EĞİTİM VE DAYANIŞMA HAREKETİ KONSERİ

0
27

20 Aralık Pazar Günü, Şişli Kent Kültür Merkezi’nde Eğitim ve Dayanışma Konserimizi gerçekleştirdik. Katılım beklediğimizin altında olsa da çalışmalarımızı ifade edebilmek açısından iyiydi. Katılımın düşük olmasının çeşitleri sebepleri var. Tabii en büyük sebep, çalışmalarımızdaki eksikliklerimizdi. Bir başka önemli ikinci sebebimiz konser gününün ve saatinin yanlış seçilmiş olmasıydı. Konser çalışmamızı iyi değerlendirebilmek için olumlu ve olumsuz yönleri paylaşmanın önemli olduğunu düşünüyoruz.

Konserin Başlangıç Aşaması

Konser fikri yaklaşık bir senedir aramızda tartışılıyordu. Adım atma noktasında oldukça ağır davrandık. Hatta içimizde giriştiğimiz yer ve sanatçı tartışması o kadar uzamıştı ki sonuçta ortak bir karara varamamıştık. Bu tartışma kendi içimizde, konser çalışmasının motivasyonunu da düşürmüştü. Bu nedenle konser yapma fikrini bir müddet askıya almıştık. Eğitim ve Dayanışma Hareketi çercevesinde mahallelerde gerçekleştirdiğimiz uyuşturucu ve çeteleşmeye karşı ders dayanışması çalışması, konser fikrini yeniden ele almamızı sağladı. Ayrıca EDH çalışmalarını koordine eden bir kültür merkezi ihtiyacımız da var. Bunu nedenle konser çalışmasını yeniden tartıştık ve konser yapmaya karar verdik.

Konser fikri gündeme geldiğinde hemen yer araştırmasına giriştik. Tanıdık ilişkilerden yola çıkarak Şişli Kent Kültür Merkezi ile anlaştık. Diğer yandan da çevremizdeki insanlardan sanatçı önerileri alıyorduk. Sanatçıları seçerken özellikle gençlere hitap etmesine dikkat ettik. Öneriler sonucunda Marsis, Grup Abdal, sevgili dostumuz Sevinç Kırmızıgül, Şafak Pala ve arkadaşımız Yeşim Kantekin’i belirledik. Sanatçı ve yeri ayarladıktan sonra aslında çalışmanın en büyük kısmını halletmiş oluyorduk.

Konser Çalışması ve Tanıtımı

Eğitim ve Dayanışma Hareketi’ni geliştirmek amacıyla düzenlediğimiz konser çalışması için yeri ve sanatçıları ayarladıktan sonra belirlediğimiz hedef için bilet bastırdık. Sonra bölgelerdeki arkadaşlarımızı da düşünerek isim listeleri oluşturduk. Amacımız hem ilişkilerimizi bu anlamda hareketlendirmek hem de çevremizi genişletmekti.

Bir arkadaşımız ve eşi bilet tasarımı konusunda bize yardımcı oldu. Hazırladıkları taslak üzerinden önerilemizi sunduk. Böylece bilet ve afiş son halini aldı.

Konseri hem sosyal medyada hem de radyo, televizyon ve gazetelerde duyurmamız gerekiyordu. Bu konuda ne yapabiliriz diye tartışırken, konsere sanatçı olarak katılan arkadaşımız bize güzel bir öneri sundu. Asıl amacımız EDH çalışmasını anlatmak olduğu için, radyo ve televizyon programlarına katılım göstermek istediğimizi belirtelim, dedik. Bu yolla hem çalışmayı anlatacak hem de konsere davet edecekti. İmc Tv, Yol Tv bize bu konuda yardımcı oldular. Programlarında bize yer vererek, çalışmamızı anlattık. TV 10 ise konserimizin reklamını yaparak, destek oldular.

Sosyal medya üzerinden de konseri tanıyorduk. Bir paylaşım sitesi üzerinden etkinlik sayfası açtık. Birkaç siteye konserin afişini gönderdik ve yayınlamalarını istedik.

Konser günü yaklaştıkça, hazırlıklar konusunda eksikliklerimizi gözden geçiriyorduk. En büyük eksikliklerimizden birisi son dakikaya kalan afiş çalışmasıydı. Afiş çalışmasını sadece bir hafta önce, birkaç mahallede yapabildik. Bir başka eksikliğimiz ise, sokakta stand açmamaktı. Stand açma işini sadece Boğaziçi üniversitesi’nde yapabildik.

