Gezi’nin 6. Yılında Durum ve Görevlerimiz

0
402

A.Çağrı Gökçek

​Gezi Direnişi’nin 6. yıl dönümündeyiz. 6 yıl önce Gezi Parkı’nın yağma edilerek bir topçu kışlasına dönüştürülmesi projesi ortaya atıldığında kimsenin aklında bu girişimin büyük bir isyanın fitilini ateşleyeceği olasılığı yoktu. Hatta birçokları için 26 Mayıs günü Gezi Parkı’nda başlayan direniş tipik bir çevre eyleminden öteye gitmeyebilirdi. Ancak, Gezi’de başlayan direniş bir domino etkisi yarattı ve birkaç hafta boyunca Türkiye’nin dört bir yanında devam edecek bir halk isyanına dönüştü. Gezi isyanı bu devrim ve demokrasi mücadelesi açısından ciddi olanaklar ve dersler ortaya çıkardı. Bu yazıda Gezi’nin toplumsal ilişkilerde, sosyalist harekette ve özelde hareketimiz üzerinde yarattığı etki üzerine bazı tespitler yapmaya çalışılacaktır. Yazıda sırasıyla Gezi’nin kısa özeti yapılacak, Gezi sonrası gelişmeler ve sosyalistlerin durumu değerlendirilecek ve özel olarak hareketimizin o günlerde ortaya koyduğu hedeflerin mütevazı bir muhasebesi yapılmaya çalışılacaktır. Son olarak Gezi’den 6 yıl sonra güncel durum ve görevlerimiz üzerine birkaç noktaya değinilecektir.

Gezi’de Ne Olmuştu?

Bir isyanın, hele ki kendiliğinden ortaya çıkanlarının, oluş gerekçeleri üzerine sağı solu belli net kestirmelerde bulunmak pek mümkün değildir. Ayrıca, bir isyanın ardından söylenecek sözlerin isyanın dinamizmini ve akışkanlığını yakalayamama riski her zaman elimizin altında tutulması zorunlu bir gerçekliktir. Bu iki noktadan hareketle Gezi’nin tarifi denince toplumda bin bir çeşit tanım ve gerekçeler öne sürülebilir. Bunlardan hangisinin en doğru olduğunu aramak yerine Gezi’nin bu denli çeşitli kavrayışlara yol açabilmesinin altını kalın harflerle çizebilmek gerekiyor. Bu tanım ve tarif bolluğunun bilinciyle bizce Gezi’nin ne anlama geldiğini tarif etmeye çalışacağız. 

​Gezi Direnişi Türkiye tarihinde eşi benzeri çok az görülmüş yüzbinlerce insanın otoriteye karşı kolektif şekilde direnme iradesi gösterdiği isyanlardan biridir. Daha önce yaşanan 15-16 Haziran direnişi ve Gezi’den sonra metal sektöründe ortaya çıkan 2015 metal fırtınası biçim olarak Gezi’ye benzeyen örneklerden sayılabilir. Gezi’de AKP’nin ve kapitalist sistemin beraberce hedef alındığı bir isyana tanıklık ettik. Bir yandan halk AKP’nin gerici-yağmacı politikalarına karşı yüksek sesle karşı çıkmaya çalışırken bir yandan da direniş boyunca kendi içinde bulundukları koşulları doğrudan yönetme, denetleme ve sürdürebilmenin çabası içine de girebilmişti. Bu anlamda muazzam bir irade örneği ortaya konarak halkın aslında koşullar oluştuğunda bir aracıya ihtiyaç duymaksızın kendi kendisini doğrudan demokrasi kanallarıyla yönetebileceği anlayışı kısmen de olsa hayata geçirilmişti.Kısaca Gezi, AKP’nin ve kapitalist sistemin giderek artan baskı ve sömürü araçlarına meydan okuyan ve direnişçilerin muazzam bir bilinç sıçramasıyla alternatif yaşam pratiklerine sahne olan bir isyandı. Direnişin insan ilişkilerinde yarattığı değişimi Murat Karayel şöyle tarif ediyor:

“Direnişin kurucu rol oynadığı fikrindeyim. Şöyle ki: Halk üretim araçlarıyla ilişkiden, iktisadi temelden vs. hareketle tanımlanabilen homojen bir toplumsallığa denk düşmüyor. Kolektif pratikte maddileşen siyasal tavırla içeriklendirilebilen bir kavram olarak karşımıza çıkıyor. Hoşnutsuzluğunu tek başına yaşayan, sorunlarına vatandaş-devlet ilişkisi ekseninde ve yasallık sınırlarında çare arayan insanlar vatandaşlardı. Direniş bu insanları kolektif pratiğin parçası haline getirirken yeni bir aidiyet, yeni bir “biz”lik yaratabildi. Yasal karşılığının ne olduğuna takılmadan sokağa çıkabilmesi vatandaş-devlet ilişkisinin bilinçsiz de olsa reddine, halk-iktidar ilişkisinin kuruluşuna denk düşmekte. İlişki kayması yasallığın yerine meşruluğu koyarken kendi meşruluk ölçütlerini de yaratmaya başladı. Bu direniş halkın siyasal özne olarak kuruluşundaki rolüyle 12 Eylül Türkiye’sine vurulmuş ağır bir darbedir.” (Karayel, 2013)

Murat Kareyel’in de üzerinde durduğu gibi Gezi direnişi aslında Türkiye’de artık hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağını, 12 Eylül rejimiyle inşa edilen devlet ve toplum ilişkileri sisteminin onulmaz bir biçimde halk tarafından sarsıldığını ve en mühimi de Gezi direnişi sayesinde kurucu siyasal öznenin inşası adına ciddi deneyimler elde edildiğini görebilmek gerekir. Her ne kadar günümüzde o günlerin sıcaklığı ve dinamizmi eskisi kadar derinden hissedilmiyor olsa da Gezi’nin etkisinin sonraki yıllara doğrudan sirayet ettiğini görmezden gelemeyiz.

​Gezi’ye sadece bastırılmış bir isyan gözüyle bakarsak sonraki dönemde devlette ve iktidarda yarattığı tesir üzerine doğru bir analiz yapamayız. Gezi’nin bastırıldığını ve büyük resimde küçük bir parantezden ibaret olduğunu düşünürsek Türkiye’de AKP rejiminin rakipsiz bir biçimde otoriterleştiğini ve bugüne değin faşizmi kurumsallaştırma adına sağlam adımlar attığını göreceğiz. Türkiye’de gözle görülür bir diktatörlük rejimi kurma niyeti vardır. Ancak, bu niyet diktatörlük rejimine karşı demokrat ve devrimci yığınların varlığı altında sürekli sınanmaktadır. Somutlarsak Gezi’de başlayan süreç AKP için kitle ile imtihan anlamına gelmiştir. 7 Haziran’da, anayasa referandumunda, 24 Haziran ve 31 Mart seçimlerinde…. Halkın doğrudan etkisinin yanında bir de egemenlerin kendi içinde kapıştığı 15 Temmuz hadisesiortaya çıkmıştır. Genel hatlarıyla özetlersek Gezi sonrası Türkiye halkın muazzam biçimde ‘politikleştiği’ ve ‘kitle siyasetinin’ burjuva iktidar ve muhalefeti açısından önem kazandığı bir süreç haline dönüşmüştür. Peki bu manzara altında sosyalist solun durumunda ne gibi gelişmeler yaşanmıştır? 

