Ezilenlerin gündemi ne olmalıdır?

0
652

Alişan İpşiroğlu

Dünyada ve ülkemizde her gün binlerce insan şiddete maruz kalıyor, işkence görüyor; ya öldürülüyor ya da sakat kalıyor. İşte, daha çok geçmedi, ABD’de öldürülen George Floyd olayı, Fransa ve Almanya’da yaşanan devlet şiddeti, ülkemizde son günlerde sosyal medyanın da etkisi ile daha bir görünür olan polis şiddeti… Düşüncelerinden ötürü cezaevlerine atılan binlerce insan, adalet için mücadele veren avukatlar, sözlü ve yazılı şiddete, saldırılara maruz kalan basın emekçileri, “işten çıkarmalar yasaklandı” denilse de işten çıkarılmaya devam edilen işçiler, açlığa-sefalete mahkum edilen toplum, biat kültürüne uymaları istenen milyonlar…

Hepsi bu mu? Hayır tabii ki. Çocuklarımızın eşit olması gereken eğitim hakkı, paran varsa okursun yoksa okuyamazsın, mantığına dayandırılarak ellerinden alınıyor. EBA (Eğitim Bilişim Ağı) eğitim sistemi, bunun en belirgin örneği değil mi! Evinde interneti olmayan, bilgisayarı olmayan, imkansızlıktan ötürü faturasını ödeyemeyen bir ailenin çocuğu bu eğitimden nasıl faydalanacak hiç düşünen var mı?

Bu örnekler saymakla bitirilemez…

Tüm bunların, kapitalizm denen sistemin yarattığı eşitsizlikler ve haksızlıklar olduğunu biliyoruz. Yani faşizmi, mezhepçiliği, ırkçılığı, benmerkezciliği, meta insanı, kutuplaşmayı… aklınıza gelebilecek ve insani değerlerimizi hiçe sayan ve bu değerlerimiz üzerinde baskı oluşturan her türlü şeyin sebebi kapitalizmdir. Bu değerlerimizi korumanın da tek yolu, sosyalist ve sol değerlere sahip insanların, ilericilerin, yaşanan insanlık dışı sisteme tepki göstermesi ve mümkün mertebe çeşitli eylemler ile haklarımızı korumasıdır.

Ancak bu anlamda emekçilerin, işçi sınıfının, ezilenlerin dikkat etmesi gereken bir şey var ki, o da, yine kapitalistlerin şeytani planlarla, suni gündem yaratma çabalarına karşı hak ve talepleri için daima tetikte ve hazır olmalarıdır. Yaratılmaya çalışılan bu suni gündemler ile emekçiler manipüle edilmeye çalışılır.

Bilindiği üzere daha kısa zaman önce uyduruk gerekçeler ile, Kanun Hükmünde Kararname’ler (KHK) çıkararak yüz binden fazla arkadaşımızı işten çıkarıp sefalete mahkum ettiler. Belki yarın da milyonlarca işçi, tıpkı KHK mağduru dediğimiz arkadaşlarımız gibi Covid-19 mağduru diyebileceğimiz bir tanımlama ile sefalete terkedilecek.

Yapılmaya çalışılan bu suni gündemlerden birisi olan “ekonomik kriz” safsataları ile, önümüzdeki günlerde belediyelerde yapılacak toplu iş sözleşmelerine kılıf aramaya çalıştıklarını gayet net bir şekilde görüyor olmamız gerekir. KHK kararları ile normalde 2020 Haziran ayı sonunda belediyelerde yapılması gereken toplu iş sözleşmelerinin Covid-19 “gerekçesi” ile ertelenmiş olması, bizlerde geriye dönük bir hak mahrumiyeti yaratacaktır. Bu durum 450 bin belediye işçisini madur edecek. Bunun bilinmesine rağmen, işçi sendikalarının ve bağlı oldukları konfederasyonların bununla alakalı hiçbir eylem planının bulunmadığını da görüyor ve takip ediyoruz.

Bütün bunları göz önünde bulundurarak, emeğimize ve işimize sahip çıkmak adına, ne burjuva siyasi partilerin, ne hükümetin, ne sermaye sınıfının ne de maalesef ki her birisi çeşitli burjuva partilerin arka bahçesinde bahçıvanlık yapan işçi konfederasyonlarının yarattıkları suni gündemlerle meşgul olmadan hedefimize odaklanmalıyız.

Bilbortlara bir bakın sevgili arkadaşlarım. Kendilerini ön plana çıkarmak adına, önce insanları açlığa mahkum edip, sonra da adına “yardım” dedikleri, aslında utanç duymaları gereken rakamlarla nasıl övündüklerine bir bakın. Üstelik de içinde hiçbir mali tutarın ödeyemeyeceği, özverinin ve emeğin size ait olmasına rağmen, hiçbirinde emeğinize dair bir şey yazıyor mu? O her bir kolide sizlerin emeği, alın teri saklı. Emeğinizi, alın terinizi teslim eden oldu mu?

O yardım kolilerini kim paketledi?

Kim taşıdı?

Kim sırtında, kucağında ihtiyaç sahiplerine ulaştırdı?

Bunları ihtiyaç sahiplerine ulaştırmaya çalışırken kimler hayatını kaybetti, kimler hastalandı, kimler çocuğuna, ailesine hasret kaldı?

Sizin gibi, market çalışanları, fırın işçileri, şoförler, kuryeler vs. de aynı emeğin, aynı alın terinin sahipleri değiller mi? Kimler bu insanların hakkını teslim etti?

Dün, sağlık çalışanlarına alkış tutanlar, bugün toplu iş sözleşmelerini tehir ediyor, “ekonomik kriz var” diyor. Peki bizlerin yaşamını iyileştirecek tek bir çalışma görebiliyor musunuz?

Bizim, şak şaka değil, uyduruk methiyelere değil, insan gibi yaşama hakkına ihtiyacımız var. Ölen biz, hastalanan biz, emek veren, hizmet eden biz, konforundan ve lüks yaşantısından taviz vermeden yaşayanlar ise onlar, yani egemenler…

Bu ülkede ekonomik kriz varsa, bunun nedeni açlık sınırında yaşayan bizler değil, savurganlıkta ve konforda sınır tanımayan kapitalistlerdir.

İşte bu nedenledir ki, kapitalistlerin, suni gündem yaratma ve yön değiştirme çabalarının tuzağına düşmeden, hak ve taleplerimizden taviz vermemek adına saflarımızı sıklaştırarak mücadeleye hazır olmalıyız. Bizim gündemimiz, daima hak ve taleplerimiz olmalı, bu hak ve talepleri es geçmelerine müsaade etmemeliyiz.

Egemenlerin tek gündemi bizleri ezmek, haklarımızı çalmak, ürettiğimiz değerler üzerine çöreklenmek. Ezilenlerin gündemi ise bu eşitsiz sisteme karşı mücadele edebilecekleri ve örgütlülüklerini büyütebilecekleri bir Dayanışma Hareketi’nin geliştirilmesi olmalıdır. İşte o zaman bizi ezemezler ve kolay lokma olmadığımızı görürler.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.