İÇ SAVAŞ YAKINIMIZDA

1
1019

13716185_1058308170891042_8427470174632410184_n-115 Temmuz akşamı yapılan başarısız darbe girişiminin bastırılmasıyla demokrasinin kazandığı söylendi. Bunu söyleyen yalnızca AKP ve onun yedeğinde olagelmiş MHP değildi. Ne yazık ki CHP ve HDP sözcüleri de adeta Erdoğan’ ın yanında saf tuttuklarını ilan ettiler. Her zaman zenginlerin hizmetinde olmuş ve şimdilerde Erdoğan’ın çiftliği durumundaki parlamentoyu ” halkın iradesi” diye bir kez daha kutsadılar. Ne CHP ne de HDP olayların sıcaklığı içinde kalkıp da gerçekleri söyleyemedi.* Devrimci güçler olanın bitenin dürüst ve cesaretli açıklamasını devrimciler yaptıktan sonradır ki CHP ve HDP de kıpırdanmaya başlıyor.

Demokrasi adına Türkiye halkına en pis oyunlardan biri daha oynandı. Herkes darbe girişimimde bulunanlara verip veriştiriyor.  Oysa en büyük pisliği hükümet yaptı ve yapmaya devam ediyor. Gelişmeler gösterdi ki esas darbeyi hükümet ayarlamış. Darbenin tetiğini de Cemaate çektirmiş.

Gülen Cemaati Türkiye’yi yıllarca “Aman darbe olacak!” diye korkutup yönlendirdi. Cemaat kendisi dışında herkesi, ve hatta askeri darbelerin asıl hedefi olmuş devrimcileri bile, “darbeci” ve “Ergenekoncu” ilan edip demokrasi şampiyonu geçindi. Sonunda ise beceriksiz bir darbe girişiminde suçüstü yakalandı.

Hükümet, eğer isteseydi, darbecileri onlar daha harekete geçmeden kıskıvrak ele geçirir ve yargı önüne çıkarırdı. Ancak hükümetin darbe heveslilerini caydırmak ve kan dökülmesini önlemekten çok farklı ihtiyaçları vardı. Darbe girişiminde bulunmak isteyenler harekete geçmeli, gürültü yaratmalıydılar ki hükümete fırsat doğsun. Hükümet böylece yalnızca Gülencileri değil bütün muhalifleri devletten ayıklamak ve yerlerine kendi yandaşlarını getirmek için eline fırsat geçirmeliydi. Hükümet böylece baskı rejimini perçinlemek için olanak yaratmalıydı. Camileri faşist dinciliğin kışlası minareler de süngüsü haline getirmeliydi.

Hükümet böylece bir zamanlar kendisini tehdit etmiş olan Cumhuriyet mitinglerinin ve çok daha önemlisi ise Gezi direnişinin rövanşını almalı, sokaklarda kalıcı egemenliği ele geçirmeliydi. Hükümet böylece Gezi direnişi sırasında zor frenlediğini ileri sürdüğü “milyonlar” yalanını gerçek hale getirmeliydi. O dönem evde tutulan milyonlar aslında sadece yolsuzluk paralarından ibaret iken darbe girişimi ile birlikte bir gerçek haline gelecekti.

Yaralanan ve öldürülen insanlar onların kutsal saydıkları kirli amaçlar için feda olsundu. Onlar daha önce başta IŞİD saldırıları olmak üzere kendi iktidarlarını kuvvetlendirme amacına hizmet edecek nice saldırının önünü açmıştı. Binlerce Kürt gencinin yüzlerce askerin ölümüne aynı amaçlarla yol açmışlardı. Şehirlerimizi yerle bir etmişlerdi. Suriye’de on binlerce insanın hayatına malolan gelişmelerin önünü açan da onlardı.

Hükümet; başlatacağı gerici saldırının tetiğini darbecilere çektirdi. Darbecilerin hazırlıklarını adım adım izledi. Kendi insanlarını darbecilerin arasına yerleştirdi. Bu sızmalar vasıtasıyla ve dolaylı yollardan darbecilere başarılı olacakları yönünde cesaret verdi. Böylece hazırlıkları hükümetin avucunun içinde gelişti. En son da darbecileri erken davranmaya mecbur ederek çok kolay bir zafer kazandı.

Başarısız girişim sonrasında teslim olan askerlere yapılan zulüm, ibret vericidir. PKK esir aldığı Türk askerine saygıyla davranırken AKP’ nin polisi onları dövüyor, aşağılıyor, soyuyor, teşhir ediyor. Tutsak düşmüş bir subaya ” Senin kızını..” diye tecavüzcü küfürler ediyor. AKP yanlısı IŞİDciler erleri linç ediyor ve tıpkı Suriye’de yaptıkları gibi “Allahü ekber!” eşliğinde boğaz kesiyorlar.

