HDP SOLUNDAKİ KEMALİZM ALGISI ÜZERİNE

0
527

Türkiye solunun CHP’nin peşinde gittiği iddia ediliyor. Bu iddialar zaman zaman Odak’ı ve özel olarak beni de kapsıyor. Bu yüzden onların sorgulanmasını istiyorum. 

Türk kimliğinin egemen güçler tarafından faşistleştirilmesine teslim olmayı reddediyoruz. Sevgili yurdumuz Türkiye’den umudumuzu kesmiyoruz. Kürtlerin ve azınlıkların ulusal demokratik haklarını  savunurken, Türk kimliğini değersizleştirmemeye, yabancılaştırmamaya dikkat ediyoruz.

Kurtuluş Savaşı’na, Cumhuriyete ve ülkemizin ilerici birikimine, fesli gerici Kadir Mısırlıoğlu paralelinde bakmıyoruz.

Özal-Erdoğan çizgisiyle aşk yaşama peşindeki sözde solcuların kokularından hazzetmiyoruz.

Emperyalizme ve özellikle ABD emperyalizmine karşıyız.

Türkiye solunun Kürt hareketinin yedeğinde olmasını; düşünce ve davranışını belirlerken Kürt hareketinin etkisinde kalmasını, bazılarının ise daha ileri giderek Türkiye solundan örgütleri ve sosyalistleri her seferinde kraldan çok kralcı tutumla sosyal şovenizmle suçlamasını üzüntüyle karşılıyoruz.

Bilenler bilir, Türkiye solunun Türk ve Kürt ulusalcılarına veya başkaca güçlere dayanacak yerde, kişilikli bir tutumla ve kendi dışındaki güçlerden bağımsız bir temelde, kendi içinde birleşmesini savunuyorum. 

Sosyalistlerin demokrasi ve özgürlük mücadelesinde Türk ve Kürt yurtseverlerinin, CHP’lilerin ve HDP’lilerin dayanışması için çalışmalarını ve bunun için HDP ile CHP arasındaki rekabete taraf olmaktan kaçınmalarını savunuyorum.

Kendini belli gazete ve televizyon yayınlarına hapsetmemeyi; hiç bir şeye körü körüne inanmamayı; sol adına asla grupçu şartlanma içinde davranmamayı; doğruyu yanlışı asla grupçu tutumla sınıflandırmamayı; doğruları savunanla komplekssiz bir şekilde dayanışmayı; haksızlık nereden gelirse gelsin, yanlışlık kimin tarafından yapılırsa yapılsın devrimci eleştirici tutumla karşısına çıkmayı benimsiyorum.

Türkiye solu olarak sosyalizm yolundaki devrimci mücadelemizde günümüzde ve geçmişimizdeki sağlam değerlere sahip çıkmamızı savunuyorum.

Bunların niye sosyal şovenizm ve Kemalizm olarak algılandığını merak ediyorum. CHP’lileri HDP’ye çağırmadığımız için mi? CHP’yi HDP’den çok daha fazla eleştirdiğimiz halde, genelde daha solda duran HDP’li çevreler bizlere sert suçlamalar yapıyor. HDP çevreleri ve İbrahim geleneğinden arkadaşlar, Kürt hareketine yedeklenmeyi reddeden ve Türkiye’nin aydınlanmacı birikimine gericilik karşısında sahip çıkan bizleri Kemalizm saplantılı görüyor. Kürt düşmanı olduğumuz bile iddia edilebiliyor. Bu suçlamaların böyle kolay ileri sürülmesine şaşırıyorum.

Anladığım kadarıyla Kemalizm ile emperyalizme bağımlı kapitalist sistemin anlayışı ve devleti kastediliyor. Kemalizmden kopamamak, işte o devletle ve kapitalist sistemle bağlarını atamamış olmak; fakirin ve ezilmişin yanında olmak yerine baştaki ezenlerin yanında yer aramak  ve şovenist tutumda olmak kastediliyor.

Kemalist saplantılı olduğumuz ABD’nin Irak’ı işgali öncesindeki tartışmalarda ileri sürülmüştü. Ortadoğu’yu mahvedecek saldırıya karşı çıkmamızdan  burjuva devletlerin sınırlarını savunan bir statükocu olduğumuz sonucunu çıkarmışlardı. O dönem Türk tarafında ABD ile işbirliği yaparak savaşı fırsata çevirmek yönünde güçlü eğilimler gözleniyordu. ABD emperyalistleri iktidardaki Ecevit’i hükümet darbesiyle indirip Türkiye’nin başına Erdoğan’ı getirmişti. Erdoğan, savaşı fırsata çevirenlerin başında geliyordu.

