GELİŞMELERİ DEVRİMCİ GÜÇLERİN LEHİNE ÇEVİRMEK

2
34

Cemalettin CAN

Türkiye yeni bir siyasi ve toplumsal deprem yaşıyor. Son on yıldır sözde laik eski siyasal ve toplumsal yapının yıkılmasına ve yeni-liberal bir diktanın kuruluşuna tanık olduk. Bu kez sıra AKP’ye gelmiş görünüyor: Erdoğan dinci rejimi yerleştirmiş, basını susturmuş, hükümet yanlısı olmayan sendikaları iyice güçten düşürmüş, orduya hakim olmuş, sırf yeterince itaatkar bulmadığı için içeri tıktığı generallerin ve subayların kırkını birden bir kalemde emekliye ayırmaya başlamış; orduyu savaş yoluyla dinciliği yaymaya seferber etmiş; Ramazan’da oruç tuttuğunu göstermeye çalışan generalleri de basın huzurunda karşısına dizmiş iken AKP’ye karşı muhalefet gitgide büyüyor. Gelişmeleri nasıl lehimize çevirebiliriz?

Korku iktidarı

AKP iktidarı cunta yönetimlerinden çok daha etkili bir baskı rejimi kurdu. İşçiler iş güvenliğinden yoksun bırakılmaktalar. Azıcık sesini çıkaran, THY’nda olduğu gibi kendilerini kapıda buluyor. Tiyatrolar sırf muhalifler diye özelleştirildi. İnsanlar devlet tarafından izlenmekten, dinlenmekten ve komploya kurban gitmekten tedirginler. CHP lideri Kılıçdaroğlu, MİT tarafından izlendiğini iddia ediyor. Baykal’ın başına gelenler biliniyor. 8 bine yakın Kürt siyasetçi içeride. Tutuklu ve hükümlü öğrenci sayısı ise 3 bine yaklaşıyor. Muhalif gazeteciler, sanatçılar işlerinden kovulmuş, diğerlerinin de sesi kısılmış olduğu halde Başbakan ikide bir basını tehdit etmeye devam ediyor.

Bu korku iktidarı ABD emperyalizminin dünya egemenlik planlarına hizmet ettiği için hükümet Batı tarafından hep desteklendi. Türkiye toprakları Batı ittifakının savaş üssü haline getirildi. ABD’nin ülkemizde ki mevcut üslerine ve nükleer silahlarına ilaveten Malatya’da İran’ı ve Rusya’yı doğrudan tehdit eden bir füze sistemi kuruldu. Füzeleri Urfa’ya da yerleştirdiler. Devlet Suriye’ye saldırtmak için Adana, Hatay, İzmir gibi bölgelerde karşı devrimci çeteleri yetiştiriyor.

Bu anlamda Hükümet Silivri’ye doldurduğu bir kısım kontracının yaptığı pis işlerin kat be kat fazlasını Libya ve Suriye’de şimdiden yapmış durumda. Bu gidişle Suriye ve Libya’da  yapılanlar Kürtlere ve Alevilere de yapılacak görünüyor. AKP onları demokratik amaçlarla içeri tıkmadı. AKP bu gidişle Veli Küçüklerin yaptıklarının daha beterini yapacak görünüyor.

Kürt direnişi ve Amerikancı ağıtlar

AKP’nin kesesini emperyalizmin hizmetindeki Sünnici  yayılmacılık dolduruyordu. Türkiye’nin saldırgan ittifaka sağlam üs işlevi görebilmesi için sermaye Türkiye’ye akıyordu. Suriye’de sert kayaya çarpmalarından sonra bu politika . Suriye’deki gelişmelerden sonra Kürt meselesi de ateşlendi. Sırada Alevi meselesi var.

Kürt ulusal hareketi rejime adeta kök söktürüyor. Şemdinli’de yaşananlar hükümeti rezil etti. Kürt ulusal hareketinin önünü kesmek amacıyla üst üste yapılan KCK operasyonlarında binlerce insan içeri tıkıldığı halde PKK’nin çıkışlarını engelleyemediler. Devletin ordusu, özel kuvvetleri, AKP’nin ve Cemaatin etkinliği, direniş karşısında aciz kaldı. PKK isterse Türkiye’nin her yerinde rejimi zora sokabileceğini gösteriyor.

