Hamza YALÇIN: Hayat Onlara Anlamlı

0
31

Anma etkinliğinde Cemalettin Yalçın’ın anısına Odak adına yapılan konuşmanın metnini yayınlıyoruz:

Militanlığın, arkadaşlığa bağlılığın ve işkencede direnişin sembolü bir devrimci genci anıyoruz. İşkencede öldürülmesinden bu yana 36 yıl geçti. Sanayi Dev-Genç’in yiğit lideri Cemalettin mücadelemizde yaşamaya devam ediyor!

Cemalettin sık sık “Hızlı yaşa genç öl!” diye şakalaşırdı. O 21 yaşında öldüğünde, kısa devrimci yaşamında çok şey yapmış bulunuyordu. Cemalettin, Yeni Levent Lisesi öğrencisiyken faşistlere karşı mücadelenin en önünde yürüyen gençlerden biriydi. Sanayi Mahallesi’nde, Gültepe’de, Çeliktepe’de ve İstanbul genelinde faşizme karşı militan mücadelede aktif görevler aldı. İstanbul Pınar Mahallesi’nde ve Ümraniye’de gecekondu direnişlerinde aktif çalıştı. Dev-Genç adına Ankara’ya gidip Pol-Der’de çalıştı. En son olarak 4. Levent bölgesinde kadın satan çetecilere karşı mücadelede yaralı olarak tutsak düştü. Sorgusunda bir tek kişinin adını vermedi. Tutanakta Cemalettin’in ifade vermeyi reddettiği yazılıydı. İşkencede katledildi.

Cemalettin’inle en son Haydarpaşa Askeri Hastanesi’nde karşılaştık. İkimiz de ağır yaralı ve tutsaktık. Birbirimizi göremiyorduk, görüştürülmüyorduk. Cemalettin hastane personeline bağırıyordu. Niye bağırdığını açıklamak için -çünkü Cemalettin pek insanlara bağıran çağıran biri değildi- personelin kendisiyle ilgilenmediği belirtmişti. Benim tedavim kısa sürede bitti ve Selimiye cezaevine götürüleceğimi öğrendim. Bunu, işkenceye götürülme olarak algılamıştım. Çünkü polisler ağır yaralı olmam nedeniyle sorguma devam etmemişlerdi. “Seni şimdi hastaneye götürecekler.” demişler, hemen arkasından da, “Ama sonra görüşeceğiz!”, diye tehdit etmeyi ihmal etmemişlerdi. Asker eşliğinde hastaneyi terk ederken Cemalettin’in kaldığı bölmenin önünden geçtim. Önünde demir parmaklıklar olan küçük bir odaydı. Parmaklıklar battaniye gibi bir şeyle kapatılmıştı. Sakince giderken, ani bir dönüşle onun kaldığı hücrenin parmaklıklarından sıkıca tutundum ve demirleri kapatan battaniyeyi indirdim. “İşkenceye gidiyorum ama ben kimsenin aleyhine tek söz etmem!” dedim.

Cemalettin yatıyordu, biraz doğruldu ve “Sen yırttın moruk!” dedi. “Hatta babam sen oraya gelmeden haber alır ve seni bulur. Bir yığın askerin arasında götürülürken aralarından girip bana ulaştı.” dedi. Gerçekten de daha ben varmadan babamın Selimiye’ye bıraktığı eşyaları ve notunu bulmuştum.

Cemalettin öldürüldükten sonra düzenlenen raporda ölümün, ameliyat öncesi bayıltma sırasında meydana geldiği iddia edilmişti. Babamlar itiraz etti ve olayın soruşturulmasını istedi. Çünkü o iyileşmişti ve tek sorunu bir yanında hareket zorluğu riskiydi. Ziyarette anneme gülerek sarılıp “Görüyorsun oğlun iyileşti” demiş. Bizim yargılanma dosyasına bakan askeri savcı Yüzbaşı Turgut Göze, babamın olayın peşine düşmesinden rahatsızlıklarını ifade etti. “Baban sıkıyönetimi yıpratıyor. O bir hademe. Aslında bir şey yapamaz ama bunun senin davaya olumsuz etkisi olur.” dedi. Tartışmamız sırasında Savcı, “Seni de çok istediler ama ben vermedim. Ne mücadeleler döndü, bilmiyorsun.” diyerek Cemalettin’in işkencede öldürüldüğünü üstü kapalı kabul etmiş oldu.

