Hamza Yalçın’dan Durumuna İlişkin Değerlendirme

0
925

4 Ağustos’tan beri Barcelona’da cezaevinde yatmakta bulunan Hamza Yalçın, kendisi ile görüşen İsveç’li gazeteci-yazar Kurdo Baksi’nin sorularını yanıtladı. Cezaevine girerken gördüğü işkenceyi, cezaevi şartlarını anlatan Hamza Yalçın, “Erdoğan’a hiçbir zaman biat etmeyeceğim” diyor. Türkiye’de poliste işkencede ve cezaevlerinde ne tavır takınmışsa, İspanya’da da aynı onurlu tavrını koruyan Yalçın’ın açıklamalarının tam metni aşağıdadır:hamzayaköç

1) Türk devletinin seni İnterpol aracılığıyla aramasının gerçek nedeni nelerdir?

Hamza Yalçın: Beni Türk devleti değil Erdoğan arıyor. Artık Türkiye’de devlet eşittir Erdoğan. Erdoğan diktasından önce AKP iktidarı vardı. Ondan önce AKP-Cemaat iktidarı. Daha önce ise ordunun dolaylı ya da doğrudan belirleyici olduğu siyasal sistem. Hepsi de Türklüğü sömürüp Türkleri kandırdı. Esasında sadece kendilerini temsil ettiler. Gariban Türkler ise ya çok alakasız oldukları ya da baştakilere kandıkları için “Türk devleti” ifadesine inandılar. Hiçbir yurtsever Türk, o pis rejimleri kendi ulusal kimliğiyle bağdaştıramaz.

Erdoğan’ın beni aramasının asıl sebebi ise yazdıklarımı ve aktif bir insan olarak yaptıklarımı beğenmiyor olmasıdır. Kendisi hakkındaki görüşlerimize tahammül edemiyor ve yazdıklarımızı hakaret ve terörizm olarak nitelendiriyor. Keşke iyi şeyler yapıyor olsaydı da onları yazsaydık!

Erdoğan Türkiye’de medyayı büyük ölçüde susturdu ve çok sayıda gazeteciyi içeri tıktı. Elinden gelse Türkiye’deki basına yaptığını İsveç basınına da yapar. Hakkımda İnterpol kararı çıkarması zaten o yönde bir adımdır. İsveç’te İsveç hukuk sistemi içinde yaşayan bir insanı kendisine tehdit görüyor ve İsveç makamlarını saf dışı ederek hakkımda İnterpol kararı çıkarıyor.

2) Yakalandıktan sonra ne zaman İsveç devreye girdi? İsveç’in girişimlerini nasıl buluyorsun?

Hamza Yalçın: Burada İnternet olanağım bulunmadığı için basını ne yazık ki takip edemiyorum. Avukatım İsveç’ten arkadaşların maille yolladıkları bazı gazete haberlerinin çıktılarını getirmeye başladı. 3 Ağustos Perşembe günü gözaltına alınıp 4 Ağustos’ta mahkemece tutuklanarak bu cezaevine getirildim. Konsolosluk benimle 9 Ağustos Çarşamba günü, yani 6 gün sonra cezaevine gelerek temas kurdu. Konsolosluk görevlilerinden Sara ilgilendi ve notlar aldı. İsveç yetkililerini çelişkili ve pasif görüyorum. İnterpol tarafından aranıyor olduğumdan polisin haberi vardı. Bana hangi devletin beni niye aradığını söylemediler. Kendim bu konuda Halmstad polisine gittim ve sordum. İnterpol beni arıyormuş, sebebini öğrenmek istiyorum, yardım edebilir misiniz, dedim. Beklettiler, araştırdılar ve sonra bana “Seni aramıyoruz, bizimle sorunun yok” dediler. Ardından SAPO’yu telefonla aradım ve aynı soruyu sordum. SAPO da bir süre sonra beni aradı ve cevaben “Seni aramıyoruz, bizde sorunun yok” demekle yetindi. Arasalar zaten göz altına alırlardı. Aradığım cevabı vermediler. Belki de durumu öğrenip itiraz etmemi istemediler. Çünkü İnterpol kararının İsveç’in egemenlik haklarına ve demokratik değerlerine aykırı olduğunu dile getirirdim. Yetkililer hiç değilse gözaltına alındığımı öğrendiklerinde İspanya’ya “Ne yapıyorsun?” diye sorabilirdi. Çünkü düşünceme göre İspanya’nın beni en kötü olasılıkla İsveç’e yollaması gerekirdi. Tutuklanmamın protesto edilmesini beklerdim. Daha aktif girişimlerde bulunulmasını beklerdim.

