GERİCİ İTTİFAK ÇATIRDIYOR MU?

0
69
Mit müsteşarı Hakan Fidan’ın Oslo’da PKK ile yaptığı görüşme nedeniyle KCK kapsamında ifadeye çağrılması ve ardından yaşananlar AKP hükümeti ve cemaatin oluşturduğu “kutsal ittifak çatırdıyor mu?” sorusunu da gündeme getirdi.

Mit krizi üzerinden çok geçmedi ki Başbakan Erdoğan Türkçe olimpiyatları kapanış konuşmasında Fethullah Gülen’i kastederek, kendisini Türkiye’ye davet etti. Ağlamaklı haline alışık olduğumuz Fethullah Gülen’den ise cevap gecikmedi. Sadece Başbakan’ın değil, Cumhurbaşkan’ın da açıktan ve bir aracıyla kendisine birkaç kez geri dönme çağrısında bulunduğunu ama Türkiye’ye dönmeyeceğini, bir müddet daha Amerika’da 180 dönümlük “mütevazı çiftliğinde” yaşamaya devam edeceğini söyledi. Açıkça Türkiye’ye geri döndüğünde başına bir şey gelmesinden çekindiğini ifade eden Fethullah Gülen, Erdoğan’ın geri dönme teklifini “nazikçe” ret etti. Devletin çok kritik organlarında güçlü örgütlenmesi olduğu bilinen Fethullah Gülen nasıl oluyor da devlete ve AKP’ye güvenemiyor?

Uzun süredir AKP ve cemaat arasında ciddi bir iktidar mücadelesi yaşandığı görülmektedir. Bunun en önemli sebebi, her iki tarafın da devlet içinde gücünü artırmak ve birbirini tasfiye etmek istemesidir. Akp, başta cemaatin çok sıkı örgütlü olduğu emniyet, yargı ve eğitim kurumlarını hedef almaktadır. Bu süreç mit müsteşarı Hakan Fidan’ın PKK ile görüşme kayıtlarının internete sızdırılması ile başladı. Görüşme kayıtlarının ardından mit müsteşarı Hakan Fidan’ın ve iki mit görevlisinin, İstanbul Emniyeti tarafından ifadeleri alınmak istendi ve soruşturma açıldı. Görüşme kayıtlarının internete cemaat tarafından sızdırıldığı söyleniyor.

Cemaatin bu hamlesine karşı, AKP hükümeti Mit müsteşarı Hakan Fidan’ı ve iki Mit görevlisini koruma altına alan tek maddelik bir yasa çıkardı. Ardından da soruşturmayı yürüten polis şefleri ve savcı görevlerinden alındı. Cemaatin Mit müsteşarı Hakan Fidan’ı hedef almasının sebebi ise, Hakan Fidan’ın Akp hükümetine bağlı olması ve Erdoğan’ın talimatiyla cemaat hakkında rapor hazırlamasıdır. Hazırlanan rapor Aydınlık gazetesinde yayınlandı. Raporda cemaatin sermayesinin 150 milyar dolar olduğu belirtili- yor. Cemaatin, 65’i büyük olmak üzere toplam 700 şirket tarafından desteklendiği yer alıyor. Bunun yanında raporda cemaatin işleyişi ve yöneticileri hakkında da bilgiler bulunuyor. (http://www.antigazete. com/iste-mitin-yeni-cemaat-rapo- ru–1_haberi_7860.html)

AKPhükümetisoruşturmayı yürüten savcıyı ve polis şeflerini görevden almakla kalmadı, bu kilit yerlerde önemli değişiklikler de yaptı. Vatan yazarı Bilal Çetin, Mit krizi sonrası 14 Şubat tarihli “kol yen içinde mi kalacak” başlıklı köşe yazısında; Erdoğan’a cemaat örgütlenmesiyle ilgili bir dosya sunulduğunu ve ileriki günlerde emniyet ve HSYK’da büyük atamalar, görevden almalar olacağını iddia etmişti. (http://haber.gazete- vatan.com/kol-%93yen-icinde%94- mi-kirilacak/430782/4/Haber#. UDKm9tA0P6k)

