Haydin insafaa, haydin insafaa…

0
292

Adnan GENÇ

Libya Lideri Kaddafi, sık sık cihad (ve savaş) ilan ederdi. İran dini önderleri de pek bayılırlar savaş çığlıkları atmaya… Durmaksızın kötüyü ve haini tarif üzerinden düşman üretiliyor ve silah endüstrisi, bu türden savaş çığırtkanları nedeniyle kazanıyor… Aslında tam ve kesin söyleyeceklerim bu konuya ilişkin değil ama güncel olan üzerinden ‘cahiliye’ olanın hükmünden dem vurmak istiyorum… Biliyorsunuzdur, öncesi ve sonrasındaki haberleri okuduk… İsviçre’de minare oylamasında sürpriz sonuç, çıkmıştı! Yasağın reddedilmesi beklenirken, sandıktan minare yasağına ‘evet’ çıktı. Minare karşıtlarının oyu yüzde 57’yi aştı. Burkalı afişten korkan İsviçreli kadınlar, sandığa giderek ‘minareye hayır’ dedi. Referandum önerisini veren aşırı sağ parti ve gruplar, bayram yapıyor. Dünya kamuoyu ve İsviçre’deki göçmenler ise şokta. Gene biliyorsunuzdur, İsviçreliler son yıllarda tutuculaşan kimi Avrupalılar gibi çok gezer. Muhtemelen bizim tatil yörelerine geldiklerinde ‘eziyet olsun diye daha güçlü okunan’ ezanları ve o ezanların seslerini daha da yükselten minareleri görmüşlerdir. Korkuları ezan, minare değil hayli yoğun(laştırılan) sesleridir… Bence…

Bu memlekette bir krematoryum (ölü yakılan yer) yok… Bu memlekette ezan okumasını bilen müezzin neredeyse hiç yok gibi… Bu memlekette hep tabu sayılan bu konularda görüş belirtmek serbest (gibi) ama zaten dikkate alan da yok… ‘Adım Reşit, sen söyle sen işit’ hali…

İlk ezan 622 yılında okundu. Ezan’dan önce müslümanları namaza çağırmak için çeşitli yöntemler kullanılmaktaydı. Sabit bir yöntemde karar vermek üzere Hz. Muhammed’in de katıldığı istişare toplantılarında ortak bir karara varılmamış ancak sonraları sahabeden bazı kimselerin (Abdullah bin Zeyd) gördükleri rüyalar sonuncunda mevcut ezan kullanılmaya başlanmıştır. Muhammed’in emriyle ilk ezan Bilal-i Habeşi tarafından okunmuştur. Anlayacağınız bir rüya uğruna güme gidiyoruz…

Teneke sesli ve makam bilgisi sıfır olan müezzin kılıklı birilerinin okuduğu ezan, bu topraklarda Arapların aksine belirgin makamlarda okunuyor… Çocukluğumun geçtiği Fatih Camii’nin külliyesinin hemen bahçe duvarına komşu otururduk ve özellikle sabahları teknoloji kullanılmadan rahatlıkla duyabildiğim ezan; Sabâ makamındanmış. Dilkeşhâveran makamında da okuyabilirmiş meraklısı… Kalan vakitlerin tamamında hicaz okunabilirmiş… Öğlen gene Sabâ, akşam vaktinde Rast da mümkün ve Yatsı diye tabir edilen günün ve gecenin son vaktinde ise okunan ezanın makamları; Hicaz kadar Bayatî, Nevâ ve/veya Rast makamında olabilirmiş…

Bütün bunları yazma nedenime geleceğim…

Kanuni Sultan Süleyman zamanında özellikle emirname yayımlanmış… Zaten kendi adına yaptırdığı ve türbesinin içinde olduğu Süleymaniye Camii’nin külliyesi içinde bugün de -gereği olmadığı halde- dip dibe bulunan ‘lojman’, tamamen padişah tarafından verilen bir emrin ürünüdür. Din görevlisinin önemine ve değerine prim veren bir emirnameye…

Özellikle azınlıkların yaşadığı bölgelerde bulunan camilerde iyi görünümlü –prezantabl- din görevlilerinin olmasına özenilmesini ve gene ezan okuyan kişilerin mutlaka makam ve usül bilen güzel sesli müezzinlerden oluşmasını istemiş… Kimsecikleri rahatsız etmemek için de usulca okunan ezan bugün hâlâ Fındıklı’daki Mimar Sinan eseri Molla (Kasım) Çelebi Camii’nde, Nüshetiye, Kılıç Ali Paşa ve Dolmabahçe Camii’lerinde usulca okunur. Makamına uygun olarak. Sabah vakitleri yatağınızda yeniden uykuya dalmanız için ninni makamındadır… Yani, namaz kılmaya niyeti olmayanlar için…

