HALEP ORADAYSA ŞEMDİNLİ BURADA!

0
32

HAMZA YALÇIN 6 Ağustos 2012

Başbakan Erdoğan Esat’a ”Halkının sesini dinle!” diye ikide bir kükrüyor ve  basın da Halep kuşatmasıyla yatıp kalkıyorken bir anda Suriye sınırının büyük kısmının öte yanında Kürt otonomisi kurulduğunu öğrendik. Dinci Araplar Esat yönetimine karşı dünyanın en saçmasapan savaşlarından birini yürütürerek oluk gibi kan akıtırlarken Kürtler ”halk olarak kendimizi yönetmeye karar verdik” dediler ve 750 bin nüfuslu Kamışlı dahil Kuzey Suriye’nin büyük kısmına el koydular.

Bu cevabı Erdoğan ve generalleri çok haketmişlerdi: Madem Esat yönetimine karşı çok özgürlükçüsün, madem Halep’te halkın sesini dinlenmesini istiyorsun işte sana halkın sesi ve yönetimi. ”Halep oradaysa arşın burada”. Göster özgürlükçülüğünü!

Suriye Kürdistanı’nın 800 kilomertelik sınırına Kuzey Irak’taki 400 kilometrelik sınır eklendiğinde yaklaşık 1200 kmlik sınır Kürdistan sınırımız oluyor.

Erdoğan ve generalleri bu adıma çok sinirlenmiş göründüler. Toplandılar ve ”Bunlar  PKK, bunlar terörist bunları hayatta kabul etmeyiz!” dediler. Oysa Libya’da Kaddaf’iyi işkenceyle öldüren  çapulcuları özgürlük savaşçısı olarak kabul etmekte zorlanmamışlardı. Suriye’de en rezil eylemleri yapan fanatikleriı ”Özgür Suriye Ordusu” diye kabul etmekte hiç zorlanmamışlardı.  Hatta onlara açıktan açığa askeri kamplar verdiler;  mali, politik yardımlar yaptılar, askeri eğitim verdiler ve bir de gidip onlarla birlikte savaştılar. Terörist dedikleri insanlar ise ”Esat rejimine ve Batı destekli dincilere karşı kendimizi savunmamız hakkımızdır, kimseyle sorunumuz yok” diyorlardı.  Erdoğan’ın generalleri Kürtlerin kararını öğrendiklerinde Suriye sınırı önüne yığdıkları beş on tankı iş makinaları gibi bağırtıp gürültü yaratınca ABD onlara önce ”Oturun oturduğunuz yerde!” diye tehdit etti. Ardından da ”Merak etmeyin orada PKK varlığı geçicidir, sonra Barzani’nin borusu ötecek. Siz de Barzani ile gül gibi geçinmeye devam edeceksiniz” dedi.

Bir yandan ”Komşularla sıfır sorun” politikası deyip  diğer yandan ise Türkiye’yi Barzani dışında bütün komşularla düşman hale getiren Dışişleri Bakanı Davutoğlu soluğu Barzani’nin yanında aldı. Kürt meselesine oradan çözüm aramaya devam etti.

Arayan mevlasını da bulur belasını da. Türkiye hükümetlerinin Kürt sorununa Barzani ile çözüm araması yeni değil.

ABD ve müttefikleri 1992 yılında Irak’a müdahele ettiklerinde bugünkü Irak Kürdistanı’nın temelleri atılmıştı. Türkiye yöneticileri PKK’ye karşı işimize gelir, diyerek Barzani yönetimine kol kanat gerdiler. 20 yıl sonra Suriye’ye müdahele ise Suriye Kürdistanı’nın temellerini atılmasına yol açtı. İlkinde doğrudan ABD çizgisindeki Barzani ve Talabani öndeydiler. Aradan geçen zamanda PKK büyüdü. Şimdi Suriye Kürdistanı’nda PKK öndedir. Irak’taki Barzani ise PKK’ye tavır alamayacak kadar zayıftır. Irak’taki asıl Kürt gücü de PKK’dir.

