İsveç’te Odak Okurları Konser Düzenledi!

0
38

13015660_888958827896697_4780795633981493276_nyalcin
Dergimiz okurlarının düzenledikleri konser ile ilgili değerlendirmesini yayınlıyoruz.

“Zulme Karşı Direniş Haktır” başlığıyla düzenlediğimiz konser etkinliğimizi başarıyla gerçekleştirdik.

Konser etkinliğimizle geniş kesimlere ulaşmak ve Göteborg`un geneline, hatta İsveç`in bütününe yayılan bir dayanışma ağı yaratmanın adımını atmak istemiştik. Konser etkinliği yardımıyla bu yönde başarılı bir adım atabildik. Konsere 90 civarında bir katılım oldu. Konserde, Odak Dergisi yazarı Hamza Yalçın’ın yurtdışındaki dayanışmayı ele alan konuşması oldukça ilgi gördü. Ardından Yeşim Kantekin ve Hakan Vreskala türküleriyle dayanışma gösterdi.

12994553_888958717896708_2419479946804849619_nhakan
Konserimize gösterilen ilgi Göteborg’daki ilişkilerin mevcut durumuyla gayet olumludur. Katılanların bileşimi bakımından konser çok daha umut verici oldu. Önümüzdeki dönemde daha başarılı çalışmalar yapacağız. Çalışmaya katılan bütün dostlara, dayanışmacı sanatçılar Sami Küçükkara’ya, Ape Raşit’e teşekkür ediyoruz.

13001060_888958944563352_2213818535802898318_ngrupape

Aşağıda Hamza Yalçın arkadaşın etkinlikte yaptığı konuşmanın metni bulunmaktadır.

“Zulme Karşı Direniş Haktır adlı etkinliğe hoş geldiniz. 

Uğraştık, didindik bir olanak hazırladık: Bir araya gelme olanağı. İlerici kesim olarak son zamanlarda çok dağınığız. Daha kötüsü ise Türkiye solu denen bizim cenahta öyle bir bireycilik, öyle bir rekabetçilik var ki gören de kapitalist sistemin asıl bekçisi solcular sanır. Bu eğilim bu konserde kendisine solcu ve sosyalist diyen insanlarda da ortaya çıktı. Başarısız kalırsak başarılı olacaklarını düşünüyorlar.

Dolayısıyla ben burada dayanışma ihtiyacından söz edeceğim. Bu konserin amacı dayanışmaya vurgu yapmaktır. 

Rekabet ve dayanışma iki karşıt ilişkidir. Rekabet günümüz dünyasında her türlü ilerlemenin itici gücü olarak gösteriliyor. Rekabet ilerleme yaratabiliyor ama çok kötü bir ilerleme yaratıyor. 

Sömürgecilik çağını rekabet açtı. Afrika, Latin Amerika, Asya batılı sömürgeciler tarafından işgal edildi, halklar köle olarak satıldılar.  

Başarısız kalsak başarılı olacaklarını sanıyorlar, dedik. Düşmanız sanki. Buyrun rekabetçi mantığı teşhir eden bir fıkra: Bir ulu kişi bir kula görünür. ‘Benden ne dilersen alacaksın fakat bir şartla’, der. Ardından da şartını söyler: ‘Sana vereceğimin iki katını komşuna vereceğim’. Adam düşünür ve dileğini söyler: ‘Bir gözümü kör et!’. Rekabetçilik bu mantıktan kaçınamaz. Çünkü rekabetin temel amacı rakibinden üstün olmaktır ve rekabet düşmanlık yaratır. 

Rekabetçi sistem insanlarda öfke ve düşmanlık yaratıyor. 

Sömürgecilik döneminin başlangıcından bu yana belki 500 yıl geçti. Rekabetçilik yoluyla ilerleye ilerleye günümüzün IŞİD dünyasına geldik. Ortadoğu’da kadın esirler seks kölesi olarak pazarlarda satılıyor. Binlerce insan intihar bombacısı olmuş, ölmek ve öldürmek için uğraşıyor. Mesele Ortadoğu’da kalmadı. Avrupa’da on binlerce göçmen genç gitti IŞİD’ e katıldı. Aralarında Alevi kökenliler bile var. Paris’te, Brüksel’de bombalar patlıyor ve insanlar ölüyor. 

