Hamza Yalçın: Güncel Gelişmeler ve Devrimci Görevlerimiz

0
851

HAMZA YALÇIN


Beklenen ekonomik kriz geldi. Türk lirasının dolar karşısındaki değeri hızla düşerken dış borç yükü hızla ağırlaşıyor ve döviz rezervleri tükeniyor. Küçük işletmeler batıyor, işsizlik artıyor, enflasyon yükseliyor.

Hükümet yanlısı basın ekonomik krizin sebebini ABD Trump yönetimine yıktı. Hükümetin propagandasına göre ABD emperyalizmi Erdoğan liderliğindeki Türkiye’nin dünyada yükselişinin önünü kesmek amacıyla ekonomik savaş ilan etti. Ekonomik krize karşı “milli mücadele” ilan eden Erdoğan “Onların doları varsa bizim de Allah’ımız var”, diyerek hem dini hem de milliyetçiliği kullanarak halktan destek almaya çalışıyor. Hükümet krizi aşmak amacıyla para toplamak için bedelli askerliği gündeme getirdi. Bu yoldan sağlanacak kaynaklar sınırlı olacağı için krizin artması beklenmektedir.

Türkiye’deki ekonomik krizin sebebi ABD yönetimi ile Erdoğan’ın arasındaki çelişkiler, Sarraf ya da casus Rahip Brunson meselesi değildir. Türkiye ekonomisi emperyalizme bağımlı olduğu için krizlere gebedir. Kapitalist ekonominin kendisi krize açık olduğu gibi emperyalist
ülkeler kendi krizlerini Bizim gibi ülkelerin sırtına yıkmaktadırlar. Şimdilerde çok milliyetçi geçinen Erdoğan uyguladığı ekonomi politikalarıyla Türkiye ekonomisini emperyalizme daha çok bağımlı duruma getirdi. Yaklaşan ekonomik krizi geciktirmek için ülkeyi emperyalizme
peşkeş çekti. Büyük devlet işletmelerini, elektrik santrallerini, limanları, madenleri, ormanları, su kaynaklarına ve kamu binalarına varıncaya kadar yabancılara ve kendi taraftarlarına çok ucuz fiyatlarla sattı. Gerçekten milliyetçi bir insan kendisini değil ülkesini esas alır. Ama Erdoğan milliyetçi bile değildir, onun derdi Türkiye değil kendi saltanatıdır. Yurtseverlik ve antiemperyalizm adına Erdoğan’ı savunmak bilinçsizlik değilse yurda ihanettir. İsraf, şaşaa ve yağma sembolü Saray’ı, tek adam diktasını, ülkenin akrabalar, yandaşlar ve yabancı sermaye tarafından yağmalanmasını vatanseverlikle bağdaştırmak olanaksızdır. ABD ile Erdoğan arasındaki sorunlarda taraf olunamaz. İki taraf da emekçilerin ve ezilenlerin Türkiyesine karşıdır.

Tek kişilik dikta rejimi ve anti emperyalizm

Erdoğan’ın hayatı emperyalizme hizmet ile geçti. Erdoğan ABD emperyalizminin Ortadoğu’yu işgal ederek bölgeyi kendi iktidarını kuvvetlendirecek şekilde yeniden düzenleme planlarına destek olmak amacıyla iktidara getirilmişti. ABD, Erdoğan iktidarının önünü açmak için Türkiye üzerindeki egemenliğini kullanarak önce Ecevit’i ve Erbakan’ı saf dışı etti. Ardından Erdoğan’ın arkasında durarak orduyu adım adım iktidardan saf dışı etti. Dolayısıyla Türkiye’deki dinci rejim bütünüyle ABD emperyalizminin aktif desteğiyle kuruldu. ABD emperyalizmiyle Erdoğan’ın arası her ikisinin birden Suriye’de yaşadıkları yenilgi üzerine açıldı. Erdoğan emperyalistler tarafından kullanıldıktan sonra çöpe atılmayı reddetti ve ABD emperyalistlerinin müracaat edebilecekleri bütün alternatifleri yok ederek kendi gönlüne en uygun rejim olan tek kişi diktatörlüğünü kurdu.

Erdoğan hiçbir zaman Türkiye’nin bağımsızlığını savunmadı. Onun yetiştiği siyasal hareket bu ülkenin gerçek yurtseverlerinin anti emperyalist mücadelesini bastırma misyonu taşıyordu. Dinci güçler Devrimci Gençlik hareketinin anti emperyalist eylemlerinin karşısında yer aldılar. Kanlı Pazar’da ABD’ye karşı mücadele eden gençleri katlettiler. Sivas’ta, Maraş’ta ve başka çok çeşitli yerlerde hep anti emperyalist ve ilerici güçlerin karşısına katliamcı olarak çıktılar. Onların mayası emperyalizme karşı değil yurtseverlere karşı atıldı. AKP kurucuları 1968 liderleri Denizlere, Mahirlere ve 1978 lideleri devrimcilere karşı mücadele içinde yetiştiler.