Basından ve yetkililerden sesler geliyor: Irak’ın işgali öncesinde Amerika’nın dediklerine itiraz etmeseydik, 3 Mart tezkeresine evet deseydik hiç bunlar olur muydu?

ABD o zaman Türkiye’deki yöneticilere demişti ki “Ben hemen güneydeki topraklarında üsleneyim. Siz de askerinizi alın ve Irak’a birlikte girelim. Bu konuda hemen bir meclis kararı çıkarın ki demokratik karar almış görünesiniz”. Genelkurmay eski başkanlarından Özkök basında itiraf etti: ABD onlara “Meclise baskı yapın ki tezkereye evet densin” diye haber göndermiş. Diğer paşalar ise ABD’ye güvenememişler. Üstlendiği yerlerden bir daha çıkmaz, diye korkmuş olmalılar. Çekiç Güç tecrübesinden biliyorlar: Birkaç aylığına gelmiş ve sonra kendisini demirbaş yaptırmıştı. Hükümetler korkudan her seferinde Çekiç Güç’ün süresini uzattılar.

Erdoğan’ın karşısında oruç tuttuklarını ispatlamaya çalışan generaller Kürt direnişi karşısındaki aciz hallerini ABD’nin dediğini yapmamış olmalarına bağlıyorlar. ABD önce ordunun kafasına çuval geçirdi. Ardından da Ergenekon operasyonları ile orduyu ezdi, itibarsızlaştırdı ve Hükümet karşısında irade oluşturamayacak şekilde darmadağın etti. ABD ile ters düşmüş olan generallerin artık ne darbe yapma hakları kaldı hatta ne de hükümete etki etme halkları. Generallerin tek bir hakları kaldı: Erdoğan kendilerini nereye sürerse oraya gitmek!

Maaşlarını aldıkları için itiraz etmeleri zordur. Tezkere geçseymiş şimdi ordu PKK’nin bulunduğu Kuzey Irak’a yerleşecek onu duman edecekmiş. Bu mümkün mü, ayrı konu. Ama Türkiye ABD’ye o denli angaje olsaydı daha büyük zora düşecekti. ABD o zaman “Güneydoğu’da ben varım benim, Kürt meselesini benim istediğim gibi çözecek- sin”, diyecekti. Zamanın kuvvet komutanı Aytaç Yalman ile generaller buna yanaşmamışlar o zaman. Şimdi Amerika’dan çok korktukları için o konuda ağızları açılmıyor.

Amerikancılar “Demedik mi size”, diye söyleniyor. Kamuoyunda adı demokrasi kahramanına çıkarılmış olan darbeci Özkök bunları söylüyor. Özkök ki, silah arkadaşlarını Ergenekon davasından düzmece belgelerle içeri attırıp yıllarca ezdirdikten sonra çıkıp “Aslında darbe falan planlanmamıştı” dedi. Onun ardından da Erdoğan içeride yatan genelkurmay eski başkanı İlker Başbuğ’a sahip çıktı. Ama onlar bu sahiplenmeyi önce hepsini iyice ezdikten sonra yaptılar. Şimdi bağırlarına bas- abilirler, çünkü hepsini etkisiz hale getirdiler.

Darbeci general dedik, evet Özkök bir darbecidir, çünkü devleti yeniden örgütlemek için hükümet ile bir oldu ve ABD ile işbirliği içinde darbe yaptı. Ergenekon operasyonları aslında gerçek darbecilerin hayali darbelere karşı operasyonları idi. Karşı tarafı illegal ilan ettiler ama asıl kendilerinin yürüdükleri çizgi illegal çizgiydi. Ellerinden gelseydi bütün solu da darbecilikten yargılarlardı. AKP’nin iktidara gelmesi Amerikancı bir sivil darbeydi. Ergenekon operasyonları Amerikancı darbenin derinleşmesi yolundaki operasyonlardı (Bakınız Er- genekon operasyonları çuval operasyonlarıdır, Hamza Yalçın Odak, Tarih)

