Gezi Direnişi’nin Beşinci Yıldönümü

0
950

5 Haziran 2018

Türkiye halkının AKP iktidarına tam-teslim duruma geldiğini sanılırken milyonlarca insan adeta bir noktadan düğmeye basılmış gibi ve şaşırtıcı bir kararlılık ile AKP faşizmine karşı ayağa kalkacaktı. Taksim’de ağaçların kesilmesine karşı itiraz ile başlayan olaylar hızla bütün ülkeye yayıldı. Dalga bir süre sonra geriye çekilecekti. Nedir Gezi Direnişi; hangi süreçlerin sonucunda ortaya çıktı ve ondan ne öğrendik?

2013 yılının Mayıs sonunda başlayan büyük olaylar halkın AKP rejiminden nasıl rahatsız olduğunu gözler önüne serdi. Halk Ilımlı İslam adı altında AKP’nin kendisine dayattığı dinci faşist kalıplara kuvvetle itiraz etti. İtirazlar çeşitli  özgürlükçü ifadelerle yapıldı. Gezi direnişinde dikkati çeken hususlardan birisi sosyalistlerden Türk bayrakları ve Atatürk posteri taşıyanlara, muhalif Müslümanlara; yöresel derneklerden, futbol takımı taraftarlarına varıncaya kadar çeşitli etnik, dinsel ve politik inanıştan ve farklı hayat tarzlarından insanların direnişte birbirlerine saygılı bir tutumla yer almış olmalarıydı. Bu, kitle hareketi için bir birlik modeli idi. Direnişte solun tek tip sloganları yerine çok çeşitli hatta önemli bir kısmı da mizahsal olan ifade biçimleri egemendi. Türkiyenin neredeyse bütün merkezlerini kapsayan ve milyonlarca insanın yer aldığı ve günlerce süren gösterilerde bir tek yağma hadisesine bile rastlanmadı. Yerel esnaftan, gönüllü doktorlara, hukukçulara varıncaya kadar toplumun çok çeşitli kesimleri AKP diktatörlüğüne karşı dayanışma içinde oldu. Gezi direnişi ünlü düşünür Chomsy’nin dahi dikkatini çekti. Chomsky Bir Türk gazetecisiyle yaptığı söyleşide (25.10.2015: http://www.hurriyet.com.tr/dunya/avrupa-irkcidir-turkle-ayni-sokakta-yurumez-40005880) Türkiye’de halkının, aydınların kendi devletinin suçlarına karşı lafta kalmayan eleştiriciliğine dikkat çekiyor ve bunun Batı dünyasında istisnai olduğunu belirtiyordu. Chomsky’nin bu gözlemi özellikle Kürt hareketinin Türkiye solunun devletçi olduğu yönündeki eleştirileriyle uyuşmamaktadır.

Gezi nasıl ortaya çıktı?
Gezi direnişinin ortaya çıkmasının en önemli sebebi Türkiye’deki aydınlanmacı ve özgürlükçü birikimdir. Dinci faşist iktidara karşı Türkiye halkının birikmiş tepkisi kendisini daha önce Cumhuriyet Mitingleri adı verilen ve içinde eski rejimden yana askerlerin inisiyatifli olduğu büyük kitlesel eylemlerle ortaya koymuştu. O eylemleri organize eden tayin edici güç gericiyken eylemlere katılan kitlelerin ezici çoğunluğu ilericiydi ve bu kitle en çok dincilikten tedirgindi. Ancak iktidardaki AKP ve Cemaat bu konuda solu bile kandırabilecekti. Türkiye solunun önemli bir kısmı halkta AKP iktidarına karşı biriken hoşnutsuzluğu anlamakta özellikle Kürt hareketinin ve onun çevresindeki liberal solun etkisi nedeniyle zorlanmıştı. Bu yüzden ve 12 Eylül dönemindeki kötü anıların da etkisiyle Cumhuriyet mitinglerini darbe teşebbüsleri olarak algıladı ve rejimin kendi iktidarını sağlamlaştırmak için giriştiği Ergenekon operasyonları adı altındaki faşist saldırıları, sıranın kendisine gelmesine kadar adeta keyifle seyretti. Sıra kendisine geldiğinde dinci faşizm iktidardaki durumunu sağlamlaştırmıştı.