Konser programımızı günler öncesinden hazırladıktan sonra artık konser günü gelmişti.

Konser Günü ve Sonrası

Konser günü geldi ve önceden yaptığımız programa göre görevler aldık. Bir de konser alanına stand açarak kitap ve dergilerimizi koyduk. Bunun yanında Diyarbakır’da olan olaylara dikkat çekmek ve Kürt halkıyla dayanışmak için kitap standına kumbara koyduk. Programın sırasına göre de konserimize başladık. Konser programının en özel yeri Gamze arkadaşımızın okuduğu Eğitim ve Dayanışma Konseri’ni neden yaptığımızı ele alan konuşmasıydı. Konuşmanın hazırlanmasında arkadaşımıza, çalışmanın koordinatöre Hamza Yalçın destek oldu. Konuşmada, çalışmanın ne olduğu ve neler yapmak istediği anlatılıyordu.

Eğitim ve Dayanışma Konseri planladığımız saatin üzerinde bitti. İnsanlar konserden memnun ayrıldılar. Sonradan yaptığımız özel sohbetlerde de konserle ilgili olumlu görüşler bildirdiler. Olumsuz görüş belirtenler de oldu.

Konser sonrası kendi içimizde yaptığımız toplantıda, konserin değerlendirmesini yaptık. Kendimize yönelik eleştirilerimiz oldu. Konser çalışmasının bize kattığı şu oldu: Çalışmada eksikliklerimiz gördük, bu eksikliklerimizin nasıl giderebileceğimiz konusunda tecrübe sahibi olduk. Bu açıdan baktığımızda konserin geniş katılımlı olması pek önemli değildi. “Eğitim ve Dayanışma Hareketi’ni anlatabilmenin bir yolu olarak seçtiğimiz konser, bu çalışma ile bize ne kattı?”, “Daha iyisini nasıl yapabiliriz?” konularında bizi düşündürmesi çok daha önemliydi. Buradan hareketle nisan ayı içinde yeniden bir konser yapabiliriz fikri, ortak fikir olarak kafamızda belirdi.

Eğitim ve Dayanışma Hareketi Konserinde Okunan Metin:

 

Bu konseri düzenleyen arkadaşlar uyuşturucuya ve çeteleşmeye karşı bir kampanya başlattılar. Uyuşturucu ilköğrenimde 10 yaşındaki çocuklara kadar inmiş durumda. Resmi kurumların çabalarının yetersizliği ortadadır. Halkın inisiyatifi gerekiyor. Uyuşturucuya ve çeteleşmeye karşı kampanyanın çetecilerle mücadeleye indirgenmemesi çok önemlidir. Gerici eğitim düzeni ve onunla ilişkili sorunlar yüzünden okuldan soğuyan öğrenciler uyuşturucunun ve çeteleşmenin tuzağına düşmesinler diye ilk adım olarak öğrencilerle ders dayanışması yapılıyor. Çalışma İstanbul Anadolu bölgesinde Ümraniye’de, Avrupa bölgesinde ise Sarıyer’de başlatıldı. Öğrencilere yardım etmek için aileler, Boğaziçi ve İstanbul üniversiteleri öğrencileri, öğretmenler el ele verdiler. Amaç toplumda uyuşturucuya ve çeteleşmeye karşı duyarlılık, bilinç ve direniş gücü yaratmak. Bu da birbirimize sahip çıkmamızla olabilir. “Herkes kendi başının çaresine baksın”, denildi miydi uyuşturucu ve çeteleşmenin önü açılmış olacaktır. Üstelik bu bela sadece yoksul ve zor durumdaki insanları değil hali vakti yerinde ailelerin çocuklarını bile tehdit ediyor. Derslerimizde öğrenci ve öğretmen rollerinin sık sık değişmesini amaçlıyoruz. Bir ilkokul öğrencisi de öğretmen olabiliyor bir lise öğrencisi de. Derslerde oyunlar da oynanıyor. Böylece dersleri öğrencilerin aktif katıldıkları eziyetli değil, zevkli alanlar olarak geliştirmeye çalışıyoruz. Öğrenci sayımız günden güne artıyor. Çalışmayı ailelerin, öğrencilerin ve öğretmenlerin daha aktif katılımlarıyla birlikte geliştirmek ve başka bölgelerde de başlatmak istiyoruz. Bunun için gönüllü öğretmenlere ihtiyaç duyuyoruz. Bu konser çalışmayı duyurmak için düzenlendi ve şimdiden başarı kazandık. IMC televizyonu, Yol TV, BirGün gazetesi ve radyolar sesimizi duyurmamıza destek oldular. Sokakları afişledik, stantlar açtık ve ev ev gezdik. Şişli Kent Kültür Merkezi ve konserde dinleyeceğimiz değerli sanatçılar bize destek oldular. Konserden gelecek gelirle Eğitim ve Dayanışma Hareketini geliştirebileceğimiz bir kültür merkezi açmak istiyoruz.