ABD’ye itaat politikaları onları kurtardı mı? Malatya’daki NATO füzeleri, Tunus’ta, Libya’da, Mısır’da ve ardından da Suriye’de yapılanlar “Tezkereye evet”çi işler değil mi? ABD’ye kraldan fazla kralcı bağlılık yoluyla Kürt ulusal hareketinden kurtulabildiler mi? Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan oluyorlar. Kürtler Suriye’de otonomi ilan etti. PKK Türkiye’de alan hakimiyeti ilan ediyor. “Bana itaat edin PKK bitsin” diyen, ABD ise şimdi PKK ile TC arasında hakem politikasına geçmeye çalışıyor. AKP’yi Irak işgali getirdi. Ortadoğu’daki gerici saldırı AKP’yi yükseltti. Suriye’de yenilirlerse AKP zor ayakta kalır. Dileğimiz Esat güçlerinin Kürtlerle anlaşarak kazanması, Türkiye oligarşinin kaybetmesi. Savaş şimdiden bütçeyi zorlamaya başladı. Artan askeri harcamaların ekonomiye yükü hissediliyor (http://www.aksam. com.tr/ortulu-odenek-135-mily- on-lira-artti–131781h.html).

Kürt ulusal hareketi yükselmeye devam ediyor. PKK liderlerinden Duran Kalkan gelişmeler karşısında şunları diyor:“Şemdinli de AKP’nin paralı ordusunun yenilgi alanı oldu. Bu ordu artık sıfırı tüketmiştir, yarının çetecisi olacak. Nasıl ki 1994-95’te Çiller-Güreş-Ağar ekibinin özel ordusu yenilgiye uğrayıp daha sonra çeteleşti ve toplumun başına bela haline geldiyse, şimdi Tayip Erdoğan’ın özel ordusu da Şemdinli’de yenildi. Bundan sonra gerilla karşısında adım atamayacak haldedir. Gittikçe de çeteleşerek toplumun ve devletin baş belası haline gelecektir.”

Özel harpçi “Türk büyüklerinden” Osman Pamukoğlu (Pamukoğlu bir özel harpçi) gelişmelerden galeyana gelip Hakkari’nin kaybedilmiş olduğunu, daha fazla zarar görmemek için eğer gayrı nizami güçlerin solucanlar gibi Kürdistan’a boşaltılmasını istedi. (http://www.radikal.com.tr/Radi- kal.aspx?aType=RadikalDetayV 3&ArticleID=1096783&Catego ryID=81)

Erdoğan ABD’ye tutsak

Avrupa’yı arkasına almayı başaran ABD Rusya ve Çin’in yükselmesinin önünü kesmek istiyor. ABD Ortadoğu’da bunu başardığını düşünüyor (http://zaman.com.tr/haber.) d?haberno=1330234&title=esed- abd-secimleri-sonrasi-devril- ir). Esat’ı da ABD seçimleri sonrasında devireceklerini hesaplıyorlar. Ama hem Çin hem de Rusya gelişiyor. Çin sadece ekonomik bakımdan değil askeri olarak da hızla gelişiyor.

ABD Sünni İslam ile Orta Asya Müslümanlarını yanına çekmeyi Rusya ile Çin’i bu yoldan karıştırmak istiyor. Irak’ta Baas Partisi’nin direnişi ABD’ye büyük darbe oldu. ABD emperyalizmi Irak’ta Şiiliği hizmetine alacağını düşündü ama başaramadı. Bunun üzerine Su- udi Arabistan, Katar ve Türkiye ittifakı aracılığıyla Sünniliğe oynuyor. Fethullah hareketi ABD’nin hizmetinde geliştirdiği bir dinci anlayışı hem Türkiye’de hem de dünyada yayıyor.