3) İspanya’ya giriş yaparken pasaportunu kontrol ettiler mi?

Hamza Yalçın: Hatırlamıyorum. Uçağa Kopenhag’dan binmiştim. Orada rutin kontrolden geçmiştim. Barcelona havaalanında da inmiştim.

4) Cezaevi koşulları nasıl?

Hamza Yalçın: Cezaevi baştan bende toplama kampına getirilmişim gibi bir izlenim yarattı. Buraya ellerim arkadan kelepçelenmiş olarak polis otosuyla getirildim. Kelepçeler yolda öyle ağrı veriyordu ki bileklerim ve omuzlarımın sakatlanmasından endişelenmiştim.
Kelepçeye, özellikle ellerimin arkadan kelepçelenmesine karşı rahatsızlığımda Türkiye’de gördüğüm işkencelerin etkisi olmalı. 1990 yılında gözaltına alındığımda gördüğüm işkencelerden biri ellerim arkadan kelepçelenmiş olarak sırtüstü boylu boyunca yatırılmaktı. İrademin kırılması için beni o durumda bir süre beklettiler. O işkence bittikten sonra ellerim arkadan kelepçeli olarak galiba bir hafta kadar tutulmuştum. Kelepçeleri sadece küçük su ihtiyacı gidermek için tuvaletin önünde kısa süreliğine açıyorlardı. Açlık grevi yaptığımız için başka bir ihtiyacımız olmuyordu. Bileklerimde oluşan yara izleri bugün bile görülebiliyor. Omuzlarım da o yüzden zorlanmış, zarar görmüştü. 1995 yılında başka bir zaman gözaltına alındığımda ise beni arkamdan bağladıkları kollarımdan asmışlardı. Buna ters askı diyorduk. Polislerin amacı irademi ezmek ve aynı zamanda kendim ve arkadaşlarım aleyhine ifadeler imzalamaya zorlamaktı. Ters kelepçede omuzlarımın zorlanmasında o işkencenin kalıcı etkisi olmuştur, sanıyorum.

İşte Barcelona Cezaevi’ne öyle bir yolculukla gelmiştim. Vardığımızda bir on dakika da öyle beklettiler. Kırk dakika sürdüğünü tahmin ettiğim kelepçe eziyeti canımı çok sıkmıştı. O haldeyken bir de cezaevininin Ingreso adı verilen girişinde gardiyanlar tarafından dövüldüm. Amaçları cezaevindeki düzeni anlamamı sağlamaktı. O hadiseden sonra günlerce gülmedim. Kendimi toplama kampında hissettim.

Şimdi o insanlar hakkında resmi şikâyette bulunmak istemiyorum. Buradaki sistemin sorumluluğunu 3–5 insana yıkmak adaletsizlik olur. Sistemin gözden geçirilmesi ve çalışanların eğitilmesi gerektiğine inanıyorum.

Cezaevlerinde bugün 12’nci günümü doldurdum. İnternetin sağlayacağı bilgilenme olanaklarından hala yoksunum. Tutuklanmamı sağlayan anti-demokratik güçler ise beni suçlamak için her türlü olanağa sahipler. Yazılarımı elle yazmak zorundayım ki bu hem zor oluyor hem de çok zaman alıyor. Ekranı kırık da olsa hala işe yarayan bir IPad’im var ama yazı yazmak için kullanmama izin vermiyorlar. Güvenliğim gerekçesiyle cezaevinde yatan diğer insanların faydalandığı birçok imkândan faydalanamıyorum.

Türkiye’de politik tutsaklar cezaevi koşulları hakkında kamuoyuna her fırsatta açıklama yapıyorlar. Ben de o gelenekten geldiğim için kaldığım cezaevi hakkında biraz detaylı yazıyorum. Burayı incelemeyi çok isterdim.

Burası bin civarında tutuklunun kaldığı bir cezaeviymiş. Cezaevine ilk adımı sıkı koşullarda kalacağın Ingreso bölümünde atıyorsun. Havalandırma yok. Yemekleri hücre kapısından alıyorsun. Orada ve diğer yerlerde gördüğüm hücrelerde ikişer kişi kalıyordu, altlı üstlü ranzada. Tuvalet hücre içinde. Sana şampuan, çorap ve giysiler veriyorlar. Tek tip giysi anlamında değil, zorunlu ihtiyaç maddeleri anlamında. Hücredeyken ara bir hücre dışından kaçma ve dövülme sesleri geldi. Hücre arkadaşım gardiyanlar tarafından dövülenin Romanyalı olduğunu söyledi. Ben sesleri duydum ama görmedim. Giriş bölümünde ayrıca sağlık muayenesinden geçiyorsun. Sosyalden görevli memurlar gelip seni dinliyorlar. Dinleme kimlik bilgilerimi ve akrabalarımı kaydetme şeklindeydi.

