Erol dan Öykü ye mektup…

0
53

Sevgili Öykü, Merhaba,

Nasılsın,

Mektubun o kadar canlı ve neşeli ki “nasılsın?” sorusu fazla kalıyor. Çok, çok iyi olduğun anlaşılıyor. Tamam, çıkınca size geleceğim, ben de aslında güzel yemekler yaparım ama yemek işini babana yükleriz, ben misafirim, sen de çocuksun, iş yapmak düşmez bize, yemek olana kadar parkta gezdirirsin beni, Özge Can’ı ve Özgür Deniz’i. Ama pastayı ben yapayım olur mu? Baban ve annen bilirler, Metris pastası diye hapiste yapılan bir pasta var. Onun meyvelisini yapıyoruz burada. Çıkınca sana o pastadan yapayım ben de.Sen, ben gelene kadar çok büyüme tamam mı?

Senin, başından geçenleri anlatman bizim için ne kadar değerli bilemezsin. Çünkü bize yazanlar, hiç bahsetmiyorlar dışardan. Varsa yoksa siyasi tahliller. (Siyasi tahlilin ne olduğunu annene veya babana sorabilirsin). Ülkemiz nereye gidiyor gibi şeyler yazıyorlar. Bunu da kendi deneyimlerinden yani yaşadıklarından çıkarıp anlatmıyorlar. Ama sen kendi yaşadıklarını anlatıyorsun ve böylece biz de dışarıyı hayal edebiliyoruz. Sanki senin yanındaymışız da, parkta birlikte kaydıraktan kayıyormuşuz ya da yaylada ağaçların arasında dolaşıyormuşuz gibi…Yani elimizden tutup bizi hayatın içine taşıyorsun, bir sürü yetişkinin yapamadığını, akıl edemediğini yaparak, akıl ederek.

Yoksa giderek daha kötü bir yer oluyor. Çok, çok iyi yapmışsın. Biz de kuralları değiştirmeye çalışıyoruz. Bir gün başaracağız senin gibi. Zaten senin yaptığın gibi küçük küçük değiştirmeler birike birike tümünü değiştirme yolu açacak.

Biliyor musun Öykü, ben dışardayken tek kişilik tahtıravalli yoktu çocuk bahçelerinde. Şimdi oyun parkı diyorlar, eskiden çocuk bahçesi derlerdi, o da öyle heryerde bulunmazdı. Sokaklar güvenli olduğu için çocuklar hem sokaklarda oynardı, hem de parklara ve çocuk bahçelerine kendi başlarına gidebilirlerdi. Senin saydığın tüm oyunlar, hep, birçok kişiyle oynayabilecek oyunlardı. 5-6 çocuk biraraya geldiler mi, hemen bir oyun icat ederlerdi.

Annen ve baban çok haklı. Büyükler kendileri insanlardan uzaklaşıp, bencilleştikçe, çocuklarını da kendileri gibi olmaya zorluyorlar. Zaten çocuklarını kendilerinin bir eşyası gibi görüyorlar. Çocuklar herkesindir, büyüklerle eşit insanlardır düşüncesini kabul etmiyorlar. Oysa tüm çocuklar çiçektir. Tüm çocuklar sevgidir. Tüm çocuklar güzelliktir ve hepimizindir çocuklar diyen büyükler de var dünyada. Çoğalsa böyle büyükler, çoğalsa çoğalsa dünyayı doldursa, o zaman parklarda çocuklar birbirinden kaçmaz, birlikte gülerler o zaman. Çocuk şarkıları söylerler.

Bence sen annenin sözüne inan, o parlak renkli dergileri alma. Çünkü kapitalizm öyle vahşi ve kötü ki, çocukları çocuk olarak görmüyor, onları sömürülecek nesne olarak görüyor. “Çocuklar sizin için barbi bebek yaptık, sürpriz çikolata ürettik sizin için, çocuklar için cips” diye reklam yapıyorlar. Madem çocuklar için yapıyorsunuz tüm bunları o zaman niye çocuklara bedava vermiyorsunuz diye sorunca gerçek yüzleri açığa çıkıyor değil mi? Onlar bizi sömürüp kendileri hiç çalışmadan lüks içinde yaşıyorlar. Bu yüzden daha çocukken onlara karşı olmak, tuzaklarına düşmemek gerek.

Sevgili Öykü, artık bitiriyorum. Senden mektup almak çok güzel. Mektubunu arkadaşlarımla birlikte okuyoruz. Hücremize dışarıyı getiriyor mektupların. Mesela, bir arkadaş, sen yayladan bahsetmişsin ya “Evet, Mersin’in yaylaları çok güzel, şanslısın Öykü seni davet etmiş öyle güzel bir yere” diyor. Yani hemen gözümüzün önüne geliyor dışarısı. Ve evet mektubun, seninle sohbet etmek kalplerimizi iyileştiriyor, bizi dünyanın kirinden arındırıyor.

Annene ve babana selamlarımızı, sevgilerimizi ilet olur mu?

Seni sevgiyle kucaklıyor, öpüyoruz. Seni çok seviyoruz.

Sevgilerimle…

Erol…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here