Gezi Direnişi’nin Öğrettikleri 

​Gezi Direnişi alternatif insan ilişkilerinin, rekabetin değil dayanışmanın, egonun değil alçakgönüllülüğün, bireyciliğin değil birlikte öğrenmenin istenildiğinde mümkün olduğunu bizlere net bir biçimde gösterdi. Bu yönüyle aynı zamanda Türkiye sosyalistlerine ‘yenilenme olanağı sunuyordu’ (bkz. Can, 2013). Gezi Direnişi sosyalist hareketin o güne kadar süregelen sekter, kendine ve halka yabancılaşmış pratiğine doğrudan bir itiraz niteliği taşımaktaydı. Solda kangrenleşen grupçuluk alışkanlığını cepheden sarsacak bir alternatif insan ilişkileri ve örgütlenme modeli ortaya çıkmıştı. Bu kapsamda Gezi’de insanların olağanüstü yardımlaşmasını, dayanışmasını ve ortak bilinç ve kültür yaratma çabasını hatırlayalım. 

Gezi’de hatırlanacağı üzere farklı kesimlerden insanlar ortak bir hedef için yan yana gelmişlerdi. Aralarında işçilerin, Türk ve Kürt yurtseverlerinin, Alevilerin, kadınların, gençlerin, LGBTİ’lerin, engellilerin, anti-kapitalist müslümanların  ve daha sayamadığımız birçok farklı kimliğin olduğu kesimler farklılıklarını avantaja çevirebilmişlerdi. Farklı görüşlerin birer engel değil olanak görüldüğü dönemi hep birlikte yaşamıştık. Geleneksel sol1 anlayış için kaçırılmayacak bir fırsat vardı. Özellikle direniş sonrası oluşan forumlarda sosyalistler, Türk ve Kürt yurtseverleri kalıcı ve sahici birliktelikler yaratmak için birbirlerinden güç alma yoluna gidebilirdi. Ancak, süreç daha çok Gezi’nin bakiyesini paylaşma yarışına dönüştü.

Gezi sürecinde Odak olarak bazı görüşlerimizin doğruluğuna tanıklık ettik. AKP faşizmine karşı Atatürkçülerle Kürt yurtseverlerinin birlik olması gerektiğini savunuyoruz. Bu birliğin oluşumunda sosyalist hareketin aktif rol oynaması gerekir. Sosyalist hareketin böyle bir rol alabilmesinin ön koşullarından biri ise hareketin bağımsız duruşu olmalıdır. Gezi direnişinde bu fırsatı değerlendiremedik. Çünkü, direnişin başında Kürt hareketinin gerek yasal gerekse yasadışı temsilcileri direnişe darbe gözüyle baktılar. Her ne kadar bu iddialarından ilerleyen süreçte vaz geçseler de süreç umulduğu gibi gelişmedi. Ayrıca, sosyalist hareket de kendi içinde birlik olamamanın ceremesini Gezi’de çekmek zorunda kaldı. Hatta yer yer sosyalist örgütlerin direniş alanlarında halktan yabancılaşmış ve kendi içinde debelenen hallerine de rastladık. 

Gezi sürecinde dışarıda bunlar yaşanırken içeride de öğretici gelişmeler oldu. Öncelikle o dönem Gezi’den mücadeleci ve tepeden tırnağa disiplinli bir örgütün gerekliliğini kavradık. Bu anlamda hazırlıklı değildik ve Gezi’de hedeflediğimiz çalışmaları pratiğe aktarma konusunda inisiyatifli davranamadık. O dönem forumlara belli başlı öneriler yapmayı düşünüyorduk2. Çeşitli bölgelerde arkadaşlarımız forumlara aktif katıldı. Ancak, solda alternatif yaratabilecek önerilerimizi ve mücadele yöntemimizi yansıtmakta çok zayıf kaldık. Odak   olarak Gezi sonrası oluşan Birleşik Haziran Hareketi içerisinde yer aldık. Her ne kadar orada ciddi çalışmalar yapıldıysa da 2018 yılına geldiğimizde Haziran Hareketi’nin solda alternatif bir kültür ve kurum yaratma misyonunu yerine getiremediği inancına vardık. Bu doğrultuda orayla bağımızı kopardık3. Kendimizi de eleştirmeliyiz. Haziran Hareketi’ne önemli bir katkıda bulunacak, orada gördüğümüz hataları giderecek bir aktiflik ortaya koyamadık. Genel olarak Gezi’den dersler çıkarsak da bunu pratiğe aktarma konusunda gerekli iradeyi gösteremediğimizi görüyoruz. Bu durumun farkındayız ve önümüze bu eksikliklerimizi görerek bakmamız gerektiğini biliyoruz. 