Gezi Direnişi’nin ortaya çıkmasında en önemli faktörlerden birisi AKP’nin Ortadoğu’da Ilımlı İslam aldı altında dinci iktidarlar kurma planının başarısızlığa uğraması idi. Suriye rejiminin direnişi, bu sonuca varılmasında çok önemli bir rol oynadı. Solun çok önemli kesimleri Ortadoğu’ya Kürt meselesiyle sınırlı baktıkları için emperyalizmin ve dinciliğin Suriye’ye yapılan emperyalist müdahelesini gözden kaçırdı. Suriye rejiminin direnişinin dinci cepheyi bozguna uğratmasıyla Suudi gericiliği ile AKP rejimi birbirine düştüler. Mısır’da Müslüman Kardeşler rejimi yıkıldı. Amerikancı İslamın özellikle Suriye’de yenilgiye uğraması AKP’nin son kullanma tarihini yakınlaştırmıştı. Bu yüzden batılı ülkeler Erdoğan’ın gücünü sınırlandırmasını umdukları Gezi direnişine bir ölçüde sempatiyle bakacaklardı.

Gezi direnişi aynı zamanda yerli egemenler cephesindeki büyük bölünmenin ürünüydü. Cemaat ile AKP arasındaki iktidar çekişmesi her an patlamayı bekliyordu. Her ne kadar Doğan medya grubuna ait basın baştan direnişi tümüyle görmezden gelmiş olsa da sonradan direnişe yer yer sempati yaratacak şekilde haberler de verecekti. Erdoğan’ın eski yakın arkadaşları Arınç ve Gül göstericilerle diyalog kurulması gerektiğini ima etmeye kalktılar. Benzer yaklaşım Koç grubunda da görüldü. Çok sayıda MHP sempatizanı Gezi’de protestocular arasına katılırken liderleri Bahçeli o gün de Erdoğan’ın yanında yer almıştı. Egemen güçler cephesindeki büyük çatlak halk hareketine olanak sağlamıştı.

Kürt Hareketi ve Türkiye Solu
Ne Türkiye solu ne de Kürt hareketi Gezi Direnişine hazır değildi. Kürt hareketi ilkin direniş hakkında hatalı teşhis koydu. Kürt hareketinin kendisini esas alan benmerkezci tutumunun ve Türkiye’deki ilerici potansiyele hatalı bakmasının da bu teşhiste çok önemli rolü vardı. Kürt hareketi AKP iktidarını neredeyse sadece kendi gelişmesi açısından değerlendiriyor ve onun kötülerin en iyisi olduğunu düşünüyordu. Öcalan’ın “AKP’ye iktidarı altın tepside sunduk” gibi ifadeleri hatırlansın. Kürt hareketi ilkten Gezi direnişine eski rejimin bir komplosu gözüyle baktı ve ondan uzak durdu. Direnişin bir halk hareketi olduğunu kavradıktan sonra ise çabasını direnişin üzerinde inisiyatif koymaya yoğunlaştırdı. Öcalan daha sonraları “Erdoğan’ı Gezi’de ben kurtardım” diyecekti. Kürt hareketi direniş üzerinde inisiyatif oluşturmasıyla Gezi direnişinin alanını daraltırken onun ürünlerini de derledi.

Kürt hareketi gerek Gezi sırasında gerekse sonrasında gösterdiği performansla Gezi direnişinde aktifleşen bir kısım sol sempatizanı kendi tarafına çekebildi. Gezi direnişinin başarısızlığa uğraması ve sonrasında gelişen büyük olaylar da Türkiye solunda Kürt hareketine yakınlaşmayı artıracaktı. Irak ve Suriye’de ortaya çıkan IŞİD ve faşist saldırılar Türkiye solunun Kürt hareketine yakınlaşmasını sağlayacaktı. Ancak bu yakınlaşma ne yazık ki sol hareket içinde birlik yolunda gelişmeler şekilinde gerçekleşemedi. Gezi sonrası süreçte TKP bölündü. 7 Haziran 2015 seçimlerinde Kürt hareketi etrafında birleşen  Türkiye solundan örgütler Halk Cephesi ile çatışma ve kutuplaşma içine girdi. Giderek Partizan geleneği de Kürt hareketi ile ilişkiler içinde bölünecekti.