Mit krizi sonrası ise tam da Bilal Çetin’in belirttiği gibi İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nden 13 üst düzey emniyet amiri tasfiye edildi ve toplam 927 polisin ataması yapıldı. Ardından HSYK’nın atama kararnamesi geldi. Toplam 2 bin 335 savcı ve yargıcın görev yeri değişti. İddiaya göre 1961 anayasasının kabul edilmesinden bu yana tek seferde yapılan en büyük değişiklik. Bununla beraber 29 ilin valisi değişti. Böylece Akp iktidarı; cemaatin emniyet, yargı gibi alanlardaki örgütlünmesine darbe vurdu.

Eğitim konusunda ise hükümetin yeni hazırladığı yasa gündemde. Yasadaki en önemli ayrıntı ise özel dershanelerin kapatılması. Bu en çok yurtiçinde 460 dershanesi ve kursları bulunan cemaati sarsacağa benziyor. Çünkü bu dershane ve kurslar cemaatin en önemli ekonomik gelirini oluşturuyor.

AKP bürokraside cemaatin etkisini kırmak için bu atamaları yaparken bir yandan da siyasette önemli bir gelişme oldu. Erbakan zamanında kontağa geçip işbirliği yaptıkları söylenen Has Parti genel başkanını, cemaate kaptırmamak için Akp’ye çağırdı. Cemaat, Has Parti’yi Akp’ye karşı alternatif güç olarak görmüş; bu nedenle yeni kurulan partiyi destekliyordu. Numan Kurtulmuş beklendiği gibi Mehmet Bekaroğlu’nu yarı yolda bırakarak Akp’ye geçti.

Son olarak ulusalcıların ordudan tasfiye edilmesinde cemaatin rolü olduğu biliniyor. Erdoğan hükümeti ise orduyu yanına almış görünüyor. Bunun için de zaman zaman atatürkçü bir söylemde bulunuyor. Cemaat ise CHP’ye ve Abdullah Gül’e dayanmaya çalışıyor. Bakırköy Belediye Başkanının 16 Ağustos’ta verdiği iftar yemeğine Kemal Kılıçdaroğlu ve birçok CHP’li milletvekili ve belediye başkanları da katıldı. Bu iftar yemeğinde cemaatin Türkiye sözcüleri olarak bilinen Hüseyin Gülerce ve Ali Bulaç’ta vardı. Hüseyin Gülerce 17 Ağustos tarihli köşe yazısında da “yeni Chp”yi uzunca anlatıyor. Muhafazakar kesimle CHP’nin arasındaki me safenin ortadan kalması gerektiğini belirtiyor ve iftarın aslında “muhabbet” yemeği olduğunu söylüyor. (http://www.zaman.com.tr/yazar. do?yazarno=1038)

Cemaat şu sıralar sola karşı da şirin görünmeye çalışıyor. Bu iktidar çatışması içinde cemaatin hedeflerini küçültmüş olduğu görülüyor.

Hal böyle olunca Gülen’in Türkiye’ye dönmemesi normal. Ülkeye geri döndüğü anda hapse girmesi mümkün olabilir. Akp bununla ilgili kolları da sıvamış durumda. Hükümet özel yetkili mahkemelerle ilgili kararı bir an önce meclisten geçirmek istiyor. Bu durumda Fethullah Gülen’in yurtdışında bulunması, onun rahat hareket etmesini sağlıyor. İki grup arkasındaki çatışma ileriki günlerde devam edecek gibi görülüyor.

AKP ve cemaat arasındaki bu mücadeleden devrimciler güçlenerek çıkabilir. İki iktidar gücünün çarpışması, devrimcilerin toplumda örgütlenmesine olanak sağlar. Eğitim ve dayanışma hareketimizi de bu süreçte alternatif bir güç haline getirebiliriz.

Eda Sanlı

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here