Durum ve Görevlerimiz

​Lenin, 1905 ayaklanmasını tarif ederken ayaklanmacılara atıfla ‘Her zaman olduğu gibi pratik teoriyi geçti’ şeklinde bir ifade kullanıyor (Lenin, 1987, s. 41). Lenin’in kastı o dönem yaşanan ayaklanmayı devrimcilerin doğru analiz edemeyişini ve o ayaklanmadan gelecek için dersler çıkarmanın önemini vurgulamaktır. Her ne kadar çok farklı bir dönem ve koşullar altında yaşanmış olsa da Gezi ve sonraki süreçte sosyalist hareket ile yükselen halk muhalefeti arasındaki ilişkiyi benzer bir biçimde tanımlamak mümkündür. Bugün Türkiye’de birçok farklı çevreden ve bölgeden insanlar, sosyalistlerin yardımı veya katkısı olmadan olayların etkisiyle gidişata itiraz etmek için ortaya çıkabiliyor. Faşist rejimlerden beklenen, devlet iktidarını elinde tutan siyasal öznenin halkta bir korku ve baskı iklimi yaratarak iktidarını sürdürmeye çalışmasıdır. AKP’nin bu beklentiyi karşılamak için gücünün sınırlarını nasıl zorladığını söylemeye bile gerek yok. Ancak, özellikle Gezi ile birlikte son yıllarda bu çabanın ilerici kesimler tarafından göğüslenebildiğini görebiliyoruz. 

Bunların son halkasına ise 31 Mart yerel seçimlerinde tanıklık ettik. AKP, yerel seçimlerde çok ciddi sarsıldı. Öyle ki İstanbul gibi hayati derecede önemli bir belediyeyi kaybetmeyi kabullenmeyip bir saray operasyonuyla seçimi tekrarlatmak durumunda kaldı. Buna karşılık halk protesto gösterileri yaptı. Herkes birbirine ‘Her şey çok güzel olacak’ şeklinde hitap etmeye başladı. Sosyal medyada bu slogan ile ilgili paylaşımlarda bulunuldu. Aydınlar, sanatçılar daha yoğun bir şekilde bu paylaşımlara katıldı. Gericilik karşıtı kesimler AKP’yi dize getirmek için inisiyatif almaya başladı. Odak olarak bu süreçte Türkiye sosyalist hareketi ile CHP ve HDP arasında giderek sınırları genişletilecek bir gericilik karşıtı birlik oluşturulması gerektiğini savunuyoruz4. Bu süreçte Gezi direnişinin bizlere gösterdiği dayanışmacı ve direnişçi kültüre çok ihtiyacımız var. 

Öte taraftan AKP’den rahatsız düzen kuvvetleri de harekete geçerek bu süreci kendi lehlerine avantaja dönüştürmenin hesaplarını yapmaya yoğunlaştılar. Bugüne dek akılları başlarında değilmişçesine demokrasi dersi vermeye başladılar. Bu şekilde halkta oluşan tepkileri de maniple etme hedefleri var. Onların aklında aslında olsa olsa Erdoğansız aynı düzeni sürdürmek vardır. Buna karşın sürekli büyüyüp gelişen gericilik karşıtı muhalefetin hedefi Türkiye’yi emekten yana ve gerçek anlamda demokratik günlere taşıyabilmek olmalıdır. Bu anlamda 23 Haziran seçimlerinde AKP’nin gerilemesi demokrasi ve devrim mücadelesi açısından önemli olanaklar sağlayacaktır. Bu doğrultuda önümüzdeki süreçte halkın bağımsız demokratik muhalefetini büyütmek ve kuvvetlendirmek için el birliğiyle çalışmalıyız.