Rekabetçilik korkunç bir yalnızlık ve güçsüzlük yaratıyor. Nüfus artıyor, büyük yerleşim yerlerinde toplanıyoruz. Telefon, internet, medya, sosyal medya, uçak, tren, otobüs, otomobil gibi muazzam olanaklar bizleri yakınlaştıramıyor. Gitgide birbirimizden uzaklaşıyoruz. Birbirimizi nasıl da kolay siliyoruz. Nasıl da kolay küsüyoruz ve çok kolay düşmanlaşıyoruz. IŞİD canavarlığı yalnızlıktan bunalmış insanlara kurtuluş geliyor. İnsanlar mevcut sistemde bulamadıkları birlik-beraberliği ve dayanışmayı oralarda arıyor. Rekabetçiliğin yalnızlaştırdığı, mutsuzlaştırdığı, umutsuzlaştırdığı ve güçsüzleştirdiği insanlar İŞİD gibi örgütlere katılarak güçlendiklerini, dünyada umuda kavuştuklarını, cennette de sonsuz mutluluğa kavuşacaklarını düşünüyorlar.

Bizim sol kesimin çocukları birbirini pek tanımaz. Çünkü aileleri, çocukları da rekabete sokar ve birbirlerinden uzaklaştırırlar. Çocuklar sisteme emanettir. Anne-babalar çocuklarına şahsi gelecek hazırlamakla yetinirler. Bu da ilerici kesim insanlarının çocuklarının birbirinden yardım alarak ileriye gitmesini engeller. İsveç hapishanelerinde yatan Türkiye kökenli çocukların önemli bir kesiminin sol görüşlü ailelerden geldiğini duymuştum. 

Bundan hepimiz sorumluyuz.

Rekabet dünyası ezilenleri böler. Otuz adet muktedir yani egemen, otuz milyon ezileni böler ve birbirine düşürür. Her bir insan ezenlerin karşısında tek başına bile kalmaz. Ezilenler birbirini yalnız bıraktıkları ve aşağıya çektikleri için milyonlarca insanın direniş gücü sıfırın altına düşer ve eksi olur. Milyonlarca insan sadece kendi kurtuluşları için mücadeleden kaçmakla kalmaz, bir de gericilerin saflarına katılırlar. Onlara oy verirler. Onların kıçının kılı olurlar. Eksi olmak bu demektir. 

Cehennemde başında zebani olmayan tek kazan, hikayesini biliyorsunuzdur. Bütün kaynar kazanların başında kazandan çıkmak isteyenleri yere bastıran, elinde dirgen zebani varken bir kazanda hiç bekçi yokmuş. Cehenneme yeni düşmüş biri merak etmiş ve ‘Niye orada nöbetçi yok?’, diye sormuş. ‘Orada haşlananlar Türkiye solcularıdır; aralarında kurtulmaya çalışanları birbiri engelliyor; zebaniye gerek yok’, demişler. 

Konserimiz aleyhinde davranan ve dayanışmadan kasten uzak duran solculara ithaf olunur. 

Facebook sayfalarında gerici insanlara gülmek ya da ateş püskürmek kolaydır. Sen gerçek hayatta ne yapıyorsun? Sen de bir rekabetçiysen aynı yere hizmet ediyorsun. 

Rekabet mutsuzluk, yalnızlaşma, güçsüzlük, düşmanlık yaratırken dayanışma umut, sevgi, birlik-beraberlik, kuvvet yaratır. Acıları bal eylersin. Güne umutla başlarsın. Akşam huzur içinde yatırsan. Zorluklar küçülür mutluluklar artar. Kişiler var, dargelirli, işsiz ama mutlular. Rekabet dünyası zengini daha zengin fakiri daha fakir yapmakla kalmaz. Kişiler var çok insanı geçmiş ve beyin cerrahı olmuş ama yapayalnız. 

Bundan 15-20 yıl önce Göteborg’da yaşayan Türkiye kökenli ilerici kesim arasında çok güzel ilişkiler görmüştüm. İnsanlar arasında sevgi, saygı ve dayanışma vardı.  O zamanlar İsveç’teki ilerici insanlarla bağ kurmaya önem veriyordum. Göteborg’a ne zaman geldiysem moral bulmuştum. Gittiğim yerlerde sık sık Göteborg’daki insanları överdim. Mesela şimdi yaşamayan ve genç yaşında yitirdiğimiz güzel insan Cafer Ok vardı. Varlıklıydı ve çevresine yardım ederdi. Onun sayesinde ilerici kesimin gücü artardı. Burada genç yaşında ölen Cafer Oku’ u saygıyla anıyorum.