Gezi direnişi asıl olarak Türkiye soluna ait bir alanda ortaya çıkmış olmasına rağmen Türkiye solu bu direnişi değerlendirecek durumda değildi. Gezi direnişinde öncelikle iki farklı yaklaşım ortaya çoktu. Rakka’nın alınması sürecinde yaşamını kaybeden Ulaş Bayraktaroğlu’nun içinde olduğu bir inisiyatif Gezi direnişini devrime dönüştürebileceği düşüncesini ileri sürdü (Bakınız Ekrem Demirci, Gezi’den Devrimci Harekete Bakmak, Komün Gücü, 20 Haziran 2016). Ulaş Bayraktaroğlu ve arkadaşlarının bu temelde solda bir güç birliği oluşturma çabası cevapsız kaldı.  Türkiye solu Gezi’ye güç vermekte çok yetersiz duruma düşmekle birlikte Kürt hareketi ile Türk bayrağı ve Mustafa Kemal posterleri taşıyan insanlar arasındaki gerginliği azaltmak konusunda birleşerek olumlu rol oynayacaktı.

Türkiye solu Gezi direnişini geliştirecek yaklaşımdan ve güçten yoksun olduğu için Gezi direnişi Türkiye solu için neredeyse sadece moral kaynağı olarak kaldı. Türkiye solunun örgütlenme düzeyi Gezi’ye etkili bir müdahelede bulunmaya yetmedi. Sol hareket tek tek grupların yetersizliğini aşacak bir birlik de yaratamadı. Gezi direnişini izleyen süreçte oluşan bölgesel forumlar işlemedi ve bir süre sonra söndüler. Türkiye solu Gezi’de bir bağımsız dinamik gördüğü halde o dinamiği geliştiremeyip Kürt hareketinin yörüngesine daha çok girdi.

Türkiye solundan kimi örgütler Gezi direnişini Türkiye solu yararına değerlendirmek için 2014 yılında Haziran Hareket’ini kurdular. Dergimizin de kurucularından biri olduğu Haziran Hareketi özgün bir yol açmakta ne yazık ki başarı gösteremedi. Yeni güçlerin katılımıyla birlikte giderek büyümesi beklenen Haziran Hareketi tıpkı solun daha önceki ÖDP tecrübesinde yaşanmış olduğu gibi giderek daralacaktı.

Erdoğan Gezi’den ders çıkardı 
Başarısız kalan Gezi Direnişi bir karşı devrimci dalgayla sonuçlanacaktı. Erdoğan direnişi kendisini iktidara getirmiş ve arkasında durmuş olan Batılı güçlerin ve kendi çevresinin bir komplosu ilan ederek yakın çevresini tasfiyeye başladı. Erdoğan’ın Arınç, Gül gibi eski yoldaşları Gezi sonrası süreçte hedef alındılar. Medya hedef alındı, daha öncesinden çeşitli cezalarla köşeye sıkıştırılmış olan Aydın Doğan medyası daha çok korkutuldu ve iktidarın bütün ipleri Erdoğan’ın elinde toplanmaya başladı. Aynı yılın sonuna doğru (17 ve 25 Aralık 2013) Erdoğan ile Gülen Cemaati arasında şiddetli bir kapışma olacaktı. Gülen Cemaati yolsuzluk skandallarını kamuoyuna açıklayarak hükümeti devirmeye kalktı. Erdoğan Cemaat ile kavgasında yargıyı, orduyu, polisi vb tümüyle kendi eline alarak Cemaat’in yaptığı bütün kötü işleri çok daha ileriye götürdü ve ayrıca muhalefeti bastırmak için iç savaş örgütleri kuruldu.