Suriye’deki gelişmeler Erdoğan’ı öyle sarstı ki Putin ile görüşmesinde ona “Türkiye’yi Şangay beşlisine dahil etmez misiniz” diye şaka yaptığını belirtti. Erdoğan Avrasya İttifakı’nın ABD’yi nasıl kızdırdığını biliyor. Avrasya İttifakı’na göz kırpan, Ergenekoncu olur. Erdoğan’dan önceki yöneticiler zaten ABD’nin uluslararası planlarına uygun görülmedikleri için tasfiye edildiler. Erdoğan o şekilde davranırsa başına neler geleceğini bilir. Stres atmak için söylediği söz olabilir.

Türkiye Kürt meselesinde ABD kıskacında. Ulusal bir politika güdebilseydi Kürt ulusal hareketi ile çoktan barış yapardı. Ancak hiç bir yönetim buna cesaret edemedi. Çünkü ABD emperyalistleri devleti öyle bölmüşler ki barış yapmak isteyeni diğer siyasal güçler bir kaşık suda boğarlar. Leyla Zana, “Erdoğan çok güçlendi, o bu işi yapar” demişti. Erdoğan sadece kukla. Geleceği ABD yöneticilerinin elinde. Danışmanlarından birinin deyimiyle, ABD yöneticileri sifonu çektiler mi Erdoğan gideceği yere gider.

Erdoğan Kürt meselesinde sadece ABD planları doğrultusunda davranabilir. Önümüzdeki süreçte ekonomi sarsılırsa Türkiye karışır. AKP bugüne kadar Körfez ülkelerinin ve ABD’nin sayesinde durumu başarıyla idare etti. Ancak Körfez ülkeler ile ortaklık kötü sonuçlanabilir çünkü Suriye’de yaşanan başarısızlık Suudi Arabistan ve Katar ile Türkiye’nin arasını açabilir. Şimdiden o yönde işaretler var. Türkiye, Suriye macerasında hem ABD’nin hem de Körfez ülkelerinin çok kötü oyununa geldi. Şimdi Alevi sorunu da sırada. Hatay Alevileri vergi verdikleri rejim tarafından nasıl aşağılandıklarını görüyorlar. Ayrıca Suriye ile ticaretin darbe yemesi nedeniyle geniş kesimler zarar gördü. Benzer durum İran ile de yaşanabilir. Hükümet durumu idare etmek için Barzani ile petrol anlaşmaları yapmaya çalışacak. Ama Barzani’nin de ilk fırsatta kendisini aldatacağını biliyor.

Türkiye altüst oluşlara gebe

AKP iktidarının en büyük şansı karşısındaki politik güçleri dağıtmış olmasıdır. Erbakan’ı zaten sırtından vurmuşlardı. Daha sonra iktidar olanaklarını kullanarak Erbakan’ı bir kez daha sırtından vurdurdular ve Saadet Partisi’ni böldüler. Generaller AKP’nin arkasında ABD’nin kararlıca durduğunu görünce hem birbirlerini hem de onlara bel bağlayanları satmışlardı. Doğu Perinçek, Yalçın Küçük ve orduya bel bağlayan niceleri satıldılar. CHP lideri Baykal kendisini çok kurnaz sanıyordu ve ulusalcıların ezilmesinden sonra mevcut biri kimi ele geçireceğini sanıyordu. O da çevresi tarafından satıldı. Şimdi CHP’nin başında Alevi ve Kürt kimliğini gizleyecek kadar ürkek ve liderlik özellikleri zayıf bir Kılıçdaroğlu var. Her şeye rağmen CHP’nin MHP ile ittifaktan çıkmış olması solun şansıdır.

AKP sosyalist hareketi bölmekte de çok başarılı. Hem liberalleri hem de sosyalistlerin bir kısmını uzun süre peşlerinde sürüklemeyi başardılar.

Kürt ulusal hareketi bölünmedi ve saptadığı politikalar yolunda yürümeyi başarabiliyor. Bunlar bize genel de hayli uzak düşen milliyetçi politikalardır ama Türkiye solu kendi çizgisinde ilerleyemiyor. Direnişçiler olarak biz bu konuda çok sıkıntı yaşıyoruz. AKP Hareketimizi sürekli engelleyebildi. Merkezileşmemizi ve hedefimiz doğrultusunda ilerlememizi engelleyebildi. Devrimci normlardan uzak düşmüş olduğumuz için düşmanın bölme ve engelleme politikalarına karşı çok yetersiz kalıyoruz.