Bir yandan da “Darbeyi önledik, demokrasiyi kurtardık”, çığırtkanlığı yapılıyor. Kışkırtılmış gericilik günlerdir, meydanlarda, televizyon kanallarında tepinip duruyor. Camiler hükümetin kışlası ve propaganda merkezi haline getirilmiş durumda.

Milyonlarca yurtsever ve demokrat insan kışkırtılmış gericiliği korku, tedirginlik, dehşet ve aynı zamanda da nefretle izliyor. Alevilerin yoğun yaşadığı mahallelerde halk kışkırtılmış gericiliğin karşısında devrimciler liderliğinde direniyor ve saldırgan gericileri püskürtüyor. İnsanlar direnmenin yollarını arıyorlar.

Irak ve Suriye’deki gericilik üzerimize geliyor. Devrimciler, Aleviler, Kürtler, dinciliğe karşı olan herkes ve hatta Erdoğan’a kölece itaat etmeye  itiraz edecek görülen herkes bu şımartılmış gericiliğin hedefidir.

Kimsenin en ufak bir kuşkusu olmasın ki Türkiye bu gericiliğe teslim olmayacaktır. Yaklaşan iç savaş  bütün demokrasi güçlerini düşünmeye çağırıyor. Hükümetin darbe girişimi bahanesiyle başlattığı saldırı sonucu baskıya, aşağılanmaya, hakarete  ve tasfiyeye uğrayan subaylar bile düşünecektir. Zulüm ve zorbalık karşısında kölece teslim olmak ya da özgürlük için şerefimiz ve onurumuzla direnmek gibi iki yol var. Gün birlik ve mücadele günüdür.

*Bu arada Vatan Partisi gibi antiemperyalizm adına açıktan Erdoğan destekçilerine: Erdoğan’ın antiemperyalizmi IŞİD, El-Nusra ve cihatçıların antiemperyalizmidir.

ODAK DERGİSİ

18.07.2016

1 Yorum

  1. ÇARESİZLİK, YETEMEMEK VE YETMEZLİK BAŞKA BİR ŞEY, ALÇAKLIK VE DÜŞKÜNLÜK BAŞKA BİR ŞEYDİR!

    Temizlik bir kültürdür.

    Toplumsal ve bireysel temel bir hayat tarzı parayla gerçek ya da yalan olmaz.

    Doğru bir ahlak, iyi ve o güzel olan estetik bir vicdan, temiz ve haklı bir yaşam nitelikleri ve biçimi için iç dinamikleri ve alt yapısı olan ve böyle kurulan ileri, çağdaş, uygar, medeni, aydın ve bilimsel olarak gerçek olan temel bir hayat tarzına ve yaşam biçimine paranın gücü yetmez.

    Bunun için doğru bir tarihsel bilinçle donanımlı olan ve bilimsel bir akıl ve ruh birikiminin doğrudan müdahalesi ile gerçekleşen, insan, doğa ve emek üçlemle bileşmiş estetik bir doğuma ve bu doğumun hak ve hakikat varoluşuna gerçek katalizörüne ihtiyaç vardır. Bu katalizör en derin, en stratejik ve en alt sınıflar inisiyatifinin içinden bu hayata doğar ve bu tarihe gerçek olur. Bunun doğduğu, olduğu, durduğu, yürüdüğü ve sürdüğıben geniş tabanlı toplumsal ve sosyolojik Türkiye devrimi için ve adına hareket eden böylesi bir gerçek katalizörü ne tek başına ve yalnızca sınıf devletine ve ne de bir başına ve yalnızca çakma ve sahte bir ulus devletinin varlığına değil, devrimci ve demokratik, tam bağımsız, gerçekten özgür ve eşitlerin birleşiği ve birliği, mutlak bir nitelikle kul ya da mutlak bir nicelikle köle bağlaşığı ve eklektiği olan ve içi boş ittifakların abelacı, markacı, patentçi, ” kolla beni & kollarım ya da kollayayım ve savunayım seni! ” olan ve yalnızca bu türden pragmatik bir politik çerçevesi ile bu hayatı ve bu tarihi duran ve yürüyen değil, sürekli ve kesintisiz olarak niteliksel ve eleştrel, net ve sonsuz bağlantısız bir halk hareketinin ya da halk devletinin zoruna ihtiyaç var.

    Bütün türleri, tipleri, renkleri, cinsleri ne olursa olsun ve nasıl olursa olsun bunların, her türlü gerici, tutucu, bağnaz, yobaz, bu çağın dışı, statukocu, dinci, ırkçı ve faşist olan MALAK & DALAK ağıl, ahır ve sürü kültürüne karşı, ne açık, bilinçsiz, korkak, cahil ve kof bir düşman ve ne de aynı şekilde, nitelikte, algıda, bilinçte, estetikte ve davranışta pay dost olmayacağız, olmayacağım.

    Şahin Kanbur & ( 18 Temmuz 2016 )

    **(!)**

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.