O dönemde Haydarpaşa Askeri Hastanesinde başkaca işkenceden ölüm şikâyetleri olmuştu. Bir süre sonra sorumlu olarak bilinenlerden bir askeri yetkili, “THKP-C Savaşçıları” adlı bir devrimci grup tarafından öldürülünce, sıkıyönetim doğrudan bizim grubu sorumlu tutmuştu. Olayın hemen ardından bir askeri birlik uzun süre annemlerin evini kuşatmış ve beklemişti. Ben kaçaktım.
Özelliklerinden kısaca söz edeyim. Cemalettin dupduru bir devrimciydi. En önemli özelliklerinden biri dürüstlüğüydü. Olağanüstü dürüsttü o. Sahici ve alçakgönüllü idi. Yapmacıklıktan, büyüklenmekten, kurnazlıktan ve bencillikten uzaktı. Böyle şeylerle karşılaştığında da tepkisini esirgemezdi. Açık sözlüydü. İnsanlara eleştirisini hiç sakınmaz söylerdi. Onu tanıyanlar cesaretini ve militanlığını iyi bilirler. Cemalettin yiğitliğini, muhtemelen doğduğu yerdeki ilişkilerden almıştı. Türkiye yiğitler coğrafyasıdır. “Çamşıh” denen köylerde de yiğitlik çok takdir edilirdi. Aileden de cesaretli yetişmişti o. Ama Cemalettin Denizleri, Mahirleri, İbrahimlerin yolunda Dev Gençli olduktan sonra onun yiğitlik yanı alabildiğine gelişmişti. Cemalettin’in insanlara sevgi, saygı ve sorumluluğu çok yüksekti. Hem çocuk, hem de büyük yaştaki insanlar da onu sever ve sayarlardı.

Onun bariz özelliklerinden biri de arkadaşlarına muazzam bağlılığıydı. Cemalettin 4. Levent bölgesindeki fuhuş yuvalarına karşı o eylem sırasında yaralanıp düştüğünde arkadaşlarına, “Beni taşıyın!” demedi, eylemin sorumlusunu işaret ederek “Onu taşıyın!” dedi. Sonra arkadaşları Cemalettin’i de taşıdılar. Sıkıyönetim vardı o sırada. Devrimciler kolluk kuvvetleriyle çatışmak zorunda kalmışlar ve Cemalettin’i de taşıyarak bölgeden sıyrılmaya çalışıyorlardı. Ömer Yazgan Cemalettin’in sık sık “Beni bırakın siz devam edin, güvenmiyorsanız kafama bir kurşun sıkın!” dediğini söylemişti. Cemalettin’i 500 metre taşıdıktan sonra onun ısrarları üzerine bırakmışlardı.

Cemalettin çok güvenilen bir arkadaşımızdı. 1979 yılında birlikte hapis yatarken tanıştığım arkadaşım Ramazan Yukarıgöz beni bir an önce firara teşvik etmek için sık sık “Ah Taslak olsaydı!” derdi. “Taslak” lakabıyla“Gerilla Taslağı” kastediliyordu. Sanıyorum Cemalettin’in yaşı küçük, deneyimi az iken gerilla olmak yolundaki yüksek azmine bakılarak takılmış bir addı. Öylece kalmıştı. Arada Cemalettin’in olması, Ramazan ile hapishanede arkadaş olmamıza ve Ramazan’ın bizim gruba geçmesine yardımcı olmuştu. Aralarında Metin Adil Toraman, Erdoğan Yazgan, Ali Aktürk, Rıza Arı, Halil Ateş olmak üzere pek çok arkadaş bize Cemalettin’den kalmıştı. Cemalettin ayrıca grubumuzun ilk şehididir. İçimizde işkencede ifade vermeyen ilk arkadaş oydu. Üstelik ser vermiş sır vermemişti.
Öyleyken Cemalettin’i niye pek öne çıkarmadık?