Gezi sırasında yaşanan en önemli gelişmelerden birisi Türk bayrağının Gezi’de zulme karşı direnişin sembolü haline gelmesiydi. (ünlü RESİM). Kürt hareketi ve liberal çevreler tarafından milliyetçi ilan edilmekten korkan sol güçler ne yazık ki bunu değerlendiremedi. Erdoğan durumu fark etti. Eski rejime karşı mücadelede Türklüğü ve Mustafa Kemal’i karşısına almış olan Erdoğan Gezi sonrasında Türkçü ve hatta yer yer Atatürkçü kesilecekti.

Erdoğan Gülen Cemaati’ni tasfiye etmek için Türk ulusalcılığını kullanacaktı. Cemaatin ezdiği ve ağır cezalara çarptırdığı generaller Erdoğan yargısı tarafından affedildiler. Ergenekon operasyonunun bütün suçu Gülen’e yıkıldı. Erdoğan bu süreçte daha önce karşısına almış olduğu Türkçülüğü yanına almaya çok önem verdi. Erdoğan Gezi’de muhalefete kaptırmış olduğu bayrağa ve hatta Mustafa Kemal’e dahi sahip çıkıyor görünmeye önem verecekti.

Öcalan “Erdoğan’ı Gezi’de ben kurtardım” demişti ama Erdoğan Gezi sonrası Kürt hareketi ile çözüm sürecine son verecekti. Gülen Cemaati ile kapışma giderek Kürt hareketiyle kapışmayla birleşti. Kürt hareketi özerklik talebiyle ayaklanmaya kışkırtıldı ve “Hendek Savaşları”nın yaşandığı bölgeler yerle bir edilirken binlerce Kürt genci katledildi.

Önümüzdeki süreç
Gezi direnişi sonrasında dışarıda ve içeride çok önemli gelişmeler oldu. Erdoğan’ın Batılılarla çelişkisi azalmayıp arttı. Hatta Erdoğan Batılılara karşı direnebilmek için Rusya ile ittifaka girdi. Buna rağmen önümüzdeki süreçte Erdoğan’ın Batılı emperyalistlerle ilişkilerinin kopmasını kuvvetli olasılık görmüyoruz. Batılı güçler Erdoğan’ın gitmesini değil onun kuvvetten düşerek kalmasını isterler. Erdoğan’ın yerine gelecek rejim eğer Suriye, İran ve Irak ile ittifak kurar ise bu ABD ve İsrail’in hiç işine gelmez. Çünkü o zaman Türkiye’de Ecevit dönemindeki duruma dönülmüş olacaktır. ABD ve İsrail bölgede güçlerini artırmak için Şiilerle Sünnilerin, Kürtlerle bölge halklarının çatışmasını isterler. Erdoğan’ın Türkiye’de tek güç haline gelmesi onların aleyhinedir ama gücü budanmış bir mezhepçi Erdoğan onların da işin gelir. Bu sayede onlar hem Suriye’nin işgalini sürdürecek hem de kontrollerine almaya çalıştıkları Kürt  hareketine meşruiyet kazandıracaklardır. Bu yüzden Batılıların Erdoğan’ın baskı, terör, hile ve hurda ile kendisini cumhurbaşkanı seçtirmesine pek itiraz etmeyeceklerini sanıyoruz.

Gülen Cemaati’nin devlet ve toplum içindeki gücü kırılmış olduğu için Cemaat’in Erdoğan ile çatışmasının halk hareketine akacak kanallar yaratması zordur. Eğer çok özel bir terslik ortaya çıkmaz ise seçimler Erdoğan’ın gücünün budanarak iktidarda kalmasıyla sonuçlanacaktır.