Erdoğan’ın şimdi ABD aleyhtarı kesilmesi kendisine yurtsever görünümü vererek halktan destek almak amaçlıdır. Erdoğan’ın çok önemli bir amacı ise ABD’yi tehdit ederek iktisadi kriz karşısında iktidarını kuvvetlendirmek için ABD’den ekonomik ve politik yardım almaktır.
Erdoğan’ın bütün anti emperyalistliği “Bana yardım etmezseniz Türkiye’yi kaybedersiniz”,
şantajından ibarettir.

Erdoğan’ın tehdidi tümüyle desteksiz değil çünkü ABD hem Rusya hem İran ve hem de Çin ile büyük sorunlar yaşıyor. Geçmişte her önemli sorunda ABD’nin peşinden gelen Almanya’nın artık daha farklı davranma ve Rusya ile yakınlaşma eğilimi güçleniyor. Tek adam diktasının emperyalizme zorluk çıkarma potansiyeli inkar edilemez. Ama aynı rejimin emperyalist dayatmalara daha açık olma tarafı da bulunuyor. ABD işte bu güvenle tek kişi diktatörlüğünün resmileştirilmesini sağlayan 24 Haziran seçimlerinde tercihini Erdoğan’dan yana yaparak seçimler öncesinde Sarraf davasını gündemden öteledi ve Erdoğan’a hiçbir ekonomik ve siyasal sorun çıkarmadı.

Doların ani yükselişinin ABD ile hiç mi ilişkisi yok? Elbette var. ABD emperyalistleri
Ortadoğu’da İran’ın etkinliğini kırmak için Türkiye egemenlerinin desteğini istiyor. Erdoğan’ı bu işe razı etmek için onun ekonomik zorluklarına yükleniyor. Erdoğan Trump’tan kaçarken Rusya’ya yanaşsa orada da Putin’in eline düşecektir. Putin zaten Erdoğan’ın Afrin’den çıkmasını ve Esat ile işbirliği yapmasını istiyor.

Ekonomik kriz ve ABD ile yaşanan gerginlik
Erdoğan’ı devirir mi?

Ekonomik kriz ve ABBurjuva muhalefet partileri uzun süre Erdoğan’ın Batılı ülkeler tarafından devrilmesini bekledi. Batılı ülkelerin daha elverişli alternatifleri olsa Erdoğan’ı devirirler ama Erdoğan onlara alternatif bırakmadı. Ordu zaten artık bağımsız bir politik güç olmaktan çıkmış durumda ve tümüyle Erdoğan’ın hizmetinde. CHP’nin iktidarı zorlayacak bir gücü bulunmuyor. MHP Erdoğan’ın hizmetinde. İyi Parti de son seçimlerde  büyük ölçüde saf dışı edildi. Hem CHP hem de HDP 24 Haziran seçimlerinde halkı yüzüstü bıraktı. İlk akşam ortalardan kaybolan CHP Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin ertesi gün Erdoğan’ın elini öpmediği kaldı. Kısa zaman sonra Muharrem İnce’nin asıl derdinin CHP genel başkanlığı olduğu görüldü. Kılıçdaroğlu’nun gözünün CHP’yi peşine takacak yeni Ekemleddinler bulmakta olduğu biliniyor. HDP ise tam bir gaflet içinde davranarak halkın yaşadığı büyük çaresizliğe hiç aldırmaksızın “barajı geçtik!” diye bir-iki gece bayram ettikten sonra tümüyle sus pus oldu.

İşçi sınıfı Erdoğan’a zorluk çıkarabilecek durumda değil ve 1980 yılından bu yana sürekli örgütsüzleştiriliyor. AKP kendisinden önceki rejimden devraldığı bu süreci daha da ileriye gördü. DİSK araştırmalarına göre sendikalı işçilerin toplam işçi sayısına oranı 1980 öncesinde yüzde 50’yi aşmış ilken bu oran bugün yüzde 10 civarındadır ve toplu sözleşme hakkına sahip işçilerin toplam işçi sayısına oranı ise yüzde 7,3’tür. Suriye’den savaş göçüyle gelen ve en kötü şartlarda çalışmaya hazır işçileri de katarsak işçi sınıfının örgütsüzlüğü daha da netleşir. Artan işsizlik sol muhalif örgütlenmeler zayıf olduğu için işçi sınıfının gücünü zayıflatmaktadır.Gerek yasal sol partiler ve örgütler gerekse de yasadışı örgütlenen sol hareketler çok zor bir dönemden geçiyor olduğu bu koşullarda ekonomik krizin Erdoğan’ı devirmesi beklenemez. Kürt hareketi güçlü olsa bile bu hareket hedefleri be yapısı nedeniyle iktidarı devirme gücüne ulaşamaz.bugüne kadarki iktidarlar Kürt hareketini Türkiye halkından yalıtmayı kolayca başardı.