Eğitim ve Dayanışma Hareketi sömürücü düzene karşı direnecek alternatif bilinç ve insan ilişkileri geliştirmeyi, bunun için de solda yenilenmeyi amaçlıyor. Eğitimden kasıt, düzeni sorgulayan ve ona alternatif bir bilinç oluşturan örgütlü çalışmalardır. Okul eğitimi bunun sadece bir parçasıdır. Mevcut düzen insanların birbirlerine, halka ve insanlığa karşı sorumluluklarını gözardı eden bir bireycilik anlayışına dayanmaktadır. Dincilik ve milliyetçilik, ailecilik, akrabacılık ve hatta sol gruplar içindeki grupçuluk bu anlayışın farklı çeşitleridirler. Dayanışma da sömürücü düzenin insan ilişkilerine hâkim olan rekabetin ve sorumsuzluğun karşıtı olarak birbirimize, halka ve insanlığa derin sorumluluğumuzdan ileri gelen ilişkilerimizdir.

Hareketin temel aldığı yaklaşım hem eleştirici ve sorgulayıcı hem de dayanışmacı bir eğitim ve mücadeledir. Türkiye solu kendisini tarihimizin en olumlu değerlerinin tam ortasına konumlandırmış olan bir yiğitlik ve fedakârlık hareketidir. Mustafa Suphiler, Şefik Hüsnüler, Kıvılcımlı, Nazım, Mihri Belli gibi devrimciler; Denizler, Mahirler, İbrahimler; Cemalettinler, Ömerler, Tamer Ardalar, Aziz Gülerler bu geleneğin insanlarıdırlar. Türkiye solunun sadece ölen kahramanları değil, gönül rahatlığıyla diyebilirim ki, yaşayan önder kadrolarının çoğu da birer Pir Sultan Abdal gibi yiğit ve özverili insanlardır. Türkiye solu din, milliyet, mezhep, bölge, cinsiyet, renk gibi ayrımcılıklar yapmaksızın herkesin eşit, özgür ve dayanışma içinde yaşayacağı bir düzen için mücadele ediyor. Türkiye solu biliyor ki eşitlik ve dayanışma olmaksızın özgürlük mümkün değildir. Ayrımcılığa, insanın insanı ezmesine, düşüncesi ve eylemiyle ortak olan veya sessiz kalanlar asla özgürleşemezler. Sol bu denli yüksek insanlık değerlerini amaç edinmiş olduğu ve halkın en iyi evlatlarını kazanmış ve yetiştirmiş olduğu halde yüce amaçlara yürüyebilmekte ne yazık ki yetersiz kalıyor. Çünkü sol aynı zamanda düzenin çok kritik bazı olumsuz değerlerini de farkında olmaksızın almış durumda.

En önemli teslimiyetçilik kaynağı olan bireyciliğe karşı örgütü ileri sürmeyi bir yere kadar başarabiliyoruz. Örgüt çok önemlidir ve örgütsüzlük teslimiyete yol açmaktadır. Sol gruplar olarak kendi içimizde bir dayanışma göstermeyi de bir yere kadar başarabiliyoruz. Ama sonuçta toplumda grupçu bir dayanışma örgütleyebiliyoruz. Çünkü dayanışmanın özgürlükçü, eşitlikçi ve sorgulayıcı boyutları zayıf. Bu nedenle dayanışmacılık da zayıf kalıyor. Bu yüzden sol hareket de toplumda grupçuluk ve bireycilik üretiyor. Halktaki muazzam direniş potansiyelinin ortaya çıkmasına yardımcı olamıyoruz. Sol olarak güçlerimizi de birleştiremiyoruz. Çalışmalarımız birbirine kapalı ve birbiriyle rekabet eden gruplar örgütlemeye hizmet ediyor.