Önümüzdeki dönemde Kürt hareketi Türkiye’deki en büyük muhalif güç olmayı sürdürecektir. Kürt hareketi ister olumlu ister olumsuz rol oynasın kimse Kürt hareketini görmezden gelemez; o mutlaka hesaba katılması gereken bir güçtür. Türkiye solu mücadelesinde Kürt hareketiyle karşı karşıya değil yan yana durmaya çalışmalıdır. Kürt hareketinin gerek Türkiye solu ile kıyaslanamayacak kadar fazla olan gücü ve Türkiye solunu peşinden sürükleyen yaklaşımı gerek Türkiye solundaki devrimci eleştiricilikten uzak ve güçten yana eğilmeye yatkın yaklaşımlar gerekse de hareketin bölgede ABD ile ilişkisi nedeniyle sorunlu olacaktır. Türkiye solunun Kürt hareketinden güç alabilmesi ve ona etkili güç verebilmesinin koşulu Kürt hareketinden duygu, düşünce ve eylemde bağımsız olmasıdır. Türkiye solu Kürt ulusal hareketine dost çizgide ama kesinlikle ondan bağımsız olmalıdır. Aksi taktirde Türkiye solu Kürt halkına yardım edemeyeceği gibi emperyalizmin Ortadoğu’daki planlarının bir parçası durumuna düşebilir.

Halk hareketinin önümüzdeki dönemde Gezi direnişi biçiminde ortaya çıkması imkansız değildir ama Gezi’nin tekrar etmesini beklemek kolaycılık olur.  Onun yerine Gezi’yi gerçekleştiren muhalefetin dinamikleriyle buluşmak için çalışmak gerekiyor. Muhalefetin dinamikleri arasında halkın dinciliğe karşı tepkisi çok önemlidir. Burada Türkiye’nin ilerici, aydınlamacı ve sosyalist birikimi bulunmaktadır. Sosyalistler, Aleviler, ilerici kadın hareketi bu birikimin en militan savunucusu durumundadırlar. Türkiye’deki en önemli bir muhalefet kaynağı da Türk yurtseverliğidir. Sosyalistler bakışlarını Kürt hareketi ile sınırlarlarsa Türk yurtseverliğinin ilerici ve devrimci potansiyelini asla anlayamazlar. Üstelik sosyalist hareket eğer Türk yurtseverliğine sırt çevirirse egemen güçler Türk yurtseverliğini ele geçirerek onu gericiliğin aleti durumuna getirir. O zaman sol hareket hem en önemli güç kaynaklarından birisini kaybetmekle kalmaz o kaynak kendisine karşı döner. Özellikle ABD’nin Ortadoğu’yu işgal etmesinden sonra milli duyarlılıklar aşırı önem kazanmış bulunuyor. Halkların kardeşliğini gerçekten istiyorsak Türk yurtseverliğini asla düşmanın istismarına terk etmemeliyiz.

Kürt yurtseverliği ve Kürt aydınlanmacılığı da büyük bir ilerici potansiyeli ifade etmektedir. Kürt hareketi bu kaynağın üzerinde güçlü bir inisiyatif kurmuş bulunuyor olsa da bu kaynak Türkiye solu için de çok önemlidir. Türkiye solu tıpkı Gezi’de yapmaya Türk yurtseverliği ile Kürt yurtseverliği arasında sevgi ve dayanışma bağı kurmalıdır. Türkiye solu halkların kardeşliği idealine Türk yurtseverliğini dıştalamayacak şekilde bakmalıdır.

Benzer yaklaşım ülkemizdeki Arap halkı ve diğer etnik gruplar için de geçerlidir. Sosyalist bilinç ve emekçi hareketi temelindeki örgütlenme tüm milliyetlerin ve inançların birliğinin harcı olacaktır.

Gezi direnişi Türkiye halkının büyük bir direniş potansiyeli taşıdığını ve zulme karşı direnebileceğini ortaya koydu. Türkiye solu eğer pratik mücadele içinde devrimcileşerek, devrimci temelde yenilenerek kendi içinde birlik sağlayabilirse Gezi direnişinin dinamikleriyle buluşarak hem Türkiye’nin hem Ortadoğu’nun hem de dünyamızın kaderi üzerinde çok güçlü etkide bulunacaktır.

5 Haziran 2018

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.