Erdoğan’dan kurtulmak için ABD ve AB’den umut beklenemeyeceğine göre solun ve muhalefetin birliği büyük önem taşıyor. Odak Türkiye solunun CHP ve HDP çevresinde toplanmış olan demokratik ve yurtsever güçlerini faşist dikta rejimine  karşı mücadele birliğini savunuyor. Türkiye solunun bu rolü oynayabilmeli içim hem CHP’den hem de Kürt hareketinden bağımsız olması gerekiyor. Çünkü hem CHP hem de HDP yönetimleri hem milliyetçilik hem de örgüt bencilliği yüzünden birbiriyle kör bir rekabet içinde olageldiler. AKP onların arasındaki rekabeti kullanarak kendisine güç sağlamaktadır. Solun CHP’den bağımsız olması gerektiği çok açıktır. CHP hiçbir zaman AKP’ye karşı gerçekten muhalefet etmeye yanaşmadı.  2016 yılında Yenikapı’ya giderek Erdoğan’a bir kez daha biat etti. Ardından da Demirtaş’ın hapse gönderilmesine suç ortaklığı etti. CHP’nin tarihi bize gösteriyor ki egemen güçler CHP’nin başına halkçı ve cesur yönetimlerin gelmesini kolayca engelleyebiliyor. Baykal’ın AKP iktidarı tarafından bir kaset şantajıyla yıllarca gizlice esir alınmış olduğu ortaya çıktı. AKP kaset skandalıyla Baykal’ı saf dışı edince onun yerine gelen Kılıçdaroğlu CHP’yi AKP ve MHP çizgisine çekmeye devam edecekti. Bu sürece dur demek iddiasıyla ortaya çıkan Muharrem İnce’nin gerçek yüzü daha 24 Haziran akşamı belli olacaktı. CHP’nin başına gerçekten halkçı, yurtsever ve cesur insanların geçmesini beklemek saflıktır. Ama CHP etrafında yer alan insanlar arasında başta gençlik olmak üzere çok sayıda samimi yurtsever, özgürlükçü insan bulunmaktadır.  Sol hareket bu potansiyel ile temas kurmalıdır.

HDP çok önemli bir muhalefet gücüdür ama HDP’den bağımsız olunmaksızın Türkiye halkıyla buluşmak olanaksızdır. HDP’nin Türkiyelileşmekten anladığı Türkiye solunu Kürt hareketinin inisiyatifine bağlamaktır. HDP bunu örgüt bencili bir tutumla yapıyor. HDP seçim barajını geçmek için CHPlilerden aldığı destek karşısındaki nankör tutumla muhalefetin dayanışmasına zarar verdi. HDP içinde yer alan Türkiye solu bağımsız bir tutumdan uzak davranarak bu konularda Kürt hareketini uyararak ona yardım edecek yerde genelde onu daha çok yanlışa çekmektedir. Hatta devrimci samimiyetlerinden kuşku duymadığımız bazı arkadaşlar Ahmet Şık’ın Kürt hareketine en ufak bir eleştirisini milliyetçilik ve Kürt düşmanlığı ile bir tutan söylemlere girişebilmektedir. Türkiye solunun bağımsızlığı bu yüzden önemlidir. Aksi halde sol hareket muhalefeti birleştirmek yerine onu dağıtacaktır. HDP çevresinde birleşmiş olan sol hareket bir yandan HDP’nin Türkiyelileştiğini iddia ederken diğer yandan ise düşünce ve eylemde Kürt hareketinin uzantısı durumuna gelmektedir. Bu da Türkiye solunun Türkiye gerçekliğinden, Türk yurtseverliğinden kopmasına ve Türk halkının faşizm tarafından kandırılmasına sebep olmaktadır.

Cumhuriyet mitinglerinde, Gezi Direnişi’nde, CHP’nin Adalet Yürüyüşü’nde ve 24 Haziran seçimlerinde görüldüğü gibi milyonlar iktidara karşı sokağa çıksalar bile devrimci örgütlülük zayıfsa sonuç alınamıyor. Nüfusun en az yarısı değişmez bir tutumla iktidarın karşısında oy kullanıyor. Erdoğan ne yaparsa yapsın bu muhalefeti eritemiyor. Ama halkın iktidar karşısındaki tutumu diktatörlüğe karşı etkili bir direnişe dönüşemiyor. Öyleyse en önemli sorun devrimci örgüt kurabilme sorunudur. Bu da gösterişten uzak, disiplinli, kararlı, cesur ve sabırlı örgütlenme çalışması gerektiriyor. Muhalefet ne kadar yaygın kesimleri kapsıyor olursa olsun eğer örgütlü değilse bu azınlık rejimine karşı direnemiyor. Buradan çıkan bir sonuç  şudur: Bizler ne kadar doğru düşüncelere sahip olursak olalım eğer örgütlü ve aktif bir güç değilsek kimse bizi dikkate almayacaktır. Günümüzün görevi bir yandan muhalefet güçlerinin en geniş birliği için diğer yandan ise en nitelikli ilişkilerden oluşan bir devrimci örgüt için çalışmaktır. Kimse halkın bu rejime teslim olacağını sanmasın. Halk direniyor ve yarın daha açık ve daha büyük direnişler ortaya çıkacaktır. O direnişlerin gerçek bir özgürlük gücüne dönüşmesi ise örgütle mümkündür.

13.08.2018

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.