Tutalım ki birbiriyle rekabet halindeki sol güçlerden biri ileri çıkarak güçlendi ve rejimi yıkarak başa geldi. Bunun Türkiye’ye önemli getirileri olacağı kuşkusuzdur. Ama aynı zamanda mevcut düzenden çok daha özgürlükçü bir düzen sağlayacağını ileri sürmek zordur. Kurulacak düzenin bir örgüt iktidarına dönüşmesi ihtimali daha büyüktür. Gelişmemizin önündeki en büyük engel budur.

Ünlü düşünür Chomsky bir Türk gazetesiyle söyleşisinde Türkiye’de iktidarlara boyun eğmeyen bir aydın geleneği olduğunu, Avrupa’da ve Batı’da böyle bir geleneğin olmadığını belirtmiş. Türkiye solu bu geleneğin içinde en aktif gücü oluşturuyor. Fakat sol bugün iktidara gelse ne Kemalistlerin ne de emperyalizmin işbirlikçisi iktidarların bugüne kadar ortadan kaldıramadığı bu geleneği örgüt sınırlarına hapsetme eğilimi taşımaktadır. Grupçuluk nereden geliyor ve nasıl aşılabilir? Nasıl edelim de emekçilerin güvenini sonuna kadar hak eden bir sol hareket yaratalım? Solda bu sorulara mücadele içinde cevap arayacak bir yenilenme gerekiyor.

Eğitim ve Dayanışma Hareketi yenilenmeye iki temel alanda yaklaşıyor. Biri her bir grubun kendi içinde ve kitlelerle ilişkisinde yenilenmedir, diğeri de sol grupların arasındaki ilişkilerde yenilenme. Hem sosyalist hareketlerin birbirleri ile ilişkilerini hem de kendi aramızdaki yoldaşlık ve kitle ilişkilerini; dayanışmacı eğitim yoluyla gözden geçirmeyi ve değiştirmeyi amaçlıyoruz. Bu yolla sosyalist hareketler olarak önyargılarımızı ve metotlarımızı birlikte tartışma olanağına sahip olacağız, birlikte sorgulayacağız ve ortak düşünme ve ortak pratik çalışmalar yoluyla bunu somutlayacağız. Eğitim ve dayanışma hareketi diyor ki devrim, iktidarı ele almakla yani düzeni yıkıp başa geçmekle başlayan bir süreç değildir. İki insan devrimci amaçlarla bir araya gelmişse, devrim tam da bu ilişkinin adıdır. Devrim iki insan arasındaki devrimci ilişkiyle başlar. Bu devrimci ilişki kaçınılmaz bir şekilde devrimci örgüt kurmayı amaçlayacaktır. Çünkü devrimcilik, örgütlü mücadeleyle yapılabilir. İktidarın alınması da devrimin gelişmiş biçimlerinden biridir. Örgüt, eğer devrimci ilişkiler üzerinde kuruluysa, o zaman devrimcidir. İktidarın alınması da o zaman yeni bir yanılgının adımı olmaktan çıkacaktır.