Türkçe de okunmuş ezan. Şiilerin Hz. Ali’yi de kattıkları bir dize dışında hemen hemen aynı olan Arapça ezan 1932’de Türkçe de okunmuş. Ayasofya’da bir Kadir Gecesinde… Tam 18 yıl boyunca da okunmuş… Hep halkının çoğunluğu Müslümanlığa inanmış bu topraklarda hep usulüne uygun ve insanca koşullarda okunmuş… Menderes zamanında da bir karar olmamasına karşın hızla vazgeçilmiş…

Sovyet ülkesi olduğu zamanlarda güzelim bir uygulama olarak dondurulan din ve ilişkin uygulamalar yeniden başladığında; ülkeler kendilerine özgü uygulamalar yapagelmiş… Azerbaycan’da 2007 yılından itibaren ses tesisatları polisçe sökülmüş ve kakafoninin önüne geçilmiş…

Bilirsiniz köylük yerlerde; taşrada illa müezzin bulunması beklenmez. Onbinlerce din görevlisinden öncelikle imamların atamaları yapılır… Böylece iki kadro tek insanda toparlanarak tasarruf da edilmiş olur! Allahtan yüce Allah yukarıda… Bir önceki cümledeki tasarrufun ironik cümle kuralım dermanıyla kurulduğunu görüyor… Diyanet bu işlerin başıdır ve sadece Sünni Müslümanların örgütüdür… Başta Aleviler olmak üzere diğer semavi dinler umurlarında bile değildir. Ermeniler, Rumlar ve Yahudiler kendi tapınaklarını kendi keselerinden onarmak ve çalışanların giderlerini karşılamak zorundadırlar. Cemevleri de zaten kültürel misyon odaklarıdır!.. Özetle bu insanlar vergilerini verirler, Sünniler’in ihtiyacı karşılanır. İnsafsızca…

Bunca ‘malümatfuruş’ bilgiyi niye kaleme aldığımıza gelince. Din Görevlileri Haftası ya da Ezan’ı Muhameddiye’nin yıl dönümü oldu da aklımıza gelmiş değil… Gelmedi tabii ki. Gelmez de şükür… Bir süredir bu güzel ve çileli kadim kentin kıyılarında bulunan evlerimden artık daha karasal bir bölgeye taşındım. Taşınmak zorunda kaldım. Ne Rumelihisarı’nda ne de Kabataş sahillerinde bir derdim olmazdı. Sonradan Khalkedon sahillerinde bir yer edindim. Özeti çocukluğumun Fatih’inden sonra tam 30 küsur yıl boyunca memnun mesut idare ederken artık bir kâbus ile uyanıyorum…

Birbiri peşi sıra teneke seslerini teknolojinin olanaklarıyla çığırtkan patatiisçilere benzeten imam/müezzin kılıklı ‘uyandırma servisi’ beni canımdan bezdirdi. Sadece uyandırsa iyi; sarsalayan, kahreden ve bu memleketin freni boşalmış gibi cahilliğin iktidarında yürü(n)düğünü bir kez daha hatırlatan seslerle yatakta düğüm olursunuz… Gün doğumuna koşut bir vakitte okunması gereklidir ezanın… Ama Karadeniz’de hemşehrilerimin neredeyse herkesin kendi bahçesine bir cami kondurması gibi buralarda da her mahallede birkaç cami birden vardır… 4-5 cami yerine sadece birinden ezan sesi yükselse kabul edilmesi mümkün olacak. Ama ibadet yerine eziyet niyetlisi olduklarından; biri bitiriyor ve kanon yapar gibi öbürü sesi devralıyor… Peş peşe ama uzun, çok uzuuun ve birbirinden hayli berbat okumalarla toprak altındaki karıncaların DNA’sını bile ayaklandırıyorlar…

Sözlerine bakalım mı;

“Tanrı uludur;
Şüphesiz bilirim, bildiririm:
Tanrı’dan başka yoktur tapacak,
Şüphesiz bilirim, bildiririm
Tanrı’nın elçisidir Muhammed
Haydin namaza, haydin felaha
Namaz uykudan hayırlıdır.”

Hayır-Şer tartışması yapmıyorum… Çünkü birileri için böyleden böyle… Bana göre ise sabah uykusu daha hayırlı… Geç vakte kadar çalışıyorum… Hastası var, yaşlısı var, bebişi var… Bir uyandı mıydı; yatamayanı var… İnsaf ey ehli Müslüman. İnsaf ey insan ehli…

Bu memlekette bir krematoryum (ölü yakılan yer) yok… Bu memlekette ezan okumasını bilen müezzin neredeyse hiç yok gibi… Bu memlekette hep tabu sayılan bu konularda görüş belirtmek serbest (gibi) ama zaten dikkate alan da yok… ‘Adım Reşit, sen söyle sen işit’ hali… Ben yazayım da suya atayım…

Rica ediyorum, camilerdeki ve Taksim meydanındaki gibi varilden yapılma minareleriyle ibadethane süsü verilmiş mekânlardaki ses yükselticisi her türlü edevatı çöpe atınız… İbadetinizi usulca ve adabıyla yapınız…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.