Üç gün sonra bir parça daha serbest bir bölüme taşındım. Orada kısa süreli güneşlenebildim. Kola, kahve alacak otomatlar vardı. Bu tür alışverişler için sana büyük bir düğme gibi bir şey veriyorlar. İçinde paran oluyor. O bölümde yemeği yemekhanede yiyorsun.

Ardından Modulo adındaki asıl yere taşındık. Bahçesi geniş ve dışarıdaki güzel dağları gören bir yer. Bahçesinde futbol, basketbol oynayabiliyor, topluca ya da bir başına spor yapabiliyorsun. Volta da atabiliyorsun. Kantin günün belli saatlerinde açık. Bahçede uzun zaman kalabiliyorsun. Kütüphaneden ödünç kitaplar alabiliyorsun. İspanyolcan varsa felsefeden, tarihe, fiziğe çeşitli konularda kitaplar gördüm katalogda. İngilizce ise sadece romanlar görebildim. Galiba cezaevinde çok sınırlı internet olanağı da var. Kimlerin kullanabildiğini bilmiyorum. Belli hastalara diyet yiyecekler verilebiliyor. Uyuşturucu bağımlılarına ilaç veriliyor. Ayrıca çalışma hakkı var. Galiba günde 7 saat çalışıyorsun ve ayda 300 avro alıyorsun. Hafta sonlarında 20 dakikalık ziyaret var. Sanıyorum eşler özel bir odada 1.5 saat görüşebiliyor. Haftada 5 kez 8’er dakika telefon edebiliyorsun. Yemekler güzel ve bol. Yemekhanede yeniyor.

Modula’nın iki ayrı bölümünde çok kısa kaldım ve bahçede çok insanla konuşabildim. Ancak hücre arkadaşlarım sigara içiyor ve sürekli televizyon izliyorlardı, özel televizyonlarını. Konsoloslukla görüştükten sonra daha az olanaklı ama emniyetim açısından daha güvenli ve sakin bir yere verdiler beni. İki yataklı bir hücrede bir süredir tek kalıyorum. Personel bana genellikle iyi davranıyor. Cezaevinin disiplini görüşümce esas olarak korkutmaya dayanıyor. Ama bu gardiyanların elinde sopayla gezip önlerine gelene yapıştırdıkları anlamına gelmesin.tegmen-350x262

5) Bundan önce hangi Avrupa ülkelerine giriş-çıkış yaptın?

Hamza Yalçın: Danimarka, Almanya, Belçika, Hollanda, Fransa, İtalya, Avusturya, Birleşik Krallık, İsviçre, Yunanistan ve İngiltere’ye.

6) İsveç ve İspanya kamuoyundan beklentilerin nelerdir?

Hamza Yalçın: İsveç hakkında adalet ve dayanışma bilincinin gayet köklü ve kuvvetli olduğunu biliyorum. Yüzeyde biraz fazla bireycilik olabilir ama İsveç insanı duyguludur; zordaki insanını yalnız bırakmaz. İsveç halkı basından ve yetkililerden çok etkileniyor olduğu için benim durumumda basının ve yetkililerin tavrı önem kazanıyor.

Burada Erdoğan’ın isteği üzerine tutuluyorum. Hareket olanaklarım en az bir düzeye indirgenmiş şekilde. Erdoğan İnterpol’ü istismar ederek İsveç’teki demokratik özgürlükleri ve Avrupa düzenini hiçe sayıyor. Onun Suriye’ye karışarak orayı ne hale getirdiğini biliyoruz. Erdoğan’a İsveç’in Suriye olmadığını hatırlatmak gerekiyor.

Göteborg’da Eğitim ve Dayanışma Hareketi adında bir dernek kurduk. Göteborg, Malmö, Halmstad gibi çeşitli şehirlerde bir dizi güzel etkinlikler yaptık. IŞİD’e karşı mücadelede ölenlerin, 12 Eylül faşizminin idam ettiği arkadaşlarımızın, IŞİD katliamından ölen insanların anılması, referandum döneminde “Erdoğan’a Hayır” kampanyası, Erdoğan tarafından işlerinden atılıp sonra da direndi diye cezaevine tıkılan ve uzun süredir açlık grevinde olan Nuriye ve Semih ile dayanışma eylemleri gibi çalışmalardı bunlar. Erdoğan yanlıları bu çalışmalarımızı İsveç’ten de baltalamaya çalışıyor. Örgütlü şikayette bulunup sosyal medya hesaplarımızı kapattılar.