Çok önemli sebeplerinden biri galiba benim. Cemalettin benim kardeşimdi ve polis beni soyutlayarak bizi zayıflatmak için göz altına aldığı gençlere sık sık “Hamza’nın bütün derdi şahsi. O kardeşinin intikamını almaya çalışıyor, sizi de alet ediyor.” propagandası yapıyordu. Bu propagandaya engel olmak istedim. Hatta babam Cemalettin’in öldürülmesinden sorumlu şahıslardan birini saptamış, ona nasıl ulaşılacağını da araştırmıştı. Bizi o şahsın cezalandırılması bu konusunda yeterince istekli görmeyince kendisi yapmaya karar vermişti. Bana annem haber vermişti. Babamla konuşup onu “asıl önemli olanın intikam değil mücadelenin sürdürülmesidir” görüşüne ikna etmiştim.

Cemalettin’in adını öne çıkarmadık ama mücadelesini asla ortada bırakmadık. Koşullar ne denli zor olursa olsun mücadeleyi sürdürdük. Cemalettin mücadelemiz için canını feda etmişti. Biz de onun arkadaşları olarak ona bağlılığımızı, mücadeleyi aynı özveriyle sürdürerek gösterdik. Devrimcilerin özlemi de odur. Bu özlem Che Guevara’nın ölüme meydan okuyan ünlü sözlerinde dile getirilmiştir: “Ölüm nereden gelirse gelsin, savaş sloganlarımız kulaktan kulağa yayılacaksa silahlarımız elden ele geçecekse ve savaş ve zafer naralarıyla cenazemize ağıt yakılacaksa ölüm hoş geldi safa geldi” diye. Cemalettin’in sık sık yazdığı o sözleri biz de onun mezar taşına yazdırdık. O sözlerde mücadelenin aynı özveriyle ve aynı heyecanla devam ettirilmesi özlemi vardır. Devrimciler ölüme mücadeleyi geliştirme özlemiyle meydan okurlar. Yoksa cennete gidip orada saçma sapan heveslerle sonsuza kadar rahat etme şahsi özlemiyle değil.

Mücadelede ondan güç aldık. Kendim 12 Eylül dönemi koşullarında mücadeleyi sürdürmekte zorlanırken aklıma hep Cemalettin’in tertemiz örneği gelirdi. “Ben de yaşamımı Cemalettin gibi, Ömerler gibi devrimci olarak tamamlayabilecek miyim?” diye endişe ettiğim çok oldu. Onlara çok gıpta ettim. Hala da ediyorum. 1996 yılındaki işkence sırasında bir ara acılardan zorlanıp “Öleceğim galiba…” diye düşündüğümde Cemalettin burnumun ucuna bir gül gibi yaklaşmıştı. Aslında öldükten sonra bir yaşamın olduğuna inanmadığım halde “Yanına geliyorum Cemalettin!” diye düşünmüştüm.

İçimizde zaafa düşen, bencilleşen ve çürüyen insanlar birleşerek bizi tasfiye etmeye çalıştılar. Normalde birbirini zerre kadar sevmeyenler, tasfiyecilik temelinde kolayca birleştiler. Mücadele için bir şey yapamayacak hale gelmiş o insanlar, nice emeklerle kurduğumuz ilişkileri bizden uzaklaştırmak için alttan alta ve gayretle çalıştılar. Yaptıkları düşmanlıklara rağmen hiç birinin kılına bile dokunmadık ama birbirimize daha sıkıca sahip çıkarak mücadelemizin tasfiye edilmesine asla izin vermedik.
Ayrıca ne Cemalettin’in ne de diğer arkadaşların devrimci anılarını asla istismar etmedik. Ömerleri kamuoyuna tanıttıktan sonra arkadaşların devrimci anılarını istismar edenler oldu. Buna zamanında kesinlikle engel olmamız gerekiyordu ama ne yazık ki yapamadık. Bu konuda hatalıyız.

Anma etkinliğini iki nedenle düzenledik. Cemalettin dürüst, yiğit, alçakgönüllü, insan sevgisiyle dolu, insanlara saygılı, açık sözlü, davaya ve arkadaşlarına canını verecek kadar bağlı, fedakâr ve direnişçi nitelikleriyle özel olarak ele alınması ve yeni kuşaklara tanıtılması gereken devrimci bir örnektir. Birinci neden budur.