ABD yöneticileri ”Suriye’nin bölünmesine izin vermeyiz” şeklinde açıklamalar yapadursun Kürt sorunu Birleşik Kürdistan kurulması yolunda net bir şekilde gelişmektedir. Şimdi ”Kürtler de Türkler gibi bir ulus. Kürtçe bir dil. Kürtlerin ana dilde öğrenim görme haklarını tanıyoruz”, dense dahi Kürt sorunu bitmeyecek, hatta belki de her reformla sorun daha fazla alevlenecektir. Çünkü artık bir Kürt Ulusal Hareketi gelişti. Hükümetler onun gücünü tanımadıkça savaş bitmez.

Ayrıca Kürtlerle Türklerin arası devamlı açıldı. Çünkü her şeyden önce Kürtlerin anlaşabileceği sol güçler çok zayıflatıldı. İkinci olarak ise savaş boyunca Türklerde ve Kürtlerde karşılıklı güvensizlik gelişti. Türkiye’nin bugünkü yapısıyla Kürtlerle Türklerin aynı devlet içinde yaşamaları çok zordur. Süreç ayrılma yönünde adım adım gelişmektedir.

Kürt Ulusal Hareketi lideri Öcalan devlet kurmaktan yana olmadığını söylese de Kürt sorununun gidişi Bağımsız ve Birleşik Kürdistan’ın kurulması yönünde derinleşecektir.

Çünkü tarih boyunca Türkler, Araplar ve Farslar ile Kürtler arasında düşmanlıklar gelişti. Eşit haklar temelinde birlikte yaşama projesi mevcut burjuva iktidarlarla çok zor yürür. Cumhurbaşkanı’nın bir Kürt lider (Talabani) olduğu Irak’ta bile Kürtler fırsatını buldukları an ayrılırlar.

Kaldı ki arkalarında ABD ve Avrupa bulunuyor. Bu arkalama sayesinde bugün Erbil, Dohuk gibi bölgeler dünyanın en hızlı gelişen ekonomileri arasında.  Bağdat ise hem ekonomi hem de asayiş bakımlarından sefilleri oynuyor. Batı kontrolündeki uluslararası sermaye Kürdistan’a akıyor. Bu durumda Irak merkezi hükümetinin Kürtler için çekiciliği sönmeye mahkumdur.

Diğer yandan Öcalan düşünce olarak devlete karşı olduğunu yazsa da PKK’nin kendisi  Barzani yönetiminden çok daha yetkin bir devlettir ve Kürtleri devlet olarak o birleştirebilir.

AKP’nin Osmanlı hayalleri kurmaktan başka çaresi kalmadı. Türkiye’nin en güçlü görünen lideri Erdoğan şimdi aslında acizler acizidir. Bir yandan Silivri’ye doldurduğu güçlerle öyle karşı karsıya geldi ki, onları tasfiye etmek için öylesine ağır hukuk ihlalaleri yaptı ki politik gücünü kaybetse en ılımlı yargılama düzeninde bile müebbed hapis yer. Bu işlerdeki maharetli ortağı Cemaat hem aynı nedenlerle hem de ABD ajanlığı yüzünden aynı cezaya çarptırılır. Tabii eğer linç edilmezlerse…

Kaldı ki Erdoğan ile Cemaat de birbirlerine girmiş durumdalar. ABD bu sayede ikisinin birden  iplerini elinde tutacak, istediklerini yaptıracaktır.

Ordu artık eski ordu değil. Politik gücünü kaybetti. Odak’ta defalarca ifade ettiğimiz gibi bu durum burjuva düzeni için büyük riskler içermektedir. Türkiye’de ulusal politika izleyebilecek bir sivil burjuva güç bulunmuyor.  Körfez savaşı günlerinde yazdığımız gibi ordu bu ülkenin hem en Amerikancı hem de en millici devlet kurumudur. Siyasi partiler kısa vadeli çıkarların peşinde gitmektedirler. Ordu ise burjuvazinin genel ve uzun vadeli çıkarlarını savunabilmekteydi. Şimdi ordunun ipleri AKP’nin elinde. Dolayısıyla ordu ABD’ye çok daha bağımlıdır. Ergenekon ve Balyoz operasyonları orduyu ABD planlarına hizmet ettirmek için yürütüldü. Ordu artık Ortadoğu’da Suriye’deki mezhepçi savaşın en önemli güçlerinden biridir.

Şimdi Birleşik Kürdistan yönündeki gidiş için iki ağırlıklı alternatif  görünüyor. Ya Kürtler ile Türkler en kısa zamanda ayrılırlar ya da önce bir biçimde birleşme olur. O birleşme hem AKP iktidarına ”Büyüdük, demokratikleştik” aldatmacasıyla zaman kazandırır hem de aynı yoldan Birleşik Kürdistan’ın koşulları olgunlaşacaktır.

En büyük ve en dinamik Kürt gücü olan PKK Birleşik Kürdistan’ın  yıldızıdır. PKK; ABD’nin tercih etmeyeceği bir güçtür. ABD Barzani’yi tercih eder. PKK’yi ise karşısına almamaya çalışır. Ama ABD mecbur kalırsa PKK’yi de tanır. Türkiye’nin sözde hamiliğinde bir Kürdistan’ın İran Kürtlerini cezbetme potansiyeli artacağı için ABD, PKK ile anlaşmayı ister. PKK Kürt ulusal çıkarlarını gözetir ama dünya devrimi peşinde değildir. Ulusal taleplerini elde ettiğinde emperyalist düzene bir itirazı bulunmamaktadır.

Türkiye PKK’nn önünü kesmek için KCK operasyonları adı altında binlerce Kürt siyasetçisini tutuklarken PKK de AKP yöneticilerini ve devlet görevlilerini tutuklayıp gözaltına almaya başlayacağını açıklamıştır. Dahası,  Şemdinli’de 15 gündür süren eylemdir.  PKK’nin ”Alan hakimiyeti”, ”Alan savunması” olarak adlandırlan politikaları temelinde geliştirilen bu eylemde 300 kilometrekarelik alan 14 gündür devletin denetimi dışındadır. PKK ayrıca çeşitli Kürt bölgelerinde yolları kesip kontroller yapmakta, AKP yöneticilerini kaçırmaktadır. PKK yeni politikaları doğrultusunda Kürdistan bölgesindeki devlet ve parti yöneticilerini  tutuklayabileceğini veya gözaltına alabileceğini, boru hatları gibi stratejik ekonomik  alanlara müdahele edebileceğini, medyaya müdahele edebileceğini vb ifade etmektedir.

Batılıların amacı Irak’ı da Suriye’yi de parçalamak. Suriye büyük olasılıkla bir Sünni, bir Kürt, bir Alevi ve bir de Dürzi devleti olarak parçalanacaktır. Batılı güçler Ortadoğu’da küçük ve birbiriyle didişen devletler istiyor. Etnik ve dinsel ayrımlar ön plana çıkmaya devam edecektir.  Sırada Alevi meselesi var. Suriye’ye müdahele Alevi sorununun yeni boyut kazanamasına yol açması büyük olasılıktır.

Suriye’ye müdahele Ortadoğu’da en büyük sarsılmaların önünü açtı. Devrimci hareketler ya süreci değerlendirerek  insiyatiflerini genişletirler ya da yükselen milliyetçilik ve dincilik tarafından biraz daha saf dışı edilirler.

Türkiye devrimcileri bu süreçte öncelikle tutarlı , bağımsız ve dinamik bir güç yaratmalıdırlar.  Sosyalist hareketler arasındaki dayanışma çok önemlidir. Türkiye sosyalist hareketi kendi dışındaki hiç bir politik gücün yedeğine düşmemelidir. Sosyalist hareket bunu başarabildiği ölçüde Kürt ulusal hareketinden güç alabilir.  Ne PKK artçılığıne ne de PKK düşmanlığı. Biz Türkiye soluyuz. Kendi kafamızla düşünmeli, kendi öz gücümüze güvenmeliyiz. İşte o zaman gerçek dostluklar ve ittifaklar kurabiliriz.

Suriye’de otonomi ilan eden ve Türkiye’de ulusal demokratik özgürlükleri için savaşan Kürt ulusal hareketi dostumuzdur. Gelişme lehimizedir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here