Dünyayı çocuklarla birlikte öğrenmeli ve yeniden yaratmalıyız

0
456

“Dünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne
Allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar
Oynasınlar türküler söyliyerek yıldızların arasında
Dünyayı çocuklara verelim
Kocaman bir elma gibi verelim sıcacık bir ekmek somunu gibi
Hiç değilse bir günlüğüne doysunlar
Bir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşlığı
Çocuklar dünyayı alacak elimizden
Ölümsüz ağaçlar dikecekler

Nazım Hikmet

Öncelikle her ne kadar Birleşmiş Milletler (BM) inisiyatifinde belirlenen bir gün olsa da, dünyadaki tüm çocukların Dünya Çocuk Hakları Günü’nü kutlarım. Diğer yandan BM’nin açtığı bu yolu bizler olanak görmeli ve daha da ileri taşımalıyız.

Toplum olarak bazı günlerde özel hassasiyetler gösteririz. Bu günlere konu eden olaylara, yaşanmışlıklara ne kadar ‘duyarlı’ olduğumuzu binbir yolla göstermeye çalışırız. Çocuk ve çocuk hakları konusu da bunlardan biri.

Dünya Çocuk Hakları Günü’nün ortaya çıkışı…

20 Kasım 1989 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, çocuk ve çocuk hakları konularını ele alarak 54 maddelik bir sözleşme hazırladılar. Oluşturulan bu sözleşmeye ‘Çocuk Hakları Sözleşmesi’ denildi. Sözleşmeyi Amerika hariç, tüm BM üyesi ülkeler kabul ederek uygulanacağı yönünde imza attılar. Her sene 20 Kasım’da kutladığımız Dünya Çocuk Hakları Günü böyle ortaya çıktı. Burada bu bilgiyi vermeden de geçmeyeyim. BM’nin 2018 yılında hazırladığı rapora göre, Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne imza atan BM içindeki emperyalistlerin başlattıkları savaşlarda 12 bin çocuk ya yaşamını yitirmiş ya ağır yaralanmış ya da sakat kalmış. [1]

BM üyesi olarak Türkiye de 1990 yılında sözleşmeyi imzalamış fakat neye imza atmış olduğunu beş yıl sonra anlamış olacak ki, sözleşme 1995 yılında Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş. Koordinatör kuruluş olarak da Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu belirlenmiş. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu; bugün Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na bağlı olarak çalışıyor. Bu bakanlığı çok duymuşuzdur ama belki en çok 45 çocuğun tecavüze uğradığı Ensar Vakfı hakkında ‘’Buna bir kere rastlanmış olması hizmetleri ile ön plana çıkmış bir kurumumuzu karalamak için gerekçe olamaz.’’ sözlerini ifade eden Sema Ramazanoğlu’ndan rahatlıkla hatırlayabiliriz. Ramazanoğlu bir dönem çocukların haklarını gözetmesi gereken Bakanlığın başındaki isimdi.

Sözleşmeye geri dönersek, sözleşmenin ilk maddesi çocuğun tarif ile başlıyor. Yapılan bu tarife göre 18 yaşına kadar herkes çocuk sayılıyor. Ardından çocukların en temel hak ve özgürlükleri tek tek sıralanıyor[2]. Mesela yaşama hakkı, eğitim hakkı, sağlık hakkı, oyun hakkı, söz söyleme ve katılım hakkı, ifade ve din özgürlüğü hakkı, korunma hakkı, barınma hakkı gibi… Bazı Avrupa ülkelerinde Çocuk Hakları Sözleşmesi yasa haline dahi getirildi.

Çocuk hakları için sözleşme yeterli midir?

Sözleşme, çocuk haklarının gözle görülür hale getirilmesi hatta bu yönde iyileştirilmesi açısından önemlidir fakat yeterli değildir.

Çocuklar bugün dünyanın birçok yerinde eğitim, beslenme, konut gibi en temel olanaklardan ve hatta içme suyundan bile yoksunlar. Her çocuğun sahip olması gereken güvenli bir yetişme ortamına sahip olmayan yüzmilyonlarca çocuk var. Küçük yaşta çalışmak zorunda kalan çocuklar, ağır sömürü ve istismara uğruyor. Savaşlar yüzünden yurtlarından koparılan çocuklar daha güvenceli ülkelere göç edebilmek için Aylan bebek gibi denizlerde boğuluyor. Batılı ülkelerde bile çocuklar yaşadıkları koşullar nedeniyle uyuşturucuya maruz kalabiliyor.

Çocukların haklarını savunur olmamız da yetmez. Çocuğa ve çocuk haklarına bakış açımızı eleştirel bir tutumla gözden geçirmeliyiz. Çocuklar bugün toplumun büyük ve dinamik bir kesimini oluşturdukları halde, onları ‘büyükler’ tarafından belirlenmiş kalıplara uydurarak toplumun pasif üyeleri olarak görmekteyiz. Bu anlamda çocuklar toplumun ezilen bir katmanıdır. Yetişkinlerin cesaret edip söyleyemeceği sözleri onlardan duyduğumuzda ‘’çocuk aklı’’ diyerek küçümsüyoruz. Çocuklardan insanlığı öğrenecek yerde, onlara kapitalist sistemin değerlerini dayatıyoruz. Bu durum en demokratik ülkede bile geçerli. Gerici ülkelerde durum daha da vahim. Çocuklara kapitalist değerlerle birlikte milliyetçiliğin ve dinciliğin değerleri dayatılıyor. Ayrıca, çocuklar sürekli yetişkinlerden bir şeyler öğrenmek zorunda bırakılan ‘’küçük’’ arkadaşlarımız değildir. Onlar çevresini, girdikleri eşitlikçi ve sosyal ilişkiler aracılığıyla da kavrar ve anlamlandırır.[3] Edindikleri tecrübeler, deneyimler en az yetişkinlerin edindikleri tecrübeler kadar önemlidir. Bu tecrübeleri ortaya çıkarmak yani kendilerini eşit ve özgür koşullarda ifade etmeleri için alanlar açmak yeterlidir.

Son olarak çocuk ve çocuk haklarına dair sözümüzü çocuklarla birlikte yükseltmeliyiz. Yetişkin-çocuk arasında yarattığımız güç ilişkisinden de bir an evvel kurtulmalıyız. Onun yerine yetişkin-çocuk dayanışmasını esas alan alternatif toplum ilişkileri örmeliyiz. Kurulan bu yeni ilişkileri iletişimimize de yansıtmalıyız. Öyle bir dil yaratmalıyız ki içinde çocuklara karşı ne bir küçümseme olmalı ne de bir ima barındırmalı. Onlarla ilişkimizde kendimizi salt öğretenler olarak değil, aynı zamanda onlardan öğreneceğimiz şeyler olduğunu da bilmeliyiz. Aksi halde çocuklar vasıtasıyla bugünden yarını kuramaz, ‘’güneşli, güzel günler’’ sadece şiirlerde kalır.

Dünyayı ancak çocuklarla birlikte yeniden kurarak özgürleştirebiliriz.

Seda Şanlıer

Kaynaklar:

[1] https://www.evrensel.net/haber/383989/savas-en-cok-cocuklari-vurdu-2018de-12-bin-cocuk-oldu-ya-da-yaralandi

[2] https://www.unicef.org/turkey/%C3%A7ocuk-haklar%C4%B1na-dair-s%C3%B6zle%C5%9Fme

[3] https://educationaltechnology.net/lev-vygotsky-sociocultural-theory-of-cognitive-development/

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.