Sonra Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun ne hale geldiğini gördük: Türkiye’nin dinciliğe teslim olması, Ortadoğu’da IŞİD, El Nusra ve ÖSO, mezhep savaşları, aralarında binlerce Kürdün yer aldığı milyonu aşkın insanın ölmesi, ülkelerin yakılıp yakılması, milyonlarca insanın göçmesi… En kötüsü de bunlar devrimi yakınlaştırmayıp uzaklaştırdı. Fırsatları değerlendirerek bugün tek adam diktasını kurmuş Erdoğan bile boğazına kadar belanın içine batmış ve muhtemelen pişman halde.

Bizler ABD ve AB gibi emperyalist ülkeleri hala halklarımızın düşmanı görüyoruz. Onların iki yüzlü ve güvenilmez olduklarına dikkat çekiyoruz. Ne zaman onları eleştirsek HDP adına bazıları çıkıp araya başka bahaneler de katarak Kemalist olduğumuzu ileri sürüyorlar.

Türkiye’nin emperyalizm tarafından ezilen ve sömürülen bir ülke olduğunu söylüyoruz. Özellikle Avrupa’da yaşayan Türklerin yaşadıkları ülkelerin sistemleri tarafından aşağılanıyor olmaktan dolayı nefret biriktiriyor olduklarını gözlüyoruz. Erdoğan bu nefreti manipüle ediyor. Halkın emperyalizme karşı tepkilerinin manipüle edilmesini istemiyoruz. “Bu tepkilere biz devrimciler el uzatalım”, dediğimizde Türkiye içinde egemen burjuvazinin ezdiği diğer gruplara fazlaca yoğunlaşmış olanlar buradan sosyal şovenlik algısı ediniyorlar.

AKP iktidarını felaketin gelişi görmüştük. Umutlananlara ya da umursamayanlara katılmayıp kaygılanmış olmamızın Kemalizm olarak algılanması düşündürücü değil midir? 

Ergenekon operasyonlarını ABD ve işbirlikçilerinin orduda ve devlet içindeki operasyonları olarak gördüğümü yazmamdan Kemalist olduğum sonucu çıkarılmıştı. Operasyonun başını çeken Gülenciler daha ileri giderek beni Ergenekonculara dahil etmeye çalıştılar. Sonradan anlaşıldı ki onlar bir yandan “Ordu darbe yapacak” iddiaları gezdirip sosyalistleri kandırırken alttan alta ise subay, astsubay ve askeri öğrencilerin yüzde 60-70’ini kendilerinden yapmışlardı. Kendilerinden olmayanlara ise kan kusturmaktaydılar. Marksist bilinçten yoksun milyonlarca insan bile kaygılanıp sokağa protestoya çıkarken sol hareketin bir kesiminin ruhu dahi duymadı. 

Türk aydınlanmacılığında ve halkçılığında devrimci bir içerik olduğunu ileri sürüyorum. Türkiye solu olarak onlara sırt çevirirsek Türkiye devrimci hareketinin önemli bir kaynağını kuruturuz, diyorum. Köy Enstitüleri’ne, Hasan Ali Yücel’e, İsmail Hakkı Tonguç’a, Tarık Akan’a, Levent Kırca’ya; Aziz Nesin ve Bekir Coşkun gibi yazarlara faşist gözle bakmadığım gibi onları ilerici görüyor ve seviyorum. O insanların değeri bize uymayan bazı politik görüşleriyle sınırlı görülemez. 

Kürt sorununun Türkiye’nin çok önemli bir sorunu olduğunu kabul ederken, dünyaya Kürt sorunu odaklı bakmanın Türkiye solunu eriteceğini düşünüyoruz. Kürt hareketinin gelişmesinin Türkiye solunu da mutlaka geliştirir, görüşünü ihtiyatla karşılıyoruz. Türkiye solu eridikçe Kürt hareketi ile Türk halkının arası açılacak ve Kürt hareketi kendine alan yaratmak için hükumetlere ve emperyalist güçlere yanaşmaya zorlanacaktır. Bu da Kürt hareketinin ve Kürt halkının başına belalar açacaktır.