Devrimin çekirdeği dediğimiz, iki insan arasındaki ilişki yoldaşlık ilişkisidir. İzin verin bu ilişkiyi tarif edelim: Yoldaşlık ilişkisi ancak kalpleri insan sevgisiyle, her ikisi de hayata derin sevgi duyan, her biri kendisi kadar karşısındakini de gözeten, birbirine üstünlük taslamayan, birbirini inisiyatifi altına almaya ve oyuna getirmeye kalkmayan, birbirine karşı dürüst ve saygılı, gerçeği birlikte araştırmaya ve tanımlayama hazır, birlikte kendilerini ve dünyayı devrimcileştireceklerinden umutlu iki insan arasındaki güvene dayanan bir ilişkidir. Bu ilişki hem rekabetçilikten uzak ve dayanışmacı hem de aynı zamanda devrimci anlamda birbirine karşı eleştirici, sorgulayıcı tutumla bir bağlılık ilişkisidir. Devrimci hareketin en temel amacı bu nitelikte ilişkileri kurmak, geliştirmek ve yaymak olmalıdır. Burada bireyciliğe yer yoktur. Çünkü birbirini kendisi kadar meşru gören, birbirini kendisi kadar gözeten, birbirine üstünlük kurmaya kalkmayan, rekabet etmeyen, dünyayı değiştirmek için dayanışma içinde mücadeleye hazır iki insan var. Müritliğe de yer yoktur. Yoldaşlık ilişkisinde bağlılık tek değil iki yanlıdır. Taraflardan biri ötekisinin efendisi geçinemez. Ayrıca karşılıklı güven kadar devrimci eleştiricilik de vardır. O eleştiricilik dereleri nehirlere ve hepsini de denizlere ve okyanuslara bağlar gibi devrimci ilişkileri devrimci mücadelenin genel ve uzun vadeli çıkarlarına bağlayacaktır. Eleştiricilik olmazsa güven ilişkisi birlikte yanlışa sapmaya, birbirini yanlışa yönlendirmeye ve grupçuklar yaratmaya yol açar.

Devrimcilerin halkla ilişkileri halk hareketini ele geçirip onu grupçu amaçlarına uyarlamaya, mesela bu ama- çla dernekleri, mahalleleri, sendikaları örgüt özeline geçirmeye kalkışmaktan uzak olmalıdır. Amacımız halkın kendi örgütlenmelerini yaratmak olmalıdır. Devrimciler ayrıca insanlarda sorgulayıcı ve dayanışmacı bilinç ve ilişkiler yaratmayı amaçlamalıdırlar. Bu mücadelenin en değerli aracı olan örgüt de devrimci eleştirinin üstünde değildir. Eğitim ve Dayanışma Hareketi solda birlik için sol örgütlerin dağıtılmasını şart görmüyor. Farklı örgütler var olmaya devam etseler bile solda birlik gayet mümkündür. Bunun yolu da farklı düşüncelerdeki sosyalistlerin birbirilerini yanlışlıklardan ibaret görmeye son vermelerinden, birbirlerinin varlığını meşru kabul etmelerinden ve birbirleriyle rekabetçi ve hegemonyacı değil dayanışmacı ve eşitlikçi ilişkiler kurmalarından geçer.

Eğitim ve Dayanışma Hareketi solda sağlıklı ilişkilerin kurulmasına hizmet etmek için sosyalistlere birlikte öğrenme ve mücadele metotları geliştirmeyi öneriyor: Sol güçler olarak mesela Marks’ın Kapitalini birlikte okuma temelinde alternatif bir teorik eğitim örgütleyelim ve dünyayı ve Türkiye’yi birbirimizin yardımıyla birlikte tanımlayalım. Hiçbir sol grubun özeli olmayan alternatif bir öğrenci yurdu açalım ve öğrenci gençliğin halkla sağlıklı bir ilişki kurmasına yardımcı olalım. Yurt çapında bir konferans örgütleyelim ve sö- mürücü düzendeki kölelik ilişkilerinin nasıl yaratıldığını inceleyelim; sol olarak biz o ilişkilerden nasıl etkileniyoruz, nasıl kurtulabiliriz, onu inceleyelim. El ele vererek grupçuluğa, grupçu rekabete ve sol içi çatışmalara karşı ortak bir kültür, hukuk, değerler sistemi yaratalım.

Ne kapitalizm ne de onun etkisine girmiş sol tek gerçektir. İnsanlık eşitlikçi, dayanışmacı ve sorgulayıcı ilişkiler yaratarak yoksuldan ve haktan yana özgür bir dünyayı mutlaka kuracaktır. Uyuşturucuya ve çeteleşmeye karşı kampanyamıza bu düşünceler yön veriyor. Bu kampanyada gönüllü öğretmenlerle, üniversite öğrencileriyle, sağlık ve eğitim emekçileriyle, aydın ve sanatçılarla ve emekten, özgürlükten yana herkesle ele ele vermek istiyoruz. Birbirimize, çocuklarımıza ve geleceğimize sahip çıkalım. Sevgimizi, umudumuzu, cesaretimizi asla kaybetmeyelim!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here