Sonra neler olduysa benim tanıdığım buradaki çevrede bir rekabet, bir anlayışsızlık ve bir hoşgörüsüzlük gelişti ve sevgi, saygı, anlayış ve dayanışma temelindeki o ilişkileri hırpaladı ve çok yıprattı. Rekabet böyledir. Birbirini yücelten insanlar birbirinin iyiliğini dert etmemeye ve hatta birbirinin iyiliğinden sıkıntı duymaya başladı. 

Neleri eksik ve yanlış yaptıysak, çocuklarımız birbirini görmez oldular.  Onlara çok büyük haksızlık yapmış olduk. Birbirleriyle görüşmüş olsalardı daha geniş, daha güçlü ve daha dayanışmacı bir arkadaş çevreleri olacaktı. 

Birbirimizin yaş gününü kutlamaz olduk. Böyle sürerse cenazelerimize bile gitmemeye başlarız. 

Bu şehre iki yıl önce iki ilticacı genç insan getirdim. Böylece dayanışmayı bir kez daha test etmiş oldum. O insanlara tahminimin ötesinde yardım edildi. Demek ki Göteborg’ un bu hali bile umudu korumaya yetermiş. 

Bu konserin Göteborg’daki insan ilişkilerini o güzel haline çevirmeye ve daha da iyiye götürmeye istek yaratmasını diliyorum. 

Avrupa Yeni Türk komitesi AYTK diye bir şey duydunuz mu? Her yerde eylem yapıyorlar. Hırsızlara çalışıyorlar ama onlar bile bizim rekabetçi solculardan daha dayanışmacılar. 

AKP bizi Kürt, Türk, Arap, Sunni, Alevi diye bölerek kendi etrafında örgütlüyor. Bizim bu etkinliğimize bile engel oldular. 

Türkiye kökenli demokratlar, CHP’li arkadaşlar, kendilerini demokrat ve sosyalist gören arkadaşlar: AKP’ cilerden daha bireyci, onlardan daha rekabetçi olmaya çalışarak iyi bir yere varamayız!

Biz Türkiye kökenli insanlar olarak birbirimizi destekleyebilir, İsveç’in daha iyiye gitmesine, Türkiye’nin demokratikleşmesine katkıda bulunabiliriz.  Irkçılığın, yabancı düşmanlığının, işsizliğin, ayrımcılığın, horlanmanın karşısına birlikte çıkarız. Uyuşturucu ve çeteleşmeye karşı birlikte dururuz. Dinci ve milliyetçi fanatizmlere birlikte karşı dururuz. Barışı ve demokrasiyi birlikte savunuruz.

Biz Türkiye devrimcilerini soyutlamak için Türklere ‘Bunlar aslında PKK’cı!’ dediler. Hilelerini biliyoruz: Bizi birbirimize düşman edip koyun gibi güdüyorlar. Biz Kürtlere düşman değiliz. PKK’lı dedikleri Kürtlere bu konserde en son gittik. ‘Bize niye en son geldiniz’, diye çıkışmadılar ve çalışmamıza yardım ettiler. Onlara da şurada burada yanaşıp ‘Bunlar aslında sizi sevmiyor, size düşmanlar!’ denmemiş ise çok şaşırırım.

Arap asıllı dostlar görüyorum. Keşke Azeri asıllı dostlar da gelmiş olsaydı. 

Bizler CHP’li, HDP’li ve ilerici, demokrat kesimin dostça, birbirine sevgi, saygı ve tahammül göstererek bir araya gelmesine niye aracılık etmeyelim? Türkiye kökenli ilerici ve demokrat insanlar olarak niye birbirimizi yükseltmeyelim? 

Kendi içimizde sevgi, saygı, anlayış temelinde dayanışma kurarsak İsveç toplumunun demokratik gelişmesine de yardımcı oluruz. 

Kendi içimizde dayanışma kurarsak Türkiye’deki demokratik mücadeleye de, barışa da, ezilenlerin direnişine de katkımız olur. 

Ama öncelikle birbirimize sevgimizi, saygımızı ve sorumluluğumuzu hatırlayalım ve rekabetçilikten uzak duralım. Bu halimizle onlara yardımcı olamayız.

Buraya gelen çok değerli sanatçıların yalnızca yol ücretlerini verdik. Dayanışma gösterdiler. Şimdi ben çekileyim ve sizleri onlarla başbaşa bırakayım. Sevgiyle kalın. dostça kalın ve dayanışma içinde kalın!”

13015398_888958864563360_4466959755954396151_nsalon
12993463_888958911230022_5740654651001250345_nsalon-213007314_888958841230029_6297132009532353557_ndostlukvedayanisma

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here