29 Mayıs 2019

Dipnotlar:

1.Geleneksel soldan ne kastettiğimizi Cemalettin Can’ın ‘Gezi Direnişi Türkiye Soluna Yenilenme Olanağı Sunuyor’ adlı yazısından bir alıntıyla ifade edelim. Can, geleneksel solu şöyle tanımlıyor:

“Charlie Chaplin’in Büyük Diktatör filminde Hitler ile Mussolini’nin buluşmalarını izleyenler hatırlayacaktır. İki diktatörün selamlaşmaları bile birbirlerini dışlayıcıdır. Basına resim çektirirken birbirlerine baskın görünmeye çalışırlar. Görüşme karşılıklı üstünlük gösterisi, birbirine yukarıdan bakma çabasıyla sürer. Berber koltuğuna oturmuşlarken her biri altta kalmamak ve üste çıkmak için kendi koltuğunu yükseltir ve gülünç durumlar yaratırlar. Film birbirini rakip gören insan ilişkisini abartılı biçimde ortaya koyarak kendi ilişkilerimize eleştirici bir şekilde bakma olanağı sunar.
Yabancılaşma ne yazık ki sol güçler arasında da köklüdür. İnandığı dava uğruna kendilerini feda edebilecek kadar özverili insanlardan oluşan devrimci gruplar arasındaki ilişkilerde empati yoksunluğu, alçakgönüllülük yoksunluğu ve güç mücadelesi dikkat çekicidir. Bu durumda sol içinde birlikler ya bazı dar alanlarla sınırlı kalır ya da zayıfların kuvvetlilere çeşitli biçimlerde boyun eğmeleri temelinde bazı birlikler yaşanır. Özel durumlar dışında, genellikle hiçbirinde gerçek anlamda birlik ne yazık ki görülmez. Ortak eylemler mesela pankart yarışına döner. Türkiye solu kadar pankart yarışı yapan, Türkiye solu kadar birbiriyle rekabetçi başka bir sol dünyada zor bulunur. Sol içi ilişkilerde birbirini peşine takma çabası ve rekabet ağır basar. Sıradan insan ilişkilerindeki güce hayranlık ve tutku solda şaşılacak denli kuvvetlidir. Haklılık ve doğruluk ikinci sırada gelir. Güçlü örgütler sol içi ilişkilerde genellikle özel iltifat görürler. Bu anlamda sol içi platformlar devletler arasındaki toplantılardan belirgin farklı ilişkiler oluşturamamıştır. Sol içi platformlarda güçlü olan örgütler zayıf olanları yedekler. Güçlü olanlar kural belirleyici rol oynarlar. Güçlüler, çıkarlarına uymayan kararları uygulamaya gerek görmeyebilirler.”

2. Gezi direnişi sonrası forumlara sunmayı planladığımız öneriler için yine Cemalettin Can’ın aynı yazısınabakabilirsiniz.

3. ODAK’ın Haziran Hareketi’nden ayrıldığını duyurduğu açıklaması için bkz.: http://odakdergisi.com/odak-haziran-hareketinden-ayrildik/

4. YSK kararının ardından Odak’ın açıklması için şuraya bakılabilir: http://odakdergisi.com/ysknin-istanbul-karari-ve-muhalefetin-birligi/

Kaynaklar:

1.Can, C. (2013). Gezi Direnişi Türkiye Soluna Yenilenme Olanağı Sunuyor. Odak, Eylül 2013. Bkz.: http://odakdergisi.com/5783/

2.Karayel, M. (2013). Murat Kareyel Yazdı: Hapishaneden Gezi Direnişi Değerlendirmesi. Odak, Temmuz 2013. Bkz.: http://odakdergisi.com/hapishaneden-gezi-direnisi-degerlendirmesi/

3.Lenin, V.I. (1987). Kitle İçinde Parti Çalışması, Ekim Yayınları.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.