“Ergenekoncu Barzani”, “işgalci ve bir terör örgütü” olarak PKK

0
348

Barış ONAY

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi olarak da adlandırılan, kimilerinin Irak Kürdistanı demeyi tercih ettiği, bazılarının ise doğrudan Kürdistan saydığı bölgede ABD’nin işgali sonrası kurulan yönetim, Barzani yönetimi ve onun partisi KDP, PKK ile çatışma halinde.

Barzani yaşananların ardından PKK’yi işgalci olmakla suçluyor. KCK’den yapılan açıklamaya göre ise Barzani’nin adımları, Kürt halkının kazanımlarına yönelik ciddi saldırılar olarak tanımlanıyor ve açıklamayı yapan Bese Hozat onu “Ergenekon”la ittifak halinde olmakla suçluyor.

Bölgedeki varlığı yalnızca ve yalnızca işgalcilikle açıklanabilecek olan ABD ise PKK’yi bir terör örgütü olarak niteledikten sonra Barzani yönetimine açık desteğini bir kez daha tekrarlıyor.

Bunlar son birkaç haftadır yaşanan gelişmeler.

ABD işgali sonrası ve bizzat ABD desteği ile kurulan Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi yakın geçmişte bir referandum düzenlemiş ve “bölgeyi bağımsız bir Kürdistan devleti olarak yeniden inşa etme” şeklinde özetlenebilecek bir iddiayla ortaya çıkmıştı. Türkiye solundan bazı kesimler bu gelişmeyi değerlendirirken, ABD kuklası yönetimlerin bağımsız devlet kurma iddiasının altının boş olduğunu söylemişti.

Tekrar etmek gerekir ki, yüzbinlerce insanın hayatına mal olan emperyalist işgalin ardından kurulan bir yönetimin bağımsızlıktan söz etmesi halkları kandırmaktan başka bir anlam taşımaz.

Adı Bağımsız Kürdistan olarak anılacak söz konusu devletin ABD ve Avrupalı diğer emperyalist ülkelere doğrudan bağımlılığı su götürmez bir gerçektir. Türkiye solunun bu yaklaşıma sahip olan kesimleri, konuyla ilgili açıklamalarının ardından, bir kez daha, ırkçı, Kemalist, statükocu ve bağnaz olmakla itham edilmişti. Söz konusu değerlendirmelerin sahipleri “Ergenekon uzantısı” olarak nitelendirilmişti.

Şimdi Barzani’nin üstü kapalı bir şekilde vatan hainliği ile suçladığı PKK’liler, Barzani’yi de Ergenekoncu ilan edivermiş.

Ergenekon, bir Türk destanı olarak anılmıyor artık. Ergenekon, AKP-Erdoğan iktidarının ülkeyi Fetullahçılarla birlikte yönettiği günlerde, Türk Silahlı Kuvvetleri merkezli yürütülen operasyonların geneline verilen isim olmuştu. Ergenekon operasyonu Türkiye’de derin devlet veya kontrgerilla ile hesaplaşma olarak pazarlansa da, aslında amaç, bugünlere gelmekte ayak bağı olarak görülen unsurların etkisizleştirilmesiydi. Emperyalist merkezli, ABD ve AB’nin desteğini alan operasyonlara PKK’liler çok sevinmiş, her adımda Erdoğan’ın Türkiye’yi nasıl demokratikleştirdiği bir bir anlatılmıştı. Ergenekon ismi ABD, AB, liberal sol, Fetullahçılar, AKP’liler ve PKK’lilerin bir konsensusu olarak, kontrgerilla örgütü olarak anıldı. Oysa Ergenekon operasyonları, ülkede ABD ve AB’nin kontrolüne itirazı olan, bağımsızlıkçı, aydın, demokrat ve netlikle söylemek gerekirse, ilerici olan onlarca insanın, AKP-Erdoğan-Fetullahçı çete tarafından etkisizleştirilmesi operasyonuydu aslında.

