin belirleyici önderidir. Che Guevara’nın da yazdığı gibi Fidel dağlarda savaşırken ya da hemen devrim sonrasında ölseydi Küba örneği oluşamayacaktı. Küba devrimi Fidel Kastro’nun dehası sayesinde kısa zamanda diktatörlüğü yıkarak iktidara geldi. ABD emperyalizmi Fidel’in önderlik yeteneklerini geç saptadı. Sonrasında da Küba Devrimi’ne karşı saldırılarını hep Fidel’i öldürmeye yoğunlaştıracaktı.

Küba devrimi, Kastro’nun özgün liderliği sayesinde, önderlerin birbirini öldürmesine tanık olmadı. Fransız Devrimcileri olsun Rusya ve Çin devrimcileri olsun iktidarı aldıktan sonra birbirlerine düşmüşlerdi. Dünya sosyalist hareketinde benzeri olumsuzluklar giderek daha iktidara gelmeden yaşanacaktı. Küba örneği, devrimcilerin birbirini öldürmesinin kaçınılmaz bir yazgı olmadığını gösterdi. Keşke Küba örneğine yakınlık duyan biz Türkiye devrimcileri bunun nasıl başarılabildiği üzerinde durabilseydik! Küba Devrimi sosyalizm adına Engizisyon mantığından kaçınmayı da başardı. Keşke Kübalıların bu yönü üzerinde de kafa yorabilmiş olsaydık! Troçkizm dünyada aforoz edilmişken Küba’da Mandel gibi Troçkist aydınlara ve geleneksel sol anlayışla çelişki içindeki diğer sosyalistlere söz hakkı verildi. Küba devrimi devrimcilik ile insan sevgisi arasında doğrudan bağ kurdu. Che Guevara bir devrimcinin en önemli yanının aşk yani hayata ve insana derin sevgi olduğunu ifade etmişti. Kastro da “Marksizm insanca duygulardan, arkadaşlıktan, yoldaşlara karşı duyulan sevgiden saygıdan, takdirden vazgeçmek olduğu nerde yazılı? Marksizmin ruhsuzlaşmak, duygusuzlaşmak demek olduğu nerede yazılı? Oysaki Marksizmi doğuran insan sevgisinin ta kendisidir. Marksizmin ortaya çıkması mümkün olduğunda, Karl Marks’ın zihninde Marksizmi vücuda getiren, proletaryanın çektiği acıya,sömürüye, adaletsizliğe ve yoksulluğa karşı mücadele isteği, insan ve insanlık sevgisidir.” demişti. Küba devrimi iktidarın alınmasından sonra bir yandan başta Latin Amerika’da olmak üzere ezilen halkların gönlünde taht kurdu hem de Küba’da derinleşti. Devrim Fidel Kastro sayesinde hem Sovyetler Birliği’nin dünya devrimci hareketine dayattığı çizgiyi izlemekten kaçınarak yeni bir yol izleyebildi hem de Sovyetler Birliği ile ilişkisini bir devrimci olanağa dönüştürebildi.

img_0362Fidel Kastro devrimci mücadeleye Don Kişot gibi hayalci katıldı. Yani, sosyalizm adına at gözlüğü takılı gözler tarafından imkansız görünen yolları seçti. Moncado kışlası baskını da sonrasındaki gerilla savaşı da uçuk şeyler görünüyordu ama Fidel ve arkadaşları başardılar. Fidel ve arkadaşları Küba’yı emperyalizme karşı mücadelenin öncüsü haline getirdiler. Başta Latin Amerika ülkelerindeki mücadeleler olmak üzere Asya’da, Afrika’da ve dünyanın çeşitli ülkelerinde gelişen özgürlük mücadelelerine esin oldular. Kübalı enternasyonalist savaşçılar başka ülkelerin özgürlük mücadelelerine katıldı.

Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra devrimci hareketler geriledi; ABD ve Avrupa emperyalistlerinin Küba üzerindeki baskıları iyice arttı. Küba Devrimi Sovyetler Birliği’ne ekonomik ve politik bakımdan çok ihtiyaç duyduğu halde Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra dahi ayakta kalabilmeyi başardı. Herkes komünizmden kaçarken Kastro en son komünist kalmaya hazır olduğunu söyledi. Küba ABD’nin burnunun dibinde küçücük bir adadır. ABD’nin dünya imparatorluğu kurmak amacıyla sefere çıkması karşısında Kastro, Küba’yı ABD’ye teslim etmeyeceklerini söylerken de Don Kişot tutumundaydı.

Küba bugün emperyalist sistemin yıllarca ekonomik abluka uygulaması yüzünden yoksul bir ülkedir ama bugün bile Küba’da insan ilişkilerinde rekabetçilik değil dostluk ve dayanışma hakim. Küba o yoksul haliyle tıpta ve eğitimde dünyada seçkin bir yere ulaşmış durumda. Şimdi Küba’nın enternasyonalist savaşçıları yok fakat yoksul ülkelerde çalışan gönüllü doktorları var. Küba’da tek parti iktidarı var ama ülkede halkın yönetime katılması bu haliyle bile dünyanın en ileri burjuva demokrasilerinden daha ileridedir. Küba’da düzenli ordu var ama Küba ordusu halkın ülkeyi savunma örgütlenmesinin çekirdeğidir. Küba’nın başında bir süredir Raul Kastro var. Raul Kastro, Küba Devrimi’nin en önde gelen üç isminden biridir. O, görünümde genellikle öne çıkmamış ama gerek gerilla savaşı gerekse sosyalist kuruluş döneminde çok önemli rol oynamıştır.

Fidel Kastro; Batista diktasına ve emperyalizme meydan okuyan cüretkarlığı ile Don Kişot’a, amaçlarına ulaşmak için ortaya koyduğu iradesi ve zekasıyla ise Odysseus’a benzer. Ama o, aklını ve iradesini krallardan yana değil ezilenlerden yana kullandı. Denizler, Mahirler onu örnek aldılar. Biz Türkiye devrimcileri Kastro’nun insanlık sevgisini, ezilenlere yakınlığını, direnişçiliğini, devrimci cüretkarlığını ve yaratıcılığını örnek almalıyız. Fidel ve arkadaşları tecrit edilmiş küçücük bir ülkede dünyanın adaletsiz düzenini sarsmayı başardılar. Hem emperyalist sisteme hem de ondan bağımsızlaşamamış olan geleneksel sol anlayışa alternatif bir yol açtılar. Onların başlattıklarını biz tamamlayabiliriz.

Hamza Yalçın

27.11. 2016

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.