Halk Cephesi ile Kürt Ulusal Hareketi Arasındaki Çatışma

0
146

indir (1)

Nurtepe’de Halk Cephesi’nin saldırısıyla başlayan olayların genişlemesi sonrası Halk Cephesi’ne taraftar dernek binaları, işyerleri vb molotofla yakıldı. Ardından İbrahim Öksüz adındaki 14 yaşında bir genç, taraflardan hiç birinin üstlenmediği kör bir kurşuna kurban gitti. Halk Cephesi çatışmaya Kürt ulusal hareketinin çevresinde seçim çalışması yapan SYKP, EMEP gibi grupların da katıldığını iddia ediyor. Diğer gruplar adına yapılan açıklamalarda ise olayların Halk Cephesi’nin saldırılarıyla başladığı iddia edilerek bütün sorumluluk Halk Cephesi’ne yıkılıyor.
Çatışmanın görünürdeki nedeni Halk Cephesi’nin, güçlü olduğu yerlerde diğer sol güçlere karşı uyguladığı siyaset yasağıdır. Solda herkesin bildiği bu yasağın sol adına, hele hele Mahir Çayan adına savunulacak bir tarafı olamaz. Cephe’nin bayrak edindiği Che Guevara ise solda bambaşka bir geleneğin öncüsüdür. Yasakçı anlayış mesela Gonzalo’nun Aydınlık Yol adlı örgütüne uygundur. Cephe’den arkadaşların yasakçı anlayışlarıyla Guevara’yı mı Gonzalo’yu mu bayrak edinecekleri konusunda düşünmeleri gerekir.
Yasakçı anlayış Türkiye’de ise olsa olsa Kürt milliyetçiliğinin çizgisine yani ”Burası Kürdistan burada Türk soluna yer yok”, diyerek insan dervimcileri öldüren bir anlayışa uygun düşer. Ne var ki Kürt ulusalcılarını bu çatışmada yasakçılığa karşı özgürlükçülük adına davranırken gördük. Kendilerine bu olanağı yarattığı için Halk Cephesi’ne şükran borçlu olmaları gerekir.
HDP Eşbaşkanı Tuncay Yılmaz çatışmada HDP’nin yaptıklarını, aşağıda okunabileceği gibi, ”sinir boşalması” olarak ifade etmiş. O zaman sormak isteriz: SYKP’den ve EMEP’ten arkadaşların sinirleri arkalarında Kürt ulusalcıları yokken niye boşalmıyordu? Arkalarında Kürt ulusalcıları olmasaydı bu ”sinir boşanması” yaşanır mıydı? Tuncay Yılmaz ”gaza geldik” veya ”oyuna geldik” deseydi daha anlaşılır olurdu.
Halk Cephesi’ne karşı kullanılan, derneğe vb molotof kokteyli atmak gibi, lumpence metotlar hiçbir sosyalist örgüte yakışmaz. Derneklere gelen sıradan insanların canını böyle hedef almaya ne denir, söz bulamıyoruz. Sorumlular kimse, onları seçip onlarla görüşmek gerekirdi. HDP, öncelikle kendisi adına yapılan bu canavarca saldırıların hesabını sormalıydı. Bu yöntemler milliyetçilere ve dincilere özgüdür. HDP’yi oluşturan görüşler, masum insanların hayatına kasteden bu eylemlerin vebalini boyunlarında taşıyorlar.
Kürt yurtseverlerinin bu süreçte Halk Cephesi’ne karşı kullandıkları ”ırkçı” sıfatını da şiddetle protesto ediyoruz. Halk Cephesi’ne ırkçı diyen, Öcalan’a biat etmeyi kabul etmeyen bütün Türkiye soluna ırkçı der.
Türkiye’de derneklere molotof kokteyli atmak, işyeri yakmak gibi zorbaca eylemleri yapmaya çok uygun bir lumpen kitle var. Kürt Ulusal Hareketinin bu tür eylemleri gelecekte bir politik araç olarak kullanmasından endişe ediyoruz. Bugün Halk Cephesi’ne yapılan, yarın güçlük çıkaran bütün sol gruplara yapılabilir. Hem de ırkçı ilan edilerek. Aynı şeyi Halk Cephesi için de söylüyoruz. Bu tür yöntemler devrimci mücadeleyi kirletmektedir. Mücadele araçlarımız ve metotlarımız mücadelemizin amacına ve özüne uygun olarak seçilmelidir.
Bu çatışmada en büyük sorumluluğun Kürt ulusalcılarına ait olduğuna inanıyoruz. Olay ani bir tepkiye hiç benzemiyor. Hatta Halk Cephesi’ne karşı tasarlanmış bir baskını andırıyor. Bu baskını Türkiye soluna müdahelenin bir parçası olarak görüyoruz. Kürt ulusalcılarının ”Türkiyelileşme” dedikleri şey, Türkiye solunu güç ve propaganda yoluyla ve bölme gibi yöntemleri de devreye sokarak denetimleri altına almaya dayanıyor. Öcalan daha Özal döneminde ”Bizimle anlaşırsanız Türkiye solunu da denetleriz” demişti.
Erdal Kara gibi iyi niyetli insanlar da, Kara’nın aşağıdaki yazısında da görüleceği gibi, Türkiye solunun Kürt ulusalcılarnın hizmetine girmesini büyük bir devrimci gelişme sanıyor.
AKP dışında bu çatışmanın tek kazanan tarafı Kürt ulusalcıları oldu. Çünkü onlar yaptıklarını, kitleye kolayca onaylattıracak şekilde bir bağ kurmuş durumdalar. Türkiye solu bu çatışmadan kaybetti.
Çatışma sonrasında bu çatışmanın asıl taraflarından biri olan Kürt ulusalcıları yerine ona bağlı davranan Türkiyeli sol örgütlerin sözcülerinin açıklamaları öne çıktı. Bunu da ”Türkiyelileşme” siyasetinin tezhürlerinden görüyoruz. Çatışmayla ilgili olarak aşağıdaki açıklamalaı yayınlıyoruz.
Odak, 7 Ağustos 2014
SYKP Eş Genel Başkanı Tuncay Yılmaz
Temmuz 30, 2014 – http://siyasihaber.org/haber/12915

¨Bu akşam Nurtepe’de yaşanan gerginliğin vahim bir hal aldığını duyar duymaz Nurtepe’ye geçtim. Partili arkadaşlardan tam bilgi aldıktan sonra gece boyu oradaydım. Nurtepe Mahallesi Sokullu Caddesi üzerinde Özgür Demokratik Alevi Derneği (ÖDAH) HDP’nin cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş’ı desteklemek için stand açmış. Halk Cephesi (HC) taraftarları Çayan mahallesinde kendilerinden başka kimsenin siyaset yapamayacağını söyleyerek standa ve standaki arkadaşlara saldırmış. Standdaki Demirtaş broşürlerini, ÖDAH malzemelerini (Hz. Ali posteri, dergiler vs.) ateşe vermişler. Kendilerine direnen mahalle esnafı Kürt Hareketinden bir arkadaşın önce linç edip sonra da köfte arabasını ateşe vermişler.
Bu durum bir süredir mahallede Halk Cephesi dışındaki tüm siyasetlerin etkinliklerine gösterilen tavrın bir devamıdır. Yakın zamanda SYKP, DHF, EMEP, SODAP ve Devrim Cephesi’ne ve kimi ortak eylemliklere (2 Temmuz anması) benzer müdahaleler olmuştu. Daha önce Halk Cephesi yetkilileriyle görüşüldüğünde de mahallenin kendilerine ait olduğunu, başka kimsenin siyaset yapamayacağını söylemişlerdi. Bu saldırgan tutumlarının arkasında yine aynı siyaset yasakçısı zihniyet yatmaktadır. Bu gece olanlara gelirsek; Halk Cephesi’nin saldırgan tutumuna karşı yüzlerce insan Nurtepe’ye aktı.
Halk Cephesi ise bu durumu da bir şovenist kışkırtmaya çevirmek istedi, “Kürtler Alevilere saldırıyor” yalanını yaymaya çalıştı. Faşistlerin Rize’de ve Samsunda, Kemalistlerin İzmir Karşıyaka’da, devletin ise her yerdeki yasakçılığına direnenlerin, Halk Cephesi’nin yasağını tanımaları düşünülemez. Halk Cephesi görüşmeler yoluyla bu tutumundan vazgeçmeye çağrılmış ama onları tutumu “mahalleyi terk edin” olmuştur. Bunun ardından biriken kitle kontrolden çıkmış ve asla yaşanmasını tasvip edemeyeceğimiz olaylar yaşanmıştır. Adeta bir sinir boşalmasıyla Halk Cephsi’nin “bizim” dediği bölgeye hakim olmadığı, mahallenin kolektif alanı olduğu gösterilmiştir. Elbette bu gece Nurtepe’de yaşananları kabul edilebilir bulmuyoruz.
Ancak şunu çok net ifade etmeliyim ki bu akşam Nurtepe’de yaşananların tek sorumlusu Halk Cephesi’dir. Siyaset yasakçısı tutumunu sürdürdüğü müddetçe yaşananların benzeri ve hatta daha ağırları yaşanmaya gebedir. Bu olaylara üzülen, yanlış bulan kim varsa Halk Cephesini “çayan bizimdir, başkası siyaset yapamaz” tutumundan vazgeçmeye çağırmalıdır. Halk Cephesi bu tutumundan vazgeçmediği sürece yarın yeni çatışmalara, devlet müdahalelerine davetiye çıkartıyor demektir.¨

Halk Cephesi’nden açıklama

Çarşamba, 30 Temmuz 2014 17:05

DEVRİMCİ KANI DÖKMEKTEN VAZGEÇİN!
ÇAYANDA DEVRİMCİLERE TEKBİRLERLE SALDIRANLAR KİM, AÇIKLAYIN!
İki gündür Çayan Mahallesiyle başlayıp Gazi Mahallesinde , Sarıgazi’de, Okmeydanı’nda devam eden devrimcilere yönelik saldırılara tanıklık ediyoruz. Öyle bir saldırı ki görenlere Maraş’ı, Sivas’ı hatırlatıyor.
Çayan halkı başta olmak üzere tüm halkımız bilir ki Çayan Mahallesi devrimci hareketin önderi Dursun Karataş’ın ve yoldaşlarının emeğiyle, sokak sokak tuğla tuğla örülerek kurulmuş örgütlü bir mahalledir. İstanbul’un birçok mahallesi örgütsüzdür. Buna rağmen dört parsellik Çayanda ısrar etmenin sebebini HDP halka açıklamakla sorumludur.
İki gündür hakkımızda gerçekle alakası olmayan bilgiler dolaşıyor. Özellikle sorumsuzluk arenası sanal ortamda provokatif söylemlere bolca rastlıyoruz. HDP’nin masasında duran kadın alevi olduğu için “Cepheliler Alevilere saldırdı”diye haberler yapıldı. Oysa gerçek gün gibi ortadadır.
KONUŞMAK İÇİN MASAYA GİDEN HALK CEPHELİLERE DEMİR ÇUBUKLARLA SALDIRILMIŞ, İNSANLARIMIZIN KOLU VE BURNU KIRILMIŞTIR! BU DA GÖSTERMEKTEDİR Kİ MASAYA, SALDIRI HAZIRLIĞI YAPILARAK GİDİLMİŞTİR.
Saldırılar sonucunda devrimciler kendilerini savunarak halkla birlikte saldırıyı gerçekleştirenleri mahallenin dışına çıkarmıştır. Ancak sonrasında HDP bileşenleri Çayan Mahallesine pompalı silahlarla, ses bombaları ve havai fişeklerle gelerek bir katliam girişiminde bulunmuştur. Buna rağmen sağduyulu davranan Halk Cepheliler kendilerini savunmanın dışında hiçbir karşılık vermemiştir. Evet, bu süreç HDP’nin Halk Cephelilere silahlı saldırıları ile sürmüştür. Peki devam eden süreçte nelerle karşılaştık, saldıranlar arasında kimler vardı…
SALDIRANLAR ARASINDA BDP’Yİ GÖRDÜK… OKMEYDANI’NDA SİBEL YALÇIN PARKINI YAKARKEN, GAZİ MAHALLESİNDE, OKMEYDANI’NDA VE SARIGAZİ’DE “TİTRE CEPHE APOCULAR GELİYOR, KÖKÜNÜZÜ KAZIYACAĞIZ” DERKEN GÖRDÜK BDP Yİ…
SALDIRANLAR ARASINDA SYKP’Yİ GÖRDÜK… KONUŞMAYA GİDEN ARKADAŞIMIZIN YUMRUKLA BURNUNU KIRARKEN, ÇAYAN’DA POLİSİ DEĞİL DEVRİMCİLERİ TAŞLARKEN GÖRDÜK SYKP’Yİ…
SALDIRANLAR ARASINDA ESP’Yİ GÖRDÜK. SÜRECİN BAŞINDAN İTİBAREN NELER OLDUĞUNU BİREBİR GÖRMELERİNE RAĞMEN HALK CEPHELİLER SİLAHLA SALDIRDI DİYE YALAN HABERLER YAPARKEN GÖRDÜK ESP’Yİ…
SALDIRANLAR ARASINDA EMEP’İ GÖRDÜK, TEKME YUMRUKLARIYLA GÖRDÜK ONLARI DA…
BAŞKA NELER GÖRDÜK…
TEKBİR GETİRİP SİLAHLA DEVRİMCİLERİ TARAYANLARI GÖRDÜK, YUKARIDA SAYDIĞIMIZ SİYASETLERLE AYNI SAFLARDAYDILAR…
PİS ALEVİLER DİYE BAĞIRIP İĞRENÇ KÜFÜRLERLE SALDIRANLAR DA AYNI SAFTAYDI BU KENDİNE SOL DİYEN SİYASETLERLE…
TORBACILAR, ÇETELER, DEVRİMCİLERİN MAHALLELERİNDEN KOVDUĞU ÇAPULCULAR DA ORADAYDI…
BDP’Lİ YAŞLILARIN, MAHALLEYE GİREN POLİSE TAŞ ATAN KÜRT GENÇLERİNE “DEVLETE TAŞ ATMAYIN”DEDİĞİNİ GÖRDÜK…
12 YAŞINDAKİ BİR ÇOCUĞUN SIRTINDA TAŞ KIRILIP SERESERPE YERE YATIRILDIĞINI GÖRDÜK…
GÜNLERDİR CEPHE KADIN DÜŞMANLIĞI YAPIYOR DİYE BAS BAS BAĞIRIP FUHUŞ YAPANLARI MEŞRULAŞTIRAN ESP’NİN ÇAYAN’DA DUDAKLARI PATLATILAN, SARIGAZİ’DE KAFASINA CAMLA VURULUP HASTANELİK EDİLEN DEVRİMCİ KADINLAR İÇİN TEK BİR KELİME ETTİĞİNİ BİLE GÖREMEDİK HENÜZ…
Böylesi bir ortamda eğer gerçek anlamda bir katliam yaşanmadıysa, belki onlarla ifade edilecek ölümler yaşanmadıysa, bu tamamen Halk Cephelilerin sol içi provokasyona gelmemesi sayesinde olmuştur. Cephenin tarihinde sol içi şiddet yoktur, Cephenin silahları uyuşturucu satıcılarına, halk düşmanlarına dönüktür. Bunu, saldıran siyasetler de çok iyi bilmekte, bu pervasızlıkla saldırmaktadır. Kim olduğunu, ne için mücadele ettiğini unutan sol, mahalleye polis girmişken bile Halk Cephelilere silahla saldırmaya devam etmiştir.
HDP hesap vermelidir.
Mahalleye polisi sokup devrimci bir kuruma operasyon yapılmasına sebep olmanın, kurumları, parkları yakmanın, devrimcileri silahla yaralamanın hesabını vermelidir.
Tüm Kürt gençlerini ortak düşmanımız oligarşiye karşı birlikte savaşmaya çağırıyoruz. Devrimci kanı dökmenin bugün de yarın da tarihte bir açıklaması olamaz. Sanal ortamlardaki bilgi kirliliğine, tahriklere kapılıp halkın dükkanlarını evlerini yakmanın, değil devrimcilikle, insanlıkla dahi alakası yoktur.
Mahallelerimizi sahiplenmeye ilkelerimizi koruyarak devam edeceğiz.
Tüm solu sorumlu olmaya ve gerçeklere davet ediyoruz…
HALK CEPHESİ

ESP’den Halk Cephesi’nin iddialarına yanıt:
Etkin Haber Ajansı / 02 Ağustos 2014 Cumartesi, 14:40
”GAZİ VE SANCAKTEPE’DE ESP’LİLERE SALDIRI

Halk Cephesi’nin durmaksızın kışkırttığı şiddet hareketleri, 1 Ağustos gecesi Halk Cephesi kitlesinin Sarıgazi ve Gazi mahallelerinde ESP’lilere saldırmasıyla sürdü.
Sarıgazi Demokrasi Caddesi’nde bir kafede oturan ESP’liler, saat 22.00 civarında, daha ne olduğunu anlayamadan, Halk Cephesi’nin taşlı, sopalı ve silahlı saldırısına uğradı. Dört ESP’li, aralarında Halk Cephesi’nin sahiplendiği çetecilerin de bulunduğu bu güruh tarafından ciddi şekilde darp edildi. Darp edilen yoldaşlarımızdan biri, önceki gün yine Halk Cephesi’nin saldırısına maruz kalmıştı. Aynı gece saat 23.00 civarında, Gazi Mahallesi’nde Cemevi üstünde evlerine doğru yürüyen iki ESP’liye, Halk Cephesi tarafından ateş açıldı. ESP’lilerden biri ayağından saçmayla yaralandı.
ESP TARAFTIR AMA ÇATIŞMALARDA YER ALMADI

Partimiz, Halk Cephesi’nin Nurtepe’deki saldırısıyla başlayan olayların siyasi tarafıdır. Çünkü Halk Cephesi, partimizin de bileşeni olduğu HDP’ye saldırmaktadır ve buradan kirli-provokatif bir siyaset tarzında derinleşmektedir. Bununla beraber partimiz, daha ilk andan itibaren gerilimin fiziki şiddet hareketlerine dönüşmesini engellemeye çalışmış ve sonrasında da şiddet hareketlerini yatıştırmaya dönük tavrını sabırla korumuştur. İstanbul’un şiddete sahne olan tüm mahallelerinde baştan beri partimizin tutumu böyledir. Söz konusu olaylar kapsamında, ESP her durumda sözünü söylemiş fakat hiçbir ESP’li herhangi bir şiddet hareketinin içinde yer almamıştır. Bu gerçeği Halk Cephesi de gayet iyi bilmektedir, zira Halk Cephesi sorumluları ile ESP sorumluları arasında yapılan görüşmelerde Halk Cephesi sorumluları bunu dile getirmiştir.
HALK CEPHESİ YALAN

Halk Cephesi sistematik olarak yalan söylemektedir:
1) Hiçbir örgüte hiçbir mahallede yasak konmadığı sözü düpedüz YALANDIR! Halk Cephesi yıllardır siyaset yasakçılığı uygulamaya çalışmaktadır ve bundan dolayı şimdiye değin sayısız siyasi gerginlik yaşanmıştır.
2) Nurtepe’de standa konuşmaya giden Halk Cephesi’ne HDP’lilerin saldırdığı sözü düpedüz YALANDIR! Halk Cephesi siyaset yasakçılığıyla standa gelmiş ve saldırmıştır.
3) Kürtlerin Alevilere ve Cemevine saldırdığı sözü düpedüz YALANDIR! Sarıgazi Cemevi yönetimi yaptığı resmi açıklamayla bu sözü zaten yalanlamıştır ve üstelik Nurtepe’de Özgür Demokratik Alevi Derneği’nde örgütlü Alevilere saldıran bizzat Halk Cephesi’dir.
4) Halk Cephesi’nin sola ve halka karşı silah kullanmadığı sözü düpedüz YALANDIR! Halk Cephesi saldırılarında ateşli silahları sürekli kullanmıştır ve son olarak Gazi Mahallesi’nde bir ESP’liyi de silahla yaralamıştır.
5) Gazi Mahallesi’nde İbrahim Öksüz’ün çetecilerin namlusundan çıkan kurşunla yaşamını yitirdiği sözü düpedüz YALANDIR! Olayın pek çok görgü tanığı, ateşin Halk Cephesi kitlesinin bulunduğu yönden geldiğini net olarak ifade etmiştir.
6) ESP’lilerin Gazi ve Sarıgazi mahallelerinde Halk Cephesi’ne saldırdığı ve genelde de bu şiddet hareketlerinin içinde yer aldığı sözü düpedüz YALANDIR! ESP’nin her mahallede fiziki şiddet hareketlerinin dışında kaldığını ve bu hareketleri engellemeye çalıştığını Halk Cephesi’de aslında kabul etmiştir.
HALK CEPHESİ TABANINA KİN VE NEFRET AŞILAMAKTA

Halk Cephesi’nin yalan üzerine kurulu kara propagandası öyle boyutlanmıştır ki, bu kara propagandanın tüm unsurlarını maddeleyerek ele almak imkansızdır. Halk Cephesi, olaylardaki haksız ve gayrimeşru siyasi pozisyonu ayyuka çıktıkça, bir yandan daha da saldırganlaşmakta ve diğer yandan da yalanın dozajını artırmaktadır. Bunca yalanı ortaya atarak da halklarımızı, emekçileri ve ezilenleri alenen aptal yerine koymaktadır.
Halk Cephesi devrimci ve antifaşist örgütlere, ESP’ye ve Kürt özgürlük hareketine karşı kendi tabanına durmaksızın kin ve nefret aşılamakta, bunun için dizginsiz yalan propagandayı yaymaktadır.
Halk Cephesi HDP’nin Alevi halkımız içinde büyüyen etkisinden dehşete kapılmakta, Alevileri Kürtlere karşı kışkırtmaya ve böyle gerici bir kutuplaşmadan yararlanmaya dayalı kirli bir siyaset tezgahlamakta, bunun için dizginsiz yalan propagandayı yaymaktadır.
Halk Cephesi ne kadar haksız ve gayrimeşru bir pozisyona düştüğünün tamamen farkındadır, gerçekleri gizleme ve bu pozisyonunun üzerini örtme telaşındadır, bunun için dizginsiz yalan propagandayı yaymaktadır.
Halk Cephesi’nin sol içi şiddete karşı olduğunu ve sol içi şiddet konusunda tertemiz bir sicili bulunduğunu söylemesi açıkça sahtekarlıktır. Sömürgeci faşizme ve onun uzantılarına yönelmesi gereken şiddetin şimdi sol içine yönelmesinin müsebbibi Halk Cephesi’dir. Pervasız saldırganlığıyla olayların fitilini ateşleyen, ardından provokatif hareketlere girişen Halk Cephesi’dir. Mahalle kabadayısı tarzıyla durmaksızın saldırganlığı körükleyen, mahalle serserilerini de saldırganlığına alet eden Halk Cephesi’dir. Yapılan görüşmelerin ardından şiddet hareketlerinin yatışacağı beklentisini boşa çıkaran Halk Cephesi’dir. Ve Halk Cephesi’nin bu pozisyonuyla sömürgeci faşizmin değirmenine kova kova su taşıdığının farkında olmadığı artık ileri sürülemez. Bu gözü dönmüşlüğün emekçilerin ve ezilenlerin istek ve çıkarlarına ne büyük zarar verdiğinin halen bilincine varmadığı söylenemez.
ESP ÇATIŞMANIN İÇİNDE ASLA YER ALMAYACAKTIR

Olaylar vahim bir düzeydedir. Halklarımızın, emekçilerin ve ezilenlerin çıkarlarına zarar veren daha da vahim gelişmeler olmaması için partimiz olayların durulması yönlü tutumunu sabırla ve ısrarla sürdürecek, bu kör şiddet hareketlerinin içinde yer almayacak, fiziki çatışmaları önlemeye çalışacaktır. Partimiz Halk Cephesi’nin haksız ve gayrimeşru pozisyonunun ise kesinlikle karşısında duran bir siyasi çizgi izlemeye devam edecektir.
Bu kirli ve provokatif siyaset tarzının, kendi dışındaki devrimci ve demokratik sola saldırarak prim toplama anlayışının, mahallelerde siyaset yasakçılığının devri kapanmıştır. Halk Cephesi bu siyaset tarzını ve anlayışını düzeltmedikçe, ortak demokratik platformlarda ve devrimci ve antifaşist örgütlerin birlikte mücadele kulvarlarında partimiz tarafından muhatap kabul edilmeyecektir. Bütün devrimci ve demokratik örgütler ve kurumlar bu sorunda siyasi taraf olmalı, açık özeleştiri verinceye değin Halk Cephesi’ni teşhir etmeli ve yalnızlaştırmalıdır.”

EVRENSEL’DEN İHSAN ÇARALAN
http://www.yonhaber.com/guncel/halk-cephesine-cok-sert-elestiri
”Son dört-beş günden beri, İstanbul’da Nurtepe, Gazi Mahallesi ve Sancaktepe ilçelerinde, “iki grup arasında çatışma”, “sol gruplar arasında çatışma” haberleri veriliyor. En son bu haberler Cumhurbaşkanı Adayı Selahattin Demirtaş’ın adaylığı ile ilgili çalışma yapan kişilere ve siyasi çevrelerin propaganda faaliyetini yasaklama biçiminde ortaya çıktı.
Nurtepe’de Selahatin Demirtaş’ın seçim çalışmaları için stant açanlara, “Burada stant açamazsınız. Bizim mahallenin hukukuna göre, burada propaganda sürdüremezsiniz” diyen, kendilerine “Halk Cephesi” diyen grubun mensupları standı dağıtmışlardır. Bunun üzerine Nurtepe’de tepkiler ortaya çıkmış, sonra olaylar Gazi Mahallesi’ne ve Sancaktepe ilçelerine de sıçramıştır. Önceki gün ise Gazi Mahallesi’nde 16 yaşında bir tekstil işçisi olan İbrahim Öksüz silahla vurularak öldürülmüştür.
Basında çıkan haberler, saldırıların bir grup tarafından düzenleniyor olması, saldırıyı yapan grubun eskiden “sol fraksiyonlardan biri” sayılması bu saldırıların “sol gruplar arasında çatışma” olarak yansımasına yol açmaktadır. Ama gerçekte ne “sol gruplar” arasında ne de “gruplar arasında” bir çatışma vardır.
Tersine ortada; bir grubun kendi “etkinlik alanı” saydıkları bir mahallede diğer “herkese propaganda yapmayı yasaklaması” vardır. Ve bütün bu çatışmalar da bu yasakçı zihniyetin her yolla herkese siyaset yasağı koymasından, bu yasağı gerçekleştirmek için terör estirmeye yönelmelerinden kaynaklanıyor.
Bu grup, son yıllarda bazı semtlerin bazı mahallerini, deyim yerindeyse kendisinin “etki alanı” ilan ederek, bu mahallelerde başka siyasi çevrelerin faaliyet sürdürmesini yasaklamakta, malum yöntemlerle mahalle halkını terörize edip, boyun eğmeye, koyduğu kurallara uymaya zorlamaktadırlar.
Bu grubun halka ve kendinden olmayan siyasi çevrelere karşı uyguladığı, şimdi gençlerin öldürülmesine varan baskı ve şiddet elbette hiçbir şekilde kabul edilemezdir.
Evet, bu grubun bakısından, siyasi ve sosyal içerikli faaliyetlerin yasaklanmasından siyasi gruplar şikayet ediyorlar ama bu grubun baskısından en çok muzdarip olan da bu semtlerde yaşayan esnafıyla, işçisiyle, kadınıyla, genciyle, Cemevleriyle, yerel dernekleriyle,… halktır.
Çünkü sonuçta siyasi gruplar faaliyetlerini bir biçimde, bazen karşı durarak, bazen baskıları umursamaz görünerek sürdürmektedirler. Ama bu mahallerde yaşayan halk her gün, her saat bu grubun marifetlerinden birisinin mağduru olma kaygısıyla yaşamaktadır.
Bu grubun ne vatandaşın nasıl yaşayacağına dair halkı zapturapt altına alma girişimleri ne de kendileri dışındaki siyasi çevre ve partilere uyguladıkları siyaset yasağı hiçbir şekilde kabul edilemezdir ve onların bu tutumların karşı mücadele etmek artık ertelenemez bir durum olarak ortaya çıkmıştır. Bu yüzden de halk ve çeşitli siyasi gruplar ortak bir tavır alarak, bu grubun “kendi hukukunu uygulama gayretlerini” püskürtmek için ortak bir tutum geliştirmeleri gerekir.
Bu, cinayete gelen sorumsuzluktan sonra bu grubun sözcüsü, temsilcisi gibi ortada dolaşan, kamuoyunda “unvana sahip” kişilerin de söylediklerinin, verdikleri sözlerin hiçbir inandırıcılığı kalmamıştır.
Evet, bu grubun baskı ve silah da kullanarak yıldırma girişimlerine, provokasyonlar yaratarak ortamı terörize etme gayretlerine karşı ancak halk birleşirse nihai olarak karşı konulabilir. Bunun için de bu grubun tecrit edilmesi, onlarla ortak hiçbir iş yapılmaması, halkın onların çağrılarına ve koydukları kurallara uymaması için gerekli çalışmanın el birliği ile yapılması belirleyici olacaktır.”
İhsan Çaralan / Evrensel

ERDAL KARA
HALK CEPHESİ GERÇEKLERİ ÇARPITIYOR

İnanılmaz bir açıklama. Halk Cephesi kendi yaptığı işleri HDP yapmış gibi anlatmaya devam ediyor.
Geçmişte sol içi çatışma olduğunda da meselelerin çarpıtıldığına tanık olduk. Ancak böylesine bugüne kadar hiç tanık olmamıştık. Her şey ama her şey ters yüz edilmiş vaziyette. Tam bir kara propaganda örneği.
HDP ilk kez ikircimli tutumuna son verip, Cumhurbaşkanlığı seçimi vasıtasıyla Türkiyelileşme siyasetine soyundu. Gayet güzel bir şekilde “Yeni Yaşam Çağrısı” mottosuyla formüle edilen bu siyasetle birlikte HDP bütün ezilenlerle bütünleşme, kaynaşma yoluna girdi. Bu siyasetin bir ayağı da Alevilerin haklarının kararlılıkla savunulması, Alevilerin haklarının Kürt sorununun gölgesinde kalmaması idi. Demirtaş bunu gayet güzel başarıyordu ki, birden bire bir yerden düğmeye basılmış gibi Alevi mahallelerinde Halk Cephesi ile HDP karşı karşıya gelmeye başladı. Siyasette böyle bir “raslantı”yı benim aklımın alması mümkün değil.
Bu çatışmadan HDP’nin bir çıkarı var mı? Yok. Kampanyanın ruhu itibariyle yok. “Türkiyelileşme” siyasetinin rotası itibariyle yok.
Peki bu çatışmadan kimin çıkarı var? Hiç kuşku yok ki, Türkiye’nin Batı’sında demokratik bir kuvvet merkezinin oluşmasından, üçüncü bir siyaset odağının filizlenmesinden, bu olasılığın orta vadede bütün siyasal denklemleri altüst etmesinden ölesiye korkan çevrelerin çıkarı var. Kürt Hareketi’nin kabuk değiştirerek Türkiye’nin demokratik dinamikleriyle hemhal olması Türkiye oligarşisinin, Türkiye egemen sınıflarının en büyük kabusudur.
Kimsenin kuşkusu olmasın, bu olasılığı batırmak için gizli kapıların ardında akıl almaz senaryolar yazılmakta, provokasyon hazırlıkları yapılmaktadır. Türkiye oligarşisi andaval değildir. Kendisini ilelebet açmaza alacak böyle bir gelişmeyi ellerini böğrüne koyup seyretmez, batırmak için her türlü melaneti tezgahlamaktan bir an bile imtina etmez. Kürtler Kürtlere, sosyalistler sosyalistlere seslenmeye devam ettikleri müddetçe, bu fasit daire sürdüğü müddetçe egemenler açısından korkacak bir şey yoktur. Ancak “Yeni Yaşam Çağrısı” olarak formüle edilen rotada ilerlendiği taktirde üçüncü bir kuvvet merkezinin ortaya çıkması güçlü bir olasılıktır ve yaşananlar bu olasılığı devreden çıkarmak için iğrenç bir tezgahın çevrildiğini kanıtlamaktadır.
Egemenler tarihin her döneminde ezilenlerin, onların örgütlerinin arasındaki sorunları kışkırtmak için ellerinden geleni artlarına koymamışlar, her fırsatı değerlendirme becerisini göstermişlerdir. Önemli olan ezilenlerin, onların örgütlerinin buna fırsat verecek tutumlardan uzak durması, yaptıkları hatalara karşı samimi bir tutum takınmasıdır. Ancak böylelikle kurulmak istenen tezgahın objektif olarak destekçisi olmaktan kaçınmak mümkün olabilir.
Görüldüğü kadarıyla HDP böyle bir tutum takınmaya çalışıyor. Halk Cephesi ise tam tersine yangına körükle gidiyor. Bunun nedeni, sekterlikleri, ideolojik önyargıları mı, yoksa bu çatışmanın kendilerini güçlendireceği, saflarını sağlamlaştıracağı inancı mıdır? Bunu şimdilik bilemeyiz. Ama şunu biliyoruz: Bu çatışma, Kürt Hareketi’nin Kürdistan’la sınırlı bir güç olarak kalmasını isteyen, Türkiye demokrasi güçleriyle kaynaşmasından ölesiye korkan Türkiye oligarşisinin çıkarlarıyla tam tamına örtüşmektedir. Bu basit gerçeği görmek için ille HDP’nin baktığı yerden Türkiye siyasetine bakmak gerekmez. Halk Cephesi’nin baktığı yerden de bunu görmek pekala mümkündür. Bunun niye görülemediği ise benim açımdan tam bir muammadır.
Bize düşen görev, bu çatışmadan mümkün olduğu kadar uzak durmak, sağduyulu davranmak, çatışmanın “Türkiyelileşme” siyasetinin ayağına kurşun sıkmaktan başka bir işe yaramadığını ayırdında olmaktır.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here