Ergenekon operasyonları ile hapsedilen insanlar arasına bir takım katilin, karanlık, şaibeli, şüpheli sicile sahip insanın yerleştirilmiş olması sadece bir aldatmacaydı. Örneğin “devlet için bin operasyon yaptık” diyen, onlarca faili meçhulün açık sorumlularından olan Mehmet Ağar, veya Susurluk olayının ardından yaptığı bir açıklamada “devlet için kurşun atan da yiyen de şereflidir” diyerek, devlet, mafya ve kontrgerilla işbirliğini savunan Tansu Çiller asla ve asla Ergenekon operasyonuna dahil edilmediler, o veya bu biçimde soruşturulmadılar, yargılanmadılar. Ağar ve Çiller bugün açıkça AKP-Erdoğan rejimini destekliyorlar.

Bugünlere işte böyle geldik.

Şimdi ABD kuklası Barzani yönetimi, PKK’yi vatan hainliği ile, PKK ise Barzani’yi Ergenekonculukla suçlarken, ABD, Suriye’de desteklediği YPG ile organik ilişkileri olan PKK’yi bir kez daha terör örgütü olarak ilan ediyor.

Dışarıdan bakınca su bulanık gibi görünüyor olabilir fakat öyle değil.

Şeyh Bedreddin’e ait olduğu söylenen “kutsal amaçlara kutsal araçlarla yürünür” sözünü rehber edinmeyi uzun zamandır akıllarına bile getiremeyenler, Barzani’nin Amerikan mandacılığını bağımsızlık diye, ABD’ye, ne olur Suriye’den çekilme! diye yalvaran zihniyeti 21. yüzyılın devrimcileri diye tanımlıyor.

Normaldir.

Emperyalizm olgusunu lügatından çıkaran, emperyalist işgali olumlayan, bölgede bir oldu bittiyle hegemonyasını genişleten güçlerin Türkiye solunu statükocu olmakla veya ırkçı ön yargılara sahip olmakla suçlaması aslında kendi hatasını gizleme refleksiyle ilgilidir.

Rojava, Kobane ve Şengal’de yaşanan saldırılar karşısında Türkiye solunun bir kesimi çok derin bir dayanışma gösterdi. Bu kesim, en ileri kadrolarını kaybetme pahasına söz konusu bölgelerde varlığını sürdürdü. Afrin’e yönelik işgal Türkiye solu tarafından açıkça reddedildi. Bununla birlikte, bugün kartlar yeniden dağıtılır ve saflar yeniden şekillenirken pozisyonunu emperyalistlerden yana belirleyenlerin gerekçe olarak göstereceği bir IŞİD terörü de yok ortada.

Bugüne kadar söz konusu işbirliği, IŞİD başta olmak üzere diğer şeriatçı örgütlerin saldırısı olarak açıklanıyordu. Şimdi ne IŞİD, ne de bir başka dinci terör örgütü YPG’nin hakim olduğu bölgelerde bir tehdit oluşturmuyor. Buna rağmen YPG, ABD ordusu ile birlikte davranmaya, ilişkisini geliştirmeye devam ediyor. Hatta o kadar ki, ABD tarafından yeraltından çıkartılan Suriye petrollerinin işletildiği rafineler, ABD ordusunun yanında konuşlanan YPG tarafından da korunuyor.

Bugün Afganistan, Irak, Libya ve Suriye’de ABD öncülüğünde yürütülen işgal ve yağmaya karşı taraf olmak bir yana açıkça onunla el ele verenlerin açıklanabilir bir gerekçesi olduğuna inanmak mümkün değil. Söz konusu ülkelerde işgal ve yağmaya sessiz kalıp bağımsız devlet kurmak, özgür yaşamak gibi iddialarla ortaya çıkmak kocaman bir aldatmaca gibi görünüyor artık.
(7 Kasım 2020)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.