Biz militan bir geçmişe sahip hareketiz. Karşı devrimciler bunu biliyor. Bu yüzden her dönemde gelişmemiz özellikle baltalandı. Devlet sola karşı daima seçmeci davranmaktadır. 1990’lı yıllardan bu yana solun belli kesimlerini tasfiye etmek için özellikle çalışıyorlar. Hareket’i başka mecraya çekme çabalarının yakın dönemde başarısızlığa uğradığını gördükten sonra zaten baskıları artırmaya başladılar. Belli insanları özellikle hedef alıyorlar. Saflarımızda korku yayarak Koordinatör ile Hareket’in bağını kesmeye yoğunlaşıyorlar.

Gelişmeler mücadele olanaklarını artırıyor. Bu koşullarda düzene ve geleneksel sola alternatif bir devrimci hareketi geliştirmek, hedefe yoğunlaşmış bir merkezi örgütle mümkündür. Bu da gelişkin bir kadrolaşma, devrimci bir önderlik ve devrimci ilişkiler demektir.

Davaya bağlı devrimciler etrafında iç bütünlüğü sağlam olmayan bir grup bu görevin altından kalkamaz. Düzenle bütünleşmiş sahte solcu bir kadro anlayışıyla bir yere varamayız. Bu hareket ancak fedakar, yiğit, inisiyatifli ve kararlı devrimcilerin omuzlarında yükselebilir.

Hedefimize yürüyebilmek için devrimci yiğitliğe, devrimci fedakarlığa, Hareket’e, ve birbirimize daha güçlü devrimci bağlılığa ihtiyacımız var. Kendi içimizde birbirmize karşı ilgisizliği ve rekabeti aşıp dayanışmamızı kuvvetlendirdiğimiz ölçüde önümüzdeki engelleri daha kolay aşacağız. En önemli dayanışma Hareketin koordinatörü ile dayanışmadır, demiştik. Şimdi önümüzde, cezaevlerindeki arkadaşlara sahip çıkma var.

Bu mücadelede davaya bağlılığı net, birikim sahibi ve önde yürüyen arkadaşlara yoldaş olmak, onları mücadelede asla yalnız bırakmamak, önde yürüdükleri için kaçınılmaz olarak uğrayacakları saldırılar karşısında asla ezdirmemek herkesin görevidir. Bu görevi görmezden gelen, savsaklayan insan her şey olabilir ama devrimci olamaz.

Eğitim ve Dayanışma Hareketi reformcu bir hareket olmayacak. Esas aldığımız gelenek Che Guevara, Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, İbrahim Kaypakkaya geleneğidir. Hareketin bu geleneğe uygun militan bir yeni önderliğe kavuşması gerekiyor. Yeni bir önderliği oluşturma sürecinde saflarımızda kusurlar fazlasıyla olacaktır. Fazlasıyla kusurlu hallerimiz sadece Hareketimizin bugününe özgü değildir. Bu bir Türkiye ve dünya gerçekliğidir. Sol saflarda genel bir yılgınlık ve gevşeklik bulunuyor. Birbirimizi tamamlamaya ve yapıcı eleştiriyle birbirimizi ileriye itmeye yönelik iç dayanışmamız can alıcı önemdedir.

Eğitim ve Dayanışma Hareketi çalışmalarımız çerçevesinde önümüzde devrimciler olarak Kapital’i okuma teme- linde günümüz dünyası hakkında ilerici güçlerle ortak bir anlayışa ulaşma görevi var.

Önümüzde ilerici güçlerle birlikte bir eğitim ve dayanışma konferansı toplama görevi var.

Önümüzde alternatif bir öğrenci yurdu açma görevi var.

Önümüzde bulunduğumuz alanlarda dayanışma temelinde eylem ve etkinlikler geliştirme görevlerimiz var.

Bu görevleri yerine getirebilmek için bir devrimci savaş örgütü kadar mücadeleye adanmış, bir gerilla örgütü kadar hedefe yoğunlaşmış, disiplinli, inisiyatifli olmalıyız.

2 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here