İkinci olarak Cemalettin çetelere karşı mücadelenin de sembollerinden biridir. Biz de uyuşturucuya ve çeteleşmeye karşı bir kampanya başlatıyoruz. Bu kampanyaya onun devrimci anılarıyla başlamak istedik. Uyuşturucu ve çeteleşme büyük bir bela ve giderek büyüyor ve gençliği tehdit ediyor. Onun yayılmasına karşı direnmemiz gerekiyor.

Bugünkü kampanyayı farklı bir yaklaşımla ele almak istiyoruz. Çünkü hem koşullar değişti hem de biz değiştik. Cemalettin’in hayatına malolan kampanya devrimci şiddeti esas alıyordu. 1979 yılında solun devrimci şiddet uygulayacak gücü vardı. Söz konusu şiddet etkili olabiliyordu. Kampanya başarılı oldu ve fuhuş yuvaları kapatıldı. Fakat halk bunu ne kadar bildi ve takdir etti, işte onu bilemiyorum. Belki de soygun ve haraç amaçlı eylemlerdir diye düşündüler. Cezaevinden kaçtığımda söz konusu kadın satıcıları “Ne istiyorsa verelim, bize dokunmasın!” diye haber yollamışlardı. Cevabım elbette “Gitsinler bölgeden!” şeklinde olmuştu. Şimdi İstanbul’da bizden çok daha güçlü konumdaki sol örgütler mafyacı çeteler karşısında tutunmakta zorlanıyor olduklarını duyuyorum.
Bu günler de geçer. Yeter ki biz mücadelemizle ayakta duralım.

Bizdeki değişme ise şöyle. Devrimci şiddet konusunda çok daha titiz olmaya çalışıyoruz. Devrimci amaçlara ulaşmak için devrimci şiddet en son düşünülecek araçlardan biridir, diyoruz. Devrimci şiddeti de daha titiz kullanmak gerekiyor. Buna önümüzdeki süreçte çok dikkat etmemiz gerekiyor.

Şimdi biz, kampanyayı devrimci şiddet dışındaki araçlarla başlatmak ve yürütmek istiyoruz. Amacımız uyuşturucu ve çeteleşmeden zarar gören ve rahatsız olan insanlarla el ele vererek sorunun kaynaklarını birlikte saptamak ve birlikte çözüm yolları aramak. Sorun sadece onun doğrudan içinde olanların değil, hepimizin sorunudur. Çevremde uyuşturucu kullanımı ocaklar söndürüyorsa benim de canım yanar. Çünkü insanım. “Bana ne, herkes kendisinden sorumludur.” bencilliğiyle çevremin acısına kayıtsız kalamam. Kaldı ki bu bela kimin çocuğuymuş diye bakmıyor. Bütün gençlerin etrafında geziyor. Yakaladığının üzerine çöküyor.

Özellikle aydınlar, öğrenciler, eğitim, sağlık ve basın emekçileri bu konuda halka yardımcı olmalıdırlar. Mücadelemizi başta sol örgütler olmak üzere uyuşturucuya ve çeteleşmeye karşı samimiyetle mücadele eden bütün güçlerle mümkün olduğu kadar eşgüdüm içinde ve el ele yürütmeye çalışmamız gerekiyor. Temel amaç uyuşturucu ve çeteleşmeye karşı birlikte direnebilecek insan ilişkileri yaratmaktır. Temel amacımız uyuşturucunun ve çeteleşmenin yayılmasına karşı toplumda bilinç ve dayanışma yaratmaktır. Bu yolda öğrenciler arasında ders dayanışması da örgütlemek istiyoruz. Bu ders dayanışmasını geliştirmek için gönüllü öğrenciler ve eğitimciler arıyoruz.
Mücadelede kaybettiğimiz arkadaşlarımızı devrimci mücadelemizde onlardan güç almak ve onların devrimci kişiliklerini ve tertemiz geçmişlerini geleceğe taşıyarak devrimcileşmek için anıyoruz. Cemalettin arkadaşı ölüm yıldönümünde saygıyla anarken, bu yolda ömrünü vermiş bütün devrimcilere sevgi, saygı ve bağlılığımızı bir kez daha ifade ediyoruz. Dünyaya güzellikler, hayatımıza anlam kattılar. İyi ki var oldular!

Yolumuz devrim yolunda düşenlerin yoludur!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here