Evden çalışma ne kadar mümkün? (*)

0
146

Erinç Yeldan

Covid-19 salgınının ekonomide ve sosyal yaşamda yaratmış olduğu tahribatın bir uzantısı da kuşkusuz, çalışma yaşamına ilişkin uzantıları oldu. Salgına karşı alınan izolasyon tedbirleri doğrultusunda milyonlarca insan evlerinden – çoğunlukla iletişim teknolojilerinin olanaklarına dayalı olarak çalışma düzenine geçti. Evden çalışma bir taraftan çalışma özgürlüğü ve esneklik kazanımı olarak yorumlandı. Buna göre çalışmanın esnekleştirilmesi bireye yepyeni özgürlükler sunmaktaydı. Daha ötesi, bu tür çalışma biçimi aslında çağımızın gereği olarak görülmeliydi.

Diğer yandan işin eve taşınması ile birlikte insanların sosyal bir varlık olarak diğer insanlar ile olan ilişkilerinin parçalandığı; sosyal yaşam ile çalışma faaliyetinin iç içe geçerek, artık değere dayalı açık sömürüyü de yoğunlaştırmakta olduğu savları daha yüksek sesle ifade edilir oldu. Covid-19 salgınının yol açtığı “yeni” iş düzeni, işverene işçinin her hareketini izleyebileceği, zamanını nasıl kullandığına doğrudan müdahale edebileceği koşulları oluşturmaktadır. Zamanın kullanımı artık sadece pazar ekonomisinin mantığına tabidir.

“Yeni çalışma” biçimi aslında Marx ve Engels’in Manifesto’da dile getirdiği üzere, “kişisel onuru mübadele değerine dönüştüren… (ve) o tek acımasız özgürlüğü, ticaret yapma özgürlüğünü kutsayan” burjuvazinin tahakkümünü güçlendirmektedir.

***

Sözü daha somuta indirgeyelim ve ülkemize getirelim: Türkiye’nin evden çalışması ne kadar mümkün? Evden çalışma kimler için, hangi sektörlerde, hangi mesleklerde, hangi ücrette ve hatta hangi illerde daha mümkün? Sorular önemlidir; zira kapitalizmin parçalı ve güvencesiz istihdam biçimlerinin bir arada yaşandığı ülkemizde, “evden çalışma karşılığı edinilecek ücretin ve özgürlüğün” kimlere tanınan bir ayrıcalık olacağının bilinmesi gereklidir.

Bu sorulara yanıt veren önemli bir çalışma Bilim Akademisi yayın organı Sarkaç sitesinde Nisan 2020’de iki genç meslektaşımız, Uğur Aytur (Kütahya Dumlupınar Üniversitesi) ve Cem Özgüzel (Paris School of Economics) tarafından kaleme alındı. “Türkiye’nin Evden çalışması Mümkün mü?” başlıklı çalışma, Türkiye’de hangi mesleklerin evde yapılmaya müsait olduğunu, bunların bölgesel ve endüstriyel bazda nasıl farklılıklar gösterdiklerini ve ücretlerden aldıkları payları belirlemeyi amaçlamış.

Aytur ve Özgüzel, çalışmalarında TÜİK’in Hanehalkı İşgücü anketi verilerinden hareketle her bir mesleğin ne derecede evden yapılabildiğini hesaplamakta. Aytur ve Özgüzel’in ulaştığı sonuçlara göre Türkiye’de özel sektörde işlerin sadece yüzde 24’ü evden yapılmaya elverişli gözükmekte. Dolayısıyla, Türkiye’nin mevcut endüstriyel ve mesleki yapısı birçok kişinin aslında işini evden devam ettirmesini mümkün kılmadığını göstermekte.

Yazarların bulgularına göre, tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin ancak yüzde 5’i evden çalışmaya olanaklı. Bu oran inşaat sektöründe yüzde 12; imalat sanayiinin bütününde ise sadece yüzde 15. Dolayısıyla, reel sektörün önemli itici gücü olan sektörlerde evden çalışma olanağı işçilere kapalı durumda. Hal böyle olunca, evde yapılabilir işlerin ücret payları da bu ana eğilimi izliyor. Evde yapılabilir işlerin ücret payı tarımda yüzde 10, imalat sanayiinde ise yalnızca yüzde 22. 

Aytur ve Özgüzel, çalışmalarını coğrafi boyuta da taşımışlar ve Türkiye’de il bazında evden çalışmaya en uygun ortamın nerede olduğunu araştırmışlar. Bulgulara göre İstanbul (yüzde 30), Ankara (yüzde 29) ve İzmir (yüzde 26) evden yapılabilir işlerde başı çekiyor; Güneydoğu ve İç Anadolu’da ise evden iş yapma olanağı zayıf görünüyor.

Özetle, yüksek becerili, eğitimli ve profesyonel hizmet sektörlerinde çalışanlar evden çalışma konusunda görece olarak daha fazla şansa sahip gözüküyor. Dört yıllık üniversite mezunu ve üstü eğitim düzeyine sahip çalışanlar, işlerinin ortalama yüzde 50’sini evden yürütebilirken, bu oran daha düşük eğitimli işgücünde yüzde 17’ye düşüyor. Yüksek becerili çalışanların toplam ücretten aldıkları pay yüzde 54. Düşük becerili işgücü ise ortalama olarak sadece yüzde 18 pay alabiliyor. 

Covid-19 sürecinin işgücü piyasalarındaki parçalanmayı ve güvencesiz yapıları daha da derinleştirmekte olduğu çok net. Bu sürece müdahale ise kısa çalışma ödeneği ve krediye ucuz erişim türünden gelip geçici tedbirlerden çok daha kapsamlı müdahaleleri gerektirmekte. Zira, üretebilme ve ücretli işe erişim olanakları kısıtlandıkça, ücret ve işsizlik baskısı artıyor, sömürü yoğunlaşıyor.

(*) 01.07.2020 tarihinde yayınlanan bu yazı, Cumhuriyet Gazetesi’nden alınmıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.