Şimdi biz bir yandan enternasyonal halk dansları, tiyatro, fotoğrafçılık gibi kurslar düzenlemeye ve bir yandan da derneğimize güzel bir lokal bulmaya çalışıyoruz.

Ayrıca İsveç’te örgütlü çeteleşmeye karşı da kampanyaya hazırlanıyoruz. Profesör Ove Sernhede’yi videolarından izlemeye başlamıştım. Göteborg’u güzel anlatıyor. Philipp Lalander ile birlikte bir çalışması da vardır. Keşke İnternet olanağım olsa da faydalanabilseydim.

İsveç’te göçmenlerin topluma aktif ve yapıcı bir şekilde katılmalarına biz de katkıda bulunmak istiyoruz. Kamuoyunun bu konuda ilgisini ve desteğini bekliyoruz.

İspanya yetkililerini İsveçli bir yazarı, İsveç’e baskılardan kaçarak sığınmış bir insanı Erdoğan’ın isteği üzerine gözaltına alıp tutuklaması ve Erdoğan’a teslim etmeyi tartışması adaletsizliktir.

Yüksek idealler için yaşayan Don Kişot’un yaratıldığı İspanya’ya ilk kez geliyorum, diyebilirim. Ben de yaşamımı yüksek insani ideallere adamış bir insanım. Erdoğan ise Türkiye’nin Frankosudur. Polisin beni Türkiye’nin Frankosunun isteği üzerine gözaltına almasını ve yargının beni tutuklamasını bit direnişçiyi Franko’ya teslim etmeyi düşünmesini anlayamıyorum.

Basının ve demokratik kamuoyunun durumumla ilgilendiklerini öğrendim ve sevindim.

7) Türkiye’ye iade edilirsen nelerle karşılaşırsın? Kaç yıl cezaevinde yatarsın?

Hamza Yalçın: Türkiye’de ben vurulup ağır yaralanmış, yıllarca askeri cuntanın vur emriyle aranmış, işkence görmüş, hapis yatmış ve zalim iktidarların çeşitli tertipleriyle karşılaşmış bir insanım. 1998 yılında bana ömür boyu hapis cezası verdi Türkiye’nin ezenleri. Tarihi galiba 2005 olacak, o tarihte de 20 küsur yıllık bir ceza daha aldım. Cezanın miktarını şimdi unuttum ama o civardaydı. Şimdi gene 20 bilmem kaç yıl daha hapsim isteniyor. Onları yatmaya ömrüm yetmez. Oğlumu da İsveç’ten alıp yerime devam ettirseler belki onun da ömrü yetmez (!). Erdoğan iktidarda kalmak için muhaliflere karşı her türlü şiddeti kullanabilecek bir insan. Ülkeyi kararnamelerle yönetiyor, Meclis, Anayasa falan dinlediği yok. Giderek şeriat yasaları da getirir. İdam cezasını yeniden getirerek muhaliflerini asmayı planlıyor. Tek kişi diktatörlüğünü savunmak için iç savaş çıkarmaya bile hazır. Erdoğan’a asla biat etmeyeceğime göre başıma gelecekleri biliyorum.

8) Seni Fetullah Gülen ile ilişkilendirmelerini nasıl buluyorsun?

Hamza Yalçın: Bunu ilk defa duyuyorum. Gülen Cemaati’nin en tanınmış karşıtlarından, yakın zamanda Cemaat’in boy hedefi olmuş gazeteci Ahmet Şık bugün Erdoğan tarafından Gülen Cemaati ile ilişkili diye hapiste tutuluyorsa beni de ilişkilendirebilirler. Türkiye’de böyle bir yargı, böyle bir hükumet ve Cumhurbaşkanı varken bizi Gülenci de yaparlar.

Çok kolay yalan söylüyorlar. Ama onların Fetö takıntısında duygusal bir yan da olabilir. Gülen Cemaatiyle evliydiler. Geçinemeyip çok kötü ayrıldılar. Erdoğan’ın Gülen aşkı nefrete dönüşmüş olabilir. Galiba duygusal kopuşu başaramadı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.