Türk kimliğini egemen güçlerin eline bırakırsak Türkiye faşistleşir, diyorum. Türk sözcüğünü duyduklarında telaşa kapılan insanlar bu yaklaşımımın ne denli şovenist ve Kemalist olduğunu düşünüyorlar. Oysa Türk kimliğini yabancılaştıranlar onu egemenlerin şekillendirmesine yol açarlar. Coğrafyamızda yaşayan Türk, Kürt, Ermeni, Arap vb. halkların birbirlerine yabancı ve düşman etnik kimlikler yerine birbirinin eşi, eşiti, ikizi, canı gören bir kimlik stratejisinin geliştirilmesini savunuyorum.

Kurtuluş Savaşı’nın ve Kemalist burjuva devrimin bütün eksik ve olumsuz yanlarına rağmen tarihsel bakımdan ilerici olduğunu söylüyoruz. Özellikle bu noktada hemen suçlamalarla karşılaşıyoruz.

CHP kitlesinin büyük kısmının sola açık insanlardan oluştuğunu yazıyoruz diye buradan hemen CHP’ye umut bağlamış bir Kemalist olduğumuz sonucu çıkarılıyor.

Tanımayan kimileri benim Cumhuriyet Bayramlarında monşer hesabı kadeh kaldırdığımı, ayrıcalıklı kesimlerle haşır neşir olduğumu düşünüyor. Böyle düşünenlerin hiçbirinin benim gibi sade yaşadığını sanmıyorum. Hayatım boyunca paraya, kariyere, kişisel yaşama yoğunlaşmak yerine mücadeleye, özveri isteyen, emek isteyen, cesaret isteyen devrimci mücadeleye yoğunlaştım. Yeni kuşaklar bilmeyebilir, çalışmalarımdan dolayı 1980’li ve 90’lı yıllarda polisle çok sorunlu oldum, işkenceler gördüm; sorgularda daima başımı dik tuttum. Yarım yüz yıla yaklaşan devrimci çalışma hayatımda çok önemli dönemeçler yaşandı. Devrimcilikte ısrarla tutundum ve geriye düşmedim. Bankada birikmiş tek kuruşum yok. Mal mülk edinmeyle de bu yaşa kadar hiç ilgilenmedim.

Sadece Kemalizmi değil reel-sosyalizmi de baskıcı görüyor ve sosyalist hareketin yenilenmek zorunda olduğunu savunuyorum. Sosyalistler arasında sadece çatışmalara ve rekabete karşı çıkmakla kalmayıp sol adına insanları şartlandırmayı ve manipüle etmeyi amaçlayan propaganda metoduna karşı çıkıyorum. Birbirinin üzerinde üstünlük sağlamaya dayanan polemik metodunu reddediyor ve onun yerine eşitler diyaloğunu savunuyorum. Sol hareket saflarındaki insan ilişkilerinin burjuva toplumu içindeki insan ilişkilerinden bağımsızlaşamadığını ileri sürüyor ve bu alanda önemli yenilenme ihtiyacına dikkat çekiyorum. Türkiye solunun henüz dikkat vermediği bu sorunlar Kemalizmden kat kat daha önemlidir. 

Marks, Lenin, Mao, Kastro gibi devrimcileri hem çok önemsiyor hem de onlara devrimci eleştirici bir gözle bakılmasını savunuyorum. Kimse devrimci eleştirinin üzerinde değildir. Devrimci eleştiricilik bir yana bırakıldığı için sosyalizm dinlerin akıbetine uğramaktadır. Bunların Kemalizmle ve sosyal şovenizmle bir alakası olabilir mi?

Haksızlık nereden gelirse gelsin tavır almak gerektiğini sadece sözde değil pratikte de savunuyorum. Bu uğurda saldırılara uğrama riskini göze almaktan kaçınmadım.

Kürt hareketinin, CHP’nin veya soldaki görece daha büyük örgütlerin gözüne girmek için çalışmıyorum. Doğru bildiğim yolda bir başıma da kalsam yürüme azmini, özgürleşmenin en önemli şartlarından biri görüyorum.

Bütün bunlar Kemalizmden bağımsızlaşmamak ise ben Kemalizmden kurtulmak istemiyorum. Kemalizme HDP solu ve ibrahimci sol gibi bakmıyorum. Kemalizm bir burjuva devrimciliği olarak ortaya çıkmıştır. Yukarıda savunduğum düşünce davranış ise burjuva devrimciliği anlamındaki Kemalizmi ilerici gören ama ondan çok farklı bir Marksist devrimci çizgidir. 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.