Hamza arkadaş’a ve dergimize karşı yapılan provokasyon yazısını yayınlıyoruz.

0
64

TEMMUZ2012 

Hüseyin Kırlangıç’ın dergimiz ve Hamza Yalçın arkadaşımız üzeri ne yazdıklarını yayınlıyoruz. Bu yazılanlara verdiğimiz yanıt da bu sayımızda yer alıyor. Odak
“HAMZA YALÇIN VE ODAK
DERGİSİ PROVOKATÖRLÜĞÜ AYDINLIK GAZETESİNİN ROLÜNÜ SÜRDÜRME PEŞİNDEDİR Hamza Yalçın Odak Dergisi’nde “Demokrat Başbuğ da Şimdi İçeride” adlı makalesinde, arkadaşımız Hüseyin Kırlangıç’ı itirafçılıkla ve kendisi üzerine ifade vermek suretiyle ceza almasını sağlamakla suçlamıştır. Bu noktada hareketimizi bir itirafçıyı barındırmakla suçlamış ve zan altında bırakmıştır. Devrimci ahlak ve tutum, böyle ciddi bir konuyu, bir siyasi yayın organında deklare etmeden önce, gelip bizim ile görüşmeyi ve elindeki kanıtları ortaya koymayı gerektirir. Aksi takdirde bu tür davranışlar, provokatörlükten ve devlete hizmet etmekten başka bir anlama gelmez. Geçmişten beri hareketimize düşmanca tavır içerisinde olan Hamza Yalçın ve ekibinin gerçek yüzünün görülmesi için, bu noktada sözü bir zamanlar Direniş Hareketi içerisinde yer almış olan ve 1997 yılında PKK saflarına geçmiş olan arkadaşımız Hüseyin Kırlangıç’a bırakıyoruz: Birey olarak ilk başta devrimci görevimi Direniş Hareketi olarak bilinen örgütün saflarında yerine getiriyordum. Süreç içerisinde gerek kitle ile olan örgütsel ilişkilerimizde ve gerekse kendi iç yapımıza yönelik tutum ve davranışlarda, safında yer aldığım bu politik çevrenin önderliği hakkında tatminkar bir güvenle karşılaşmadım. 1996 yılında Direniş Hareketi’ne yönelik yapılan op – erasyonlarda yakalanarak birkaç arkadaş ile birlikte gözaltına alındık. Aramızda örgütün lideri olarak tanınan Hamza Yalçın’da vardı. Üzerinde hiçbir ciddi eylem söz konusu olmadığı halde, sorguda sergilemiş olduğu tutum, konumu ile taban tabana zıttı. Aynı tutarsızlığı cezaevi koşullarında da sürdürdü. 1997 yılında bu örgüt ile bağımı birkaç arkadaş ile birlikte kopardım ve PKK saflarına katıldım. Bu zat o dönemde “Kürt milliyetçileri kadrolarımızı götürüyor”
diye feryat ediyordu. Hatta PKK’yi Türkiye Devrimci Hareketi’nin önünde engel olarak görecek kadar saldırıyordu. Tipik bir sosyal şoven olan Hamza Yalçın ve temsil ettiği hareket, bana göre devrimci değil reformist bir harekettir. Resmi ideolojinin ırkçı pisliklerini “gururla” üzerinde taşıyan bir yapıya sahiptir. Bu durum kendisinin yazılı açıklamalarında da mevcuttur. Bize PKK hakkında sözlü olarak anlattıkları ile devletin PKK hakkında anlattıkları tam bir paralellik arz ediyordu. PKK için “Bebek Katili” yakıştırmasını bir devletten bir de Hamza Yalçın’dan duydum. Düşmanın iğrenç söylemini yadırgamıyorum. Çünkü o düşman konumuna uygun tanımlama yapıyor. Peki devrimcilik maskesi altında kin kusan Hamza Yalçın gibi seviyesizlere ne demeli? Bu kaşarlanmış sosyal şoven kısa bir süre önce yayın organları Odak Dergisi’nde benim için “itirafçı” suçlamasında bulunmuştur. Ayrıca kendi hareketinin aleyhinde konuştuğumu ve ceza almadan cezaevinden çıktığımı da iddia ederek suçlamalarına inandırıcı dayanak bulmaya çalışmıştır. Hamza Yalçın başkalarına “hayali karşı-devrimci” maskesi takarak sonuç almaya çalışan siyasi bir sahtekardır. Şu hususu gönül rahatlığı ile belirtebilirim. Hiçbir devrimci, demokrat, sosyalist birey ve örgüt hakkında kasıtlı, yalana dayalı iftiralarda bulunmadım. Sosyal ilişkilerimde ve yoldaşça yaklaşımlarımda eleştiri olgusu dışında başka bir şey bulunmaz. Hamza Yalçın’ı yakınen tanıyan birisiyim. Bugüne kadar kendi olumsuzluklarına karşı hep eleştirel yaklaştım. Fakat bu son iftira ve düşmanca saldırı eleştiri sınırını aşmıştır. Belki de “nasıl olsa ben bir hareketin lideriyim hakaret etsem ve suçlasam da herkese inandırıcı gelir” diye kendisini kandırmaktan medet ummuştur. Böylece “benim hakkımda eleştirileri ve olumsuz fikirleri olanlar” üzerimde caydırıcı rol oynar diye düşünmüş olabilir. Peki madem itirafçıydım bunu neden bugüne kadar yani 15 yıl sakladın? Sana ve hareketine iyi niyetle ve gözü kapalı bir şekilde inanan yakın akrabalarımı bir bir politik olarak uyarıp geç de olsa saflarınızdan uzaklaştırmaya
çalıştığım günlerde “itirafçılıkla” itham edilmem arasında doğrudan bir bağ olduğu kendiliğinden anlaşılır. Neden başka zaman değil de yakınlarımın size olan desteğinin kesilmeye başladığı andan itibaren bana yönelik eleştirinin yerini birden bire hakaret ve suçlamalar içerikli düşmanca tavır almaktadır? Gerçekten devrimciysen (hadi bırakalım bunu) dürüst bir namuslu bir insansan eğer sana devrimci hareket önünde bir çağrı yapıyorum. Devrimci örgütlerin temsilcilerinden oluşan bir komisyon oluşturalım ve bu komisyona benim itirafçılığım ve senin üzerine ifade verdiğime dair olan bilgi ve belgeleri vererek bunu kanıtla. Böyle yaparak hem şereflice davranmış olursun hem de devrimci görevini yerine getirmiş olursun. Sana hodri meydan diyorum! Halk düşmanları hariç diğer bütün kesimlere verilmeyecek hesabım yoktur. Şahsıma yönelik bu düşmanca saldırı ve suçlamaları ya kanıtlarsın ya da bu saldırının kurbanı olursun. Çamur at izi kalsın türü ahlaksız mantık ve yöntemi yanına bırakacak değilim. Senin devrimcilik maskesi altında karşı- devrimci yüzünü bütün devrimci harekete göstermek benim boynumun borcudur. Bu noktada biraz politik siciline bakmak oldukça öğretici olacaktır. Direniş Hareketi ciddi ve yeterli bir ideolojik çizgisi olmayan ve bundan dolayı da politik olarak sürekli savrulan ve de bunun sonucunda örgüt içi ve dışı ilişkilerini politik yetersizlikten dolayı komplo ve itirafçılık ile götürmeye çalışan bir örgüttür. Direniş Hareketi politik çıkışını ve konumlanmasını önce Dev-Yol’a karşı, sonra Dev-Sol’a karşı daha sonraları da PKK’ye karşı yaparak gelişmeye çalışmıştır. Zaten PKK ile ilgili olan sosyal şoven yaklaşımı ortadadır. Hamza Yalçın 1993 yılında Dev-Sol’da ki bölünmede oportünist bir tutum takınarak ve yayınları ile her iki kanadı birbirine daha fazla düşürmeye çalışarak bu örgütün fiili durumundan faydalanmaya çalışan bir oportünisttir aynı zamanda. O zamanlar çevresindeki insanlara Dursun Karataş’ın devletin kadroları ile bir masanın başında buluştuğunu iddia edecek kadar ileri gitmiştir. Yine aynı dönemlerde Dersim’de Doktor Baran’ın ölümünden sonra çevresindekilere “PKK kendi içindeki sosyalist kadroları bilerek katletmektedir” diyebilmiştir. 1997 yılında PKK’yi pragmatist olarak niteleyen Hamza Yalçın, PKK’yi MHP’nin yükselmesine neden olmakla suçlamıştır. Devrimci örgütlere karşı bu tür yaklaşımlarda bulunan Hamza Yalçın kendi yoldaşlarına da pek farklı davranmamaktaydı. Odak Dergisi’nde şehit düşen Bülent Şenlik için “zaten ajandı” diyebilecek bir karaktere ve kişilik yapısına sahiptir. Ben ve bir çok kadronun Direniş Hareketi’nden ayrılmamıza neden olan durum bizzat Hamza Yalçın’ın sorguda ve cezaevindeki tutumudur. Beni ceza almadan cezaevinden çıkmakla itham eden bu zat gerçekleri bilerek saptırmaktadır. İnsanın “dinime küfreden Müslüman olsa bari” diyesi geliyor. Çünkü ben, beraber yakalandıktan sonra altı yıla yakın cezaevinde yattım. Ama kendisi örgüt lideri olmasına karşın birkaç ay içerisinde cezaevinden çıktı. 1996 ölüm orucunda kırk beşinci gününde ölüm orucunu bırakarak ve mahkemeye giderek tahliye olan kendisidir. Devletin o zamanlar ölüm oruçlarını sonlandırmak için birçok çabası vardı. Şimdi herkesin önünde sormak lazım: devlet ile ne tür bir anlaşma yaptın ki ölüm orucunu bıraktıktan sonra hemen apar topar salıverildin? Senin bu tavrından sonra sana ve örgüte olan inancımızın tükenmesinden dolayı da Direniş Hareketi’nden birkaç yoldaş ile birlikte topluca ayrılma kararı aldık. Senin üzerine ifade vermeme gelince. Böyle bir hayali ifade yoktur. Ve senin tarafından uydurulmuş bir yalandır. Anlaşılan bu ifade son yıllarda verilmiştir ve bundan mahkum olmuşsun. Ben 2002 yılından itibaren yurt dışında yaşamaktayım ve böyle bir ifade vermem mümkün değildir. Daha önceleri de birçok kişi hakkında aynı alçaklığı yapıp daha sonraları da bazılarından özür dilediğinin tanıklarından biriyim. Ama bu sefer benden değil devrimci kamuoyundan özür dilemeye mahkum olacaksın. Bizim gündemimiz oldukça yoğundur. Ve bu tür yersiz polemikler ile zaman kaybetmek istemiyoruz. Ancak böyle hakaretler ve suçlamalar karşısında da sessiz